Haber Detayı
02 Eylül 2019 - Pazartesi 17:42
 
AK Parti ortak akıldan uzaklaştı
Ülkenin siyasi gündemi bir süredir Ak Parti içinde yaşanan muhalefet hareketlerine endekslenmiş durumda. Bu muhalefet hareketlerinin Malatya’ya yansımalarını Prof. Dr. İbrahim Gezer ile konuştuk. Prof. Dr. Gezer, "Bir hareket olmaktan, ortak aklı kullanan bir yapı olmaktan gittikçe uzaklaşarak, her şeye bir kişinin karar verdiği, bir kişilik parti görüntüsü vermeye başladı." cümlesi ile AK Partinin bu gün içine düştüğü çıkmazı ifade etti.
Video Haber Haberi
AK Parti ortak akıldan uzaklaştı

TÜRKİYE'YE ÇOK CİDDİ KAZANIMLAR SAĞLANDI

M.Duran Özkan:Bu kentin bir entelektüeli, akademisyeni ve sosyal girişimcisi olarak sizinle istedik ki siyasi süreci konuşalım ve sohbet edelim. AK Parti cephesini, hem Ülke anlamında, hem de Malatya anlamında değerlendirelim istedik. Sizler de AK Partide bir dönemler aday adayı oldunuz. AK Parti içerisinde siyaset yapmaya çalıştınız. Biraz AK Parti'yi değerlendirir misiniz? Sizin siyaset yapmaya çalıştığınız AK Parti ile bugünkü Ak parti arasında nasıl farklar var, bugün geldiğiniz noktada neler hissediyorsunuz.

Prof.Dr.İbrahim Gezer:İbn-i Haldun'un bir tarih yaklaşımı vardır, der ki; 'İnsanlar gibi iktidarlarda, devletlerde doğarlar, gelişirler ve belirli bir duraklama sürecinden sonra tarih sahnesinden çekilir, yerlerini başkalarına bırakırlar. Biz bu tespiti aslında sadece devletler için değil, bunu partiler içinde yapabiliriz. İnsanlar için zaten geçerli. Çünkü insanlar biyolojik bir varlıktır. Kurumların da aslında insanlar gibi bir yaşam döngüsü vardır. Ama bu tabi şu demek değildir ki, örneğin kendi içerisinde gerçekten iyi yapılanmış daha demokratik, adaletli bir şekilde yapılanmış bütün kurumlar aynı sonucu yaşayacaktır anlamı da çıkmaz. Çünkü bu Sünnetullahtır, tarihi bir yasadır aynı zamanda. Bir takım ilkelere riayet edilirse örneğin iyi, şeffaf bir yönetim, liyakat ve ehliyet sistemi, adalet, özgürlük, barış, kardeşlik bunlar ister kurumlarda olsun, ister devletlerde, ister toplumlarda olsun, bunlara bir şekilde riayet ediliyorsa kurumlar, ülkeler uzun süre yaşayabilirler. Ama Bu ilkelere riayet ettikleri sürece. AK Parti'de bu kurumlardan bir kurum olarak 2002 yılında gerçektende değişim arzusunun ülkeyi sardığı, 28 Şubat sürecinin ülkeyi bayağı yıprattığı, ülkede ciddi bir ekonomik krizin yaşandığı bir dönemde ve ciddi bir şekilde yeniden bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu bir dönemde iktidara geldi ve sanıyorum yüzde 34'lük bir oyla da iktidar oldu. Bu dönemde toplumun değişimlik arzusuna tercümanlık yaptığı içinde başarılı oldu ve ilk 8-10 yıl çok güzel işler yaptı. 2002'den 2013'e kadar. O dönem yapılan şeyler hemen hemen hepimizin altına imza atabileceğimiz şeylerdi. Tek boyutlu dış politikadan, çok boyutlu dış politikaya ekonomiden demokratikleşmeye kadar birçok alanda Türkiye'ye çok ciddi kazanımlar sağlandı. O dönem AK Parti çoğulcu bir yaklaşıma sahipti, ortak aklı dikkate alıyordu. Sosyal demokratlar, liberaller, dindar muhafazakâr kesimler hepsi beraber vardı. Bunların etkisiyle sistem daha denetlenmeye açık bir sistemdi. Sistemin denge-denetleme sistemi daha işlevseldi. Bu sayede milli gelir 3 bin dolarlardan 12 bin dolarlara kadar çıktı. Kürt meselesinde köy boşaltmalarından OHAL'in kaldırılmasına, Kürtçe yayından çözüm sürecine birçok alanda demokratik adımlar atıldı. Sonuç olarak İlk 10 yılda genel anlamda güzel işler yapıldı diyebiliriz. Ama maalesef ondan sonra AK Parti biraz içe kapanmaya başladı. Çoğulculuğunu ve demokratik özeliklerini büyük oranda kaybetti. Bir hareket olmaktan, ortak aklı kullanan bir yapı olmaktan gittikçe uzaklaşarak,herşeye bir kişinin karar verdiği, bir kişilik parti görüntüsü vermeye başladı. Bu dönemde demokratikleşme adımları durmaya başladı hatta birçok alanda gerilemeler yaşanmaya başladı. Örneğin, Siyasi partiler yasasının anti demokratik yapısını değiştirmeyi gündemlerine dahi almadılar. Mesela, sivil anayasa konusunda ciddi girişimler başlattılar ama onu bir türlü sonlandıramadılar. Bugün aşağı, yukarı 18 yıllık bir iktidar var, ama hala bir sivil anayasamız yoktur, ülke hala bir darbe anayasasıyla yönetiliyor. Bu çok kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye hala yapısal dönüşümlerini yapabilmiş değil, Türkiye hala hukukun üstünlüğünü esas alan bir ülkeye dönüşmüş değil. Bugün bağımsız ve tarafsız yargı konusunda ciddi sıkıntılarımız var. Örneğin, hala yüzde 10 seçim barajı gibi anti demokratik bir barajla karşı karşıyayız. Siyasi parti yasası hala genel başkanların iki dudağı arasında yürüyen bir sistemle işliyor.

Geçen gün Boris Johnson diye bir adam İngiltere'de başbakan seçildi. Biliyorsunuz Muhafazakâr parti bir kaç yıldır iktidarda, neredeyse 3 yılda 3 başbakan değiştirdi. Peki başbakanları kim belirliyor orada? Muhafazakâr partinin ülke genelindeki 160 bin üyesi. Muhafazakar Parti 160 bin üyesine soruyor her şeyi. Peki biz de bütün bunlara kim karar veriyor, tabii ki genel başkanlar. Yani bir kişi.

Dolayısıyla bizim ülkemizde siyasi partiler yasası anti demokratiktir ve bizim sorunlarımızı çözemememizin temel sebeplerinden biridir. Bu sistem ülke için söyleyecek sözü, düşünceleri, projeleri olan insanların yetkili hale gelmesini engelliyor ve daha öte bir şey yapıyor, bu durum mevcut kadroların sorunları çözememesine, krizlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor, hatta ülke ülke bir türlü demokratikleştirilemediği için müdahalelerin ve darbelerin yolunu açıyor. Türkiye'de siyasi partiler yasası demokratik olsaydı insanlar el etek öpmek için Pelsinvanya'da sıraya girerler miydi? Şimdilerde milletvekillerinin, bakanların boy boy fotoğrafları çıkıyor. Pelsinvanya'ya bir insan neden gider? Oysa siyasi partiler yasası demokratik olsa halk karar verecek, üye karar verecek. Sen gider sahada çalışırsın. Ben bundan 5-6 yıl önce aday adaylığım sırasında sahada çalışırken ziyaret ettiğim bazı hemşerilerimiz bana, “Hocam sen buralarda ne yapıyorsun, neden çalışıyorsun, bu işler Ankara'da oluyor. Senin Ankara'ya gitmen lazım diyorlardı, haklılarmış meğer. Türkiye'de maalesef böyle bir sistem olduğu için insanlar Ankara'ya gidiyorlar, Ankara olmazsa Pelsinvanya'ya gidiyorlardı, o dönem öyleydi.

Yada başka bir şey söyleyeyim, 15 Temmuz olayında ülkede epey bir insanın aklını, iradesini başka birilerinin cebine koyduğuna şahit olduk. Anadolu'nun dindar çocuklarının darbecilere dönüştürüldüğünü müşahede ettik. Peki Türkiye'de geçekten özgürleştiren bir eğitim olsaydı, kendi ayakları üzerinde duran, kendi aklını kullanan bir özgürlükçü eğitim verebilseydik, analitik düşünen, eleştirel bakabilen, okuyan, araştıran, yazan bir gençlik yetiştirebilseydik, insanlar bu noktaya gelir miydi? Özet olarak, bizim temel sorunumuz temel değerler dediğimiz adalet, özgürlük, liyakat, ehliyet, hukukun üstünlüğü, meşveret gibi değerlerimizi dikkate almamamız. Dolayısıyla AK Parti'de bu süreçte maalesef, bir dönemlerdeki o milli irade, ortak akıl dediğimiz özelliklerini önemli oranda kaybeden bir partiye dönüştüğü için, şuanda örneğin Türkiye'nin sorunlarını çözmede ciddi sıkıntılar yaşıyor. 

CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ, ÜLKENİN BU SORUNLARINI ÇÖZEMİYOR

Özkan: Bugünlerde AK Parti içerisin de konuşulan 'birden fazla kişinin AK Parti içerisinden ayrılabileceği' söyleniyor. Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan'ın başını çektiği iki hareket var bunu nasıl değerlendiriyorsunuz.

Gezer:  Biraz önce belirttiğim gibi bir yapı temel ilkelerle birlikte ortaya çıkar. O temel ilkelerle de yol yürüdüğü sürece kimse ayrılmayı falan düşünmez. İşler doğru düzgün yapılıyorsa, hukuka, adalete uygun yapılıyorsa kimse oradan ayrılmayı falan düşünmez. Ama bu temel ilkelerden vazgeçilmişse ortak akıl işletilmiyorsa, ülkede yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge önemli oranda bozulmuşsa, meclis önemli oranda işlevini kaybetmiş ise, yargı etkin bir şekilde çalışmıyorsa, örneğin şuan duyuyoruz binlerce insan berat kararı almış ama yargı gerekeni yapmıyor. Yada anayasa mahkemesi bir karar alıyor örneğin Üniversiteden atılan hocalarla ilgili ama kimse yerine getirmiyor. Böyle bir ülke olabilir mi? Şimdi bir kere ülkenin yeniden hızlıca normalleştirilmesi gerekiyor. Hukukun üstünlüğünün esas alındığı bir yapıya dönülmesi gerekiyor. Mevcut yapı bunu bir şekilde yapmakta zorlanıyorsa, ister istemez yeni arayışlar ortaya çıkmaya başlayacaktır. Bilmiyorum belki başkaları da vardır ama birazda Davutoğlu'yla, Babacan ve ekipleri üzerinde biraz daha yoğunlaşmış oldu. Bu arayışlar kaçınılmaz arayışlardır. Olmaması düşündürücü olmalıdır. Çünkü ülke sorunlarını çözemiyor sonuçta. Ekonomide ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bana sorarsanız daha önemli bir kriz siyasal krizdir. Yani yönetim krizi. Cumhurbaşkanlığı sistemi, ülkenin bu sorunlarını çözemiyor. Bu ülkeye uygun olmadığını biz her zaman söylüyorduk ama şimdi daha açık bir şekilde ortaya çıktı. İdealleri olan, iddiaları olan insanlar çıkış yapacaklardır. Bu anlamda dediğiniz iki oluşum er geç partiye dönüşecektir.

Özkan:2020 yılı içerisinde yeni bir partinin doğacağı söyleniyor. Yol haritası hemen hemen belirlenmiş gibi. İşte, bu nedenle Adalet eski bakanı istifa etti, Beşir Atalay istifa etti. Siz bu iki grup içerisinde hangisini daha şanslı görüyorsunuz?

ÜLKE YÖNETİLMİYOR, İDARE EDİLİYOR

Gezer:Şanslarının neye bağlı olduğunu söyleyeyim o daha doğru olur. Bir partinin tüzüğünü çok önemserim. Şu anda ülkede gerçekten katılımcı, çoğulcu, hukukun üstünlüğünü esas alan, herkesi kuşatan Kürt'ünü, Türk'ünü, Alevi'sini, Sünni'sini kuşatabilen bir yapıya ihtiyaç var. En önemli ihtiyaç, bu ülkenin hızlıca demokratikleştirilmesi, sivil anayasanın gündeme alınması, hukukun üstünlüğünün bir şekilde tesis edilmesi, çoğulculuğun bir şekilde sağlanması, ötekileşme ve kutuplaşmanın kökünün kazınması, sabah kahvaltısını yapıp sokağa çıkan bu ülkenin her insanı, 'Ben bu ülkenin asıl unsuruyum' diyebiliyor mu, diyemiyor mu? Ona bakılması lazım. 'Bir sınava girersem bana eşit davranılacak, atamalar ve görevde yükseltmelerde eşitlik esas olacak' diye düşünüyorsa, bu ülkede huzur ve güven olur. Bu çıkacak oluşumlarda kim merkeze daha yakın durursa, kim çoğulculuğu daha çok garanti edebilirse daha başarılı olacaktır diye düşünüyorum. Bunu kim vaat ediyorsa, kim merkezde duruyorsa, hukuku, barışı kardeşliği kimler savunuyorsa umarım onlar başarılı olur. Birde kardeşlik söylemi bizleri kardeş yapmaz, eşitlik bizi kardeş yapar. Bunları sağlayacak bir yapı ortaya çıkar, kimseyle kavga etmeden, hamaset nutukları atmadan oturur bu ülkenin yapısal dönüşümlerini, eğitimini, sağlığını, ekonomisini, tarımını önüne koyar ve herkesi katarsa o ekibin daha şanslı olacağını düşünüyorum. Türkiye'nin hızlıca yeniden normalleşmeye ihtiyacı var. Bu ülke bana sorarsanız yönetilmiyor, idare ediliyor şuanda.

BÜTÜN İNANÇLARA, DİNLERE, İDEOLOJİLERE EŞİT MESAFEDE DURULMALI

Özkan: Söylemlere baktığımız zaman Ali Babacan ekibinin dört eğilimi Anavatan, Özal döneminde dillendirilen dört eğilimi üzerinde toplama çabası içerisinde olmak gibi konular basında çıkıyor. Bu konu ile ilgili bilgileriniz var mı?

Gezer: Doğrusu çok yakından takip ettiğimi söyleyemem. Şuanda 1-2 kitap çalışmamız var. Onlara odaklanmış durumdayım. Ama basından duyduğumuz oluyor. Davutoğlu, bazı konuşmalar yapıyor. Denk geldiğim ve dinlediğim konuşmalar oldu. Devlet dediğiniz şey biraz merkezde durması lazım. Bütün inançlara, dinlere, ideolojilere eşit mesafede durması lazım. Kimseye bir ideoloji dayatmaması, kimseye bir din dayatmaması bu anlamda dindar gençlik tartışmalarını yeniden yapmamız gerektiğini düşünüyorum.

Özkan:Eski milli eğitim ve bilim sanayi ve teknoloji Bakanları Malatya'da BİLSAM'ın programına geldiler. Baktığınız zaman bu kişiler Ali Babacan'ın etrafında olan isimler. Bu isimlerle hiç konuştunuz mu Ali Babacan hareketini?

Gezer: Ömer Bey ile olsun Nihat beyle olsun değerlendirmelerimiz oldu. Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da gençlik kampımız oldu. Orada bir 10-15 kadar düşünce insanı, yazarçizer, siyaset insanı katılmıştı. Ömer Bey ve Nihat beyi de misafir etmiştik. Bir sohbet ortamında bunları değerlendirmiştik. Dediğiniz gibi aynı şeyleri onlardan da dinledik. Ömer Bey şuanda daha çok bireysel çalışmalara yoğunlaşmış durumda, kitap çalışmaları falan var.

SİYASET YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

Özkan: Kurulacak olan partide siz siyaset yapmayı düşünüyor musunuz?

Gezer: Benim bir kitap çalışmamam olmuştu. Toplumsal gelişme ve dinamikleri diye bir çalışma. O çalışmanın temel tezi şuydu, bugün dünyada var olan ülkelerin ya da toplumların, STK'ların birbirinden farklı kılan temel özellikleri nelerdir şeklinde? Ne yapan ülkeler gelişiyor, neden bazı ülkeler bugün eğitim, sağlık açısından, insan hakları ve Özgürlükler açısından iyi bir noktaya gelmişken, bazıları neden sürünüyor. Sözgelimi Kuzey ile Güney Kore arasında bu kadar fark nasıl oluşuyor? Bunlar bir elmanın iki yarısı gibi aynı yapılar. Rahmetli Özal döneminde, 1983 yılında Türkiye'nin gayri safi milli hâsılası 95 milyar dolarken, Güney Kore'nin ki, 62 milyar dolardı. Ama şimdi, Güney Kore'nin ki, 2 trilyon dolara yakın, bizimki 700 küsur milyar dolarlarda. Bizim insanımız daha az mı zeki? Bence öyle değil. İnsan genlerinin haritası çıkartıldı. Ortaya çıktı ki insanların tamamı yüzde 99 küsür oranında birbirinin aynısı. Hatta yeryüzünde yetenekli insanların dağılımı da aynı. O zaman neden bazı ülkelerde Edison'lar Gutemberg'ler çıkarken, diğer tarafta neden çıkmıyor. Bunlar üzerine kafa yormamız lazım. Güney Kore ile Kuzey Kore örneğinde yine uydudan baktığınız da neden bir taraf karanlıklar içerisindeyken, diğer ülke ışıl ışıl. Neden birisinin bu kadar küresel markası varken, diğeri bir diktatörün elinde inim inim inliyor niye? Temel sebebi adalet, özgürlük, çoğulculuk ve barış içerisinde bir toplum. Bunu ne sağlayacak? Bunu ancak siyaset sağlar. Bir ülkede politik sistemi demokratikleştirememişseniz, onu bir şekilde adam edememişseniz, o ülkenin diğer sorunlarını çözemezsiniz. Siyaseti düzeltmeden ekonomiyi, eğitimi, sivil toplumu, Üniversiteleri düzeltemezsiniz...

Aktif siyasete dâhil olurum ya da olmam. Bu ayrı bir şey. Ama siyasetin önemsenmesi gerekiyor. Türkiye Siyaset konusunu çözmeden diğer sorunlarını çözemez. Nietzsche'nin sözüdür, 'Eğer bir ülkede bilim ve sanattan daha çok siyaset konuşuluyorsa, o ülke üçüncü sınıf bir ülkedir' ben buna katılırım ama bir şartla. Nasıl bir ülkede? Öncelikle siyasal sistemini kurmuş bir ülke için bu geçerli. Siyasal sistem kurulmuş, sivil bir anayasası var, yasama, yürütme, yargı işlevlerini yapıyor, siyasetin yolları herkese eşit bir şekilde açık, siyaset ülkenin sorunlarını çözmeye uğraşıyor o zaman herkes gidip işini yapmalı. Türkiye’de dahil bizim coğrafyamız adaletli, eşitlikçi, katılımcı ve çoğulcu siyasal sistemler kuramıyor. Öncelikle bunu kurmaya odaklanmamız gerekiyor. Öncelikle bunu kuralım, her gelenin darbe yapamayacağı, ülkeyi ele geçiremeyeceği bir sistem oluşturalım.

Sınırlı süreli yönetim olmalı. Biz bunu başaramadığımız sürece asla bir yere gelemeyiz. Bakın bugün dünyanın en yaşlı liderleri bizim coğrafyayı yönetiyorlar. Özellikle Afrika, Ortadoğu bundan kırılıyor. Her gelen '1-2 dönemliğine geleceğim' deyip, 40-50 yıl iktidarda kalmanın yollarını arıyorlar. Oysa yapılan araştırmalar gösteriyor ki bir kişi en fazla 8-10 yıl üst düzey performans gösterebiliyor. Kaldı ki, daha uzun süre performans gösterse bile aynı kişinin uzun süreli iktidarına müsaade etmemek lazım. Özellikle bu coğrafyanın siyasal kültürü için bu çok daha önemli. Zira 10 yıl iktidar olan bir yapı, bütün kurumları kendi rengine boyuyor. Ondan sonra da gitmemek için bu defa da sistemi zorluyor.

PARTİ İÇERİSİNDE BİR RAHATSIZLIK VAR

Özkan:Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, ayrışması gündemde konuşulurken, kamuoyuna baktığımız zamanda milli görüş geleneğinden gelen AK Parti'nin artık milli görüş geleneğinden gelenler tarafından artık yavaş, yavaş terk edildiği, hatta oyların yüzde 35'lere düştüğü söyleniyor. İslami kesimin AK Parti'den kopuşunu neye bağlıyorsunuz? Kopuşta ciddi bir büyüklük var mı? Yoksa küçük bir boyutta mı ayrışma var? Ya da siz böyle bir kopuşu gözlemleye biliyor musunuz?

Gezer: Elbette bunu görüyoruz, bunu gözlemleyebilmek için çok zeki olmaya falan da gerek yok. Bir şekilde parti içerisinde bir rahatsızlık var. Dediğim gibi daha önce bir ortak akıl hareketi vardı ama şuanda genel başkan ve onun etrafındaki bir ekibin yürüttüğü farklı bir yapılanma var. Parti dediğin teşkilatları olur, teşkilatlar siyaset üretir, üyeler ve delegeler siyasete katılır. Üyenin ve delegenin bir karşılığı olur. Bütün dünyada böyledir. Bizde bunların olmadığını bizzat yaşayarak gözlememe imkânım oldu. Kopuşun boyutlarının ne olduğunu kesin söyleyebilmek mümkün olmaz. Bunu ancak seçimler ortaya koyar. İşte son seçimde MHP ile AK Parti'nin toplam oylarının yüzde 44'lerde olduğu ortaya çıktı. MHP, daha fazlasını sahipleniyor ama ortalama yüzde 10'nu desek AK Parti'nin yüzde 34 civarında bir oyu kaldığı görülebilir 50'lerden, 34'lere düşmüşse yüzde 15 civarında bir kaybettiği söylenebilir. Buradan yola çıkarsak, bir kopmanın yaşandığı söylenebilir. Hani neden dindar, muhafazakâr kesimler kopuyor dediniz ya? Bizim medeniyetimizin bir takım yönetsel değerleri vardır. Örneğin adalet, emanet, rıza, istişare, liyakat ve ehliyet mekanizmaları... Bunlar bizim temel yönetsel değerlerimizdir. Liyakat ve ehliyet sistemi Türkiye'de göçmüştür. Yönetsel değerlerimizden bu kayboldu. Niye bu ülkede ihaleler belirli ailelere gider? Niye bir türlü rant ekonomisinin üstesinden gelemedik? Nihat Ergün Bey Bakanlığı bıraktıktan sonra bir kitap çıkarmıştı, bu kitapta bol örnekleri vardır bunların. Çokta güzel bir kitaptır. Örneğin gidiyorsunuz bir yerde ucuz fiyata bir yerleri alıyorsunuz eş, dost, akraba. Ondan sonra oraya bir imar getiriyorsunuz fiyat bir anda 5-10-20-50 kat artıyor. Bunların hiç birisi caiz ve meşru değil. Adalet de öyle, şuradan çıkın 100 tane insana sorun Türkiye'deki adalete ne kadar güveniyorsunuz, her halde yüzde 10-15'lerde çıkar. Ben bunu kimseyi eleştirmek için söylemiyorum. Bunlar bizim sorunlarımız. Hepimizin bu ülkede emeği var, hepimiz bu ülke daha iyiye gitsin diye elimizden gelenleri yapıyoruz. Kimsenin babasının çiftliği değil buralar. O yüzden bu değerlerde aşınmalar, erozyonlar olunca insanlar ister istemez inisiyatif geliştiriyor ve yeni arayışlara giriyorlar.

Özkan:Geçtiğimiz dönemde yaşadığımız Anavatan örneği var Mesut beyle birlikte bir dağılma süreci yaşamıştı. Şuanda AK Parti'nin başında kurucu başkan duruyor ama AK Parti'de böyle bir şey bekliyor musunuz? Babacan ve Davutoğlu ikilisi yükselir, diğer taraftan AK Parti daha geride kalıp, küçük bir parti haline dönüşür mü?

Gezer: Doğrusunu isterseniz, Tayyip bey partinin başında olduğu sürece ben onu beklemiyorum. Yani Tayyip Beyin kamuoyunda kişisel bir desteği ve karşılığı var. Dolayısıyla da bir şekilde partinin başında olduğu sürece, bu destek sürecektir. Ha 30-40-20 olacaktır onu bilemem ama biraz önce bahsettiğiniz bir anda yüzde 30'lardan, yüzde 1'lere düşme olayı gibi bir şeyin AK Parti için yaşanacağını beklemiyorum. Ama yeni alternatifler ortaya çıktıkça ve ülkenin geleceğine dair daha anlamlı mesajlar verdikçe bir dengeleme oluşacaktır. Türkiye'nin bu anlamda yeniden yapılanmaya ihtiyacı olduğu çok açık.

Özkan:Malatya'daki siyaseti takip edebiliyor musunuz? Özellikle son dönemde AK Parti içerisinde çatışmacı bir durum söz konusu gibi gündemde. Belediye başkanıyla milletvekilleri arasında sürekli bir problem var. İl yönetimi ile ilgili bir çatışma hali gibi bir durum söz konusu. Bunu takip ediyor musunuz, bu konu hakkında ne diyeceksiniz?

Gezer: Bir dönemler Malatya siyasetini yakından takip ediyordum. Biraz da bir girişimimiz olduğu için bundan 5-6 yıl önce. Ama ülkenin sıkıntıları daha öncelikli artık bizler için. Türkiye ve dünyadaki makro gelişmeleri daha çok takip etmeyi tercih ediyorum. Bunu samimiyetle söylüyorum, Malatya'da ne olup bittiğini yakından takip ediyorum dersem yalan olur. Kim kime ne demiş, ne olmuş çok takip edemiyorum. Tercih meselesi yani, şuanda daha önemli bulduğum şeyleri takip etmeyi tercih ediyorum.

İSLAM COĞRAFYASINA BAKTIĞIMIZ ZAMAN ŞUANDA ŞAHLIKLARDAN, SULTANLIKLARDAN, KRALLIKLARDAN VE TEK ADAMLIKLARDAN GEÇİLMİYOR

Özkan: Son olarak söylemek istediğiniz başka bir şeyler var mı?

Gezer: Öncellikle düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşma Fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Sürçü lisan etti isek af ola. Bunun dışında da bu ülkede tek istediğimiz, güzel bir ülkemiz, potansiyelleri olan bir ülkemiz var. Bu topraklar tarih boyunca gerçekten önemli merkezlerden birisi olmuş, insanlarımızda gerçekten sistemlerin bozucu etkisi olmazsa bizim insanımız gibisi yoktur. İslam coğrafyasına baktığımız zaman şuanda şahlıklardan, sultanlıklardan, krallıklardan ve tek adamlıklardan geçilmiyor. Bunların tamamı insan onuruna aykırı rejimlerdir. Bütün hanedan, sultanlık, şahlık rejimleri, diktatörlük rejimlerin tamamı insanlığa da, İslamlığa da aykırı rejimlerdir. Allah insanları eşit ve özgür yaratmıştır. Biri birinin egemeni olsun diye değil. Karşılıklı sorumluluk alarak bu dünyayı imar etmeleri, insanca adalet, özgürlük, barış ve kardeşlik içerisinde beraberce yaşayabilsinler diye yaratmıştır. Dolayısıyla bu tür rejimlerden kurtulamadığımız için maalesef bu tür rejimler insanımızın yapısını alt üst ediyor. Bizim coğrafyalarda akraba kayırmacılığı, riyakârlıklar, yolsuzluklar adeta sistemler tarafından, yönetimler tarafından üretilir ve halka dayatılır. Oysa bu topraklar bir dönemler bilimin, felsefenin, sanatın, eğitimin konuşulduğu, üretildiği topraklardır. Bir dönem bilim, sanat, edebiyat adına ne üretilmişse bizim insanımız tarafından üretilmiştir. Amerikalı Bir tarihçi 'binli yıllarda Nobel bilim ödülleri veriliyor olsaydı bütün ödüller Müslüman bilginlere giderdi' der. Ama şimdi böyle olmadığını biliyoruz. Anadolu coğrafyası, bilimin ilk ortaya çıktığı topraklardır. Demir ilk kez bu topraklarda eritilmiştir, ticaret anlaşmaları ilk kez Kayseri'de imzalanmıştır. Aristo kitaplarının çoğunu bu topraklarda yazmıştır. Heredot kitaplarını bu topraklarda yazmıştır. İlyada bu topraklarda yazılmıştır. Bir dönemler dünyaya çoğulculuğu biz öğretmişiz. İslam medeniyetinin diğer medeniyetlerden farklı bir özelliği vardır, çoğulcu bir medeniyettir. Örneğin bir batı medeniyetini Avrupalılar, Çin medeniyetini sadece Çinliler kurmuştur. Ama bizim İslam medeniyetinin başrolünde Müslümanlar vardır ama Hıristiyanlar, Yahudiler, Süryaniler, Sabailer de vardır. Beraber kurulmuştur bu medeniyet. Bugün bakın Kürt, Şii, Alevi, Sünni sorunuyla uğraşıyoruz. Düne kadar birbirlerinin boğazına sarılan toplumlar Avrupa Birliği gibi bir projeyi hayata geçirdiler. Birbirlerinin boğazına sarılmaktan vazgeçip, müzakere tekniğini geliştirdiler. Bunları görmemiz lazım. Onun içinde biz BİLSAM olarak diyoruz ki, hep beraber Anadolu'nun yerel değerlerini, İslam dininin temel değerlerini ve insanlık kültürünün evrensel değerlerini beraberce önemseyen bir yaklaşımla bilime, hayata, sanata, kültüre dair bir şeyler ortaya koyalım ve bu topraklarda kardeşçe birlikte yaşayalım.

Kaynak: Editör: Onay Ozan
Etiketler: AK, Parti, ortak, akıldan, uzaklaştı,
Yorumlar
Haber Yazılımı