Haber Detayı
30 Kasım 2017 - Perşembe 08:31
 
Asırlık Çınar Geçmişi Anlatıyor
Akçadağ’a bağlı 3 bin nüfuslu Ören mahallesinin en yaşlı üyesi olan 98 yaşındaki Mustafa Bakır (Çakmak Dayı ) geçmiş ile günümüz arasında değişen yaşam koşullarını anlatıyor. İlerleyen yaşına rağmen hala çakı gibi olan Mustafa dayı belki iş yapamıyor ama hala dimdik ayakta yaşıyor. Her gün sabah erken saatte kalkıyor, kahvaltısını yaptıktan sonra kahveye giderek arkadaşlarıyla sohbet etmekten büyük keyif alıyor. Ama artık kendi yaşıtlarının kalmamış olmasına da bir hayli üzülüyor. Yemeklerinde bulgur pilavı, ağırlıklı yer tutmuş, ha bir de “katık” dediği yoğurdu ve ayranı sofrasından hiç eksik etmemiş. İsmi Mustafa’dan çok Caho ve Çakmak dayı olarak tanınan Caho dayımız gazetemize konuştu.
Yaşam Haberi
Asırlık Çınar Geçmişi Anlatıyor

SORU: MUSTAFA DAYI, ESKİDEN ÖREN’DE KOMŞULUK İLİŞKİLERİ NASILDI, NELER YAPILIRDI, BUNLARI BİRAZ BİZE ANLATABİLİR MİSİN?

MUSTAFA DAYI: Eskiden komşular olarak bir birimize çok bağlıydık, komşuluk ilişkilerimiz yoksulluğumuzu da, varlığımızı da belli etmezdi. Hatır, gönül her şey eski adamların ölmesiyle yavaş yavaş bitti. Şimdi ki çağın insanında eskiyle kıyasladığımızda, ne saygı var, ne hatır var ne gönül var, ne komşuluk ilişkisi var hiçbir şey kalmamış. Allah şimdiki zaman insanlarını imkân ve olanaklar bakımında deyim yerindeyse Kadir Gecesi doğurdu, ama manevi değerlerini kaybettiler. Hısımlık, akrabalık, komşuluk ilişkileri bitti.

SORU: SİZİN GENÇLİK YILLARINIZDA KOMŞULAR BİRBİRLERİNİN EVLERİNE GİDİP GELİRLER MİYDİ, ÖZELLİKLE KIŞ AYLARINDA UZUN GECELER NASIL GEÇERDİ?

MUSTAFA DAYI: Ne demek, herkes bir birlerinin evlerine giderdi, bugün benim evimde yarın komşumuzun evinde hep bir araya gelirdik. Büyük köy odaları vardı o zamanlar, bu büyük odalar hemen her evde bir tane mutlaka vardı. Aslında ev yapanlar bu odaların olmasına özen gösterirlerdi. Bu odalar da bir araya gelmezse köylünün zamanı geçmezdi. Evinde toplanılan ev sahibi o gün kendisinin evine gelineceğini önceden bilirdi, ona göre hazırlığını yapardı, kömbeler, köfteler pişirir misafirlerini ağırlardı. Bu köyodalarındaki sohbetler, muhabbetler geç saatlere kadar sürerdi. Malum o zamanlar köylünün gündüz yapacağı işinin olmamasından dolayı sabah erken kalkma derdi olmadığında geç vakitlere kadar sohbetler devam ederdi. Başka bir hususta şuydu, diyelim ki evine gidilecek köylünün ekonomik durumu zayıfsa, komşularına mahcup olmasın diye, diğer komşuları gündüzden onun evine yemek yapması için erzak götürür, eksiğini tamamlar, beraberce yemeğini yapar akşam komşular geldiğinde hep beraber oturur yer içerlerdi. O komşularının zayıflığını hiç belli etmez, onu mahcup duruma düşürmezlerdi. Yalnızca bir gün için değil, mesela fakir olan bir komşunun bütün ihtiyacını, bir kış boyunca ihtiyaçlarının tamamını köylü bir araya gelerek temin eder onu sıkıntıya sokmazlardı. Şimdi bakıyorum, bunların hiç birisi kalmadı, şurada komşusu acından ölse dönüp bakmıyorlar.

SORU: MUSTAFA DAYI, BİRAZ SİZİN DÖNEMİN BAZI GELENEKLERİNİ KONUŞALIM, MESELA KIZ İSTEME GELENEĞİ NASILDI?

MUSTAFA DAYI: O zamanlar güzel geleneklerimiz olduğu gibi kötü geleneklerimiz de vardı. Mesela özellikle de zengin aileler kendi aralarında kızlarına, oğullarına sormadan, onların fikirlerini almadan yolda, kahvede, tarlada kendi aralarında karar verir, filanın kızını filanın oğluna verdik gitti diyerek karar verirlerdi. Bu karara söz konusu olan ne kızın ne oğlanın ne de ailelerinin itiraz etme hakkı olmazdı. Bu kötü gelenekten dolayı mutsuz aileler kuruldu. Ömürleri boyunca mutsuz kaldılar. Bu âdetimiz çok kötüydü.

Kız istemeye gelince, işte falanın oğlu filanın kızını istiyor, önceden kız ailesine haber verilirdi, köyün sözü dinlenen, saygı duyulan birkaç tane yaşlısı kız evine gider misafir olur, çayını kahvesini içer öncelikle kızın babasına, biz senin kızını filanın oğluna istemeye geldik. Sizce de münasipse bir akrabalık kurmak istiyoruz diye kız istenmiş olurdu. Kız babası ilk istemede kesinlikle tamam demezdi. Eğer olumlu bakıyorsa, hoş geldiniz, kızımızı uygun görmeniz bizi onurlandırdı fakat bize birkaç gün müsaade edin, bizim de haber vermemiz, fikrini almamız gereken hısım akraba çevremiz var onlarla da bir konuşalım birkaç gün sonra yine gelin, çayımızı kahvemizi için o zaman size cevabımızı vereceğiz der, “dünürcü” diye adlandırılan il elçileri yolcu ederlerdi. Bu şekilde yolcu etmek kızı verecekleri anlamına gelirdi.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra aynı “dünürcüler” bu defa oğlan tarafının akrabalarının da içerisinde olduğu biraz daha kalabalık bir gurupla tekrar kız evine gider aynı şekilde çaylar kahveler içildikten sonra konu açılır, olumlu yanıt alındığında, hemen orada erkek tarafı zaten hazırlıklı gelmiştir, kıza bir altın takarak işi resmileştirmiş olurlardı. Bu arada her iki aile başta “dünürcüler” olmak üzere herkesle tokalaşır, öpüşür neşeli mutlu bir şekilde evden ayrılırlardı. Böylece kız istenmiş, yeni bir ailenin temeli atılmış olurdu.

İş bu kadarla bitmezdi. Aradan bir hafta on gün geçtikten sonra yine erkek tarafı, “el öpmesi” dediğimiz geleneği yerine getirmek için bu defa yakın akrabalar, kirve, köylüler kalabalık bir şekilde kız evine gidilir bir koyun ya da koç kesilir yemekler pişirilir, orada yenilip içilir böylece akrabalık iyice pekiştirilmiş olurdu.

SORU: MUSTAFA DAYI KIZ İSTEME BİTTİ,  ŞİMDİ SIRA DÜĞÜNE GELDİ. O ZAMANLAR DÜĞÜNLER NASIL OLURDU?

MUSTAFA DAYI: Erkek tarafı düğün yapacağı tarihi belirledikten sonra, gelinin evine gider, ailesine düğün yapacakları tarihi bildirir, kendileri için de uygun olup olmadığını sorarlardı. Hemen hemen hiçbir kız ailesi bu tarihe fazla itiraz etmezlerdi. Bunun nedeni ise kızlarının olumsuz bir şey yaşamadan bir an evvel yeni ailesine teslim etme duygusuydu.

Kızın ailesinde oluru aldıktan sonra gelin adayını yanlarına alır, Malatya’ya götürüp “pazarlık” dediğimiz ihtiyaçlarını alırlardı. Öncelikle bir gelin sandığı alınır ve gelinin giyim, kuşam gibi ihtiyaçlarını alarak bu sandığa koyarlardı. “Pazarlık” bittikten sonra köye döner düğün hazırlıklarına başlarlardı. Düğünler üç gün sürerdi. Düğünün ikinci ve üçüncü günü düğüne gelen herkese yemek verilirdi. En az 6-7 tane koyun kesilir, pilavlar pişirilir, sulu yemekler yapılır, salatalar yapılır, ayranlar eşliğinde misafirlere ikram edilirdi. O dönemler düğünlerde alkol içilirdi, bu alışkanlığımız da kötü bir alışkanlıktı. Düğünler davul zurna eşliğinde yapılırdı, halaylar çekilirdi, çok güzel yöresel halay çekerdi bizim köylüler. Özellikle yaşlılarımızın halaylarını seyretmek bambaşka bir hazdı. Bir de zava ( damat ) gezdirmemiz vardı. Düğünün son günü akşamı damadı kapı kapı gezdirirdik, gezdirdikten sonra gerdek odasına koyardık. Bu geleneğimiz de kötü bir gelenekti. Bir de evlenen damat o zamanlar düğünden sonra 10-15 gün hiç köylüye görünmezdi, ayıptı. Mesela ben evlendiğimde tam 15gün gece evde gündüz Hüseyin çavuşun ahırında ineklerin arasında zamanımı geçirdim. 15 gün beni ahırda pireler yedi, ama ayıptır, saygısızlık olur diye bunlara katlanıyorduk. Bu da kötü bir gelenekti. Şimdi böyle mi?  Erkek kızı alıyor gidiyor geziyor tozuyor anlaşıyor ondan sonra ailelerine bildiriyorlar.

SORU: DÜĞÜN GELENEĞİNİN ESKİSİ Mİ GÜZELDİ YENİSİ Mİ?

MUSTAFA DAYI: Şimdi o zamanki gibi düğünler de oluyor. Yine üç gün davul zurna ile düğünler yapılıyor, yine iki gün yemekler veriliyor. Şimdi ki köy düğünlerinde güzel olan taraf alkol içmesi kaldırıldı, bu tarafıyla güzel oldu. Ama artık eskisi kadar köy düğünleri yapılmıyor. Adam Malatya’da düğün salonu tutuyor, üç dört saat içerisinde her şeyini salonda yapıyor, damat gelini oradan alıyor balayına çıkıyor (gülüyoruz ) Eski köy düğünleri ile düğün salonlarında yapılan düğünleri karşılaştıracak olursak köydüğünleri daha güzeldi. O zamanlar gelini at ile götürürdük, yol boyunca davul çalardı, insanlar oynayarak gelini götürürdü, şimdi arabaya bindiriyorlar vın araba gidiyor biz arkadan yetişemiyoruz ( gülüşmeler )

SORU: ÇAKMAK DAYI, ÖREN’İN YEMEKLERİ HAKKINDA NELER SÖYLERSİN, ESKİDEN HANGİ YEMEKLER YAPILIRDI?

MUSTAFA DAYI: Haa yokluk, kıtlık dönemlerini saymazsak, köyümüzün yemekleri bulgur ağırlıklı yemeklerdi. Yani hiçbir aile bulgur pilavının olmadığı sofra kurmazdı dersek abartmış olmayız. Bulgur ile yapılan yemekler, pilav, düğür, içli köfte, kel köfte, bir de “katık” yani yoğurt ve ayrana katarak yaptığımız bulgurlu çorbalar, köfteler. Bu saydıklarım hem yaz aylarında hem kış aylarında yapılan yemeklerdi.Kış ayları için özellikle varlıklı aileler, güz aylarının sonunda yaz boyunca besledikleri koçları, koyunları, danaları keserek kavurma yapar, büyük kazanlarda, leğenlerde dondurur bütün kış boyunca yemeklerine koyarak yerlerdi. Kavurmayı az ya da çok olsa bile hemen her aile yapardı. Bir yemek daha vardı ki onu herkes evinde bulunduramazdı. Kuru kayısının haşlandıktan sonra tereyağı ile kızartılarak yendiği yemeği yalnızca varlıklı aileler evlerinde bulundurabilirdi. Bu aileler bile her zaman normal bir yemek gibi kayısı kızartmasını canları çektikçe yiyemezlerdi. Bu yemek daha ziyade “ağır misafir” dediğimiz hatırı çok yüksek misafirlere ikram edilen bir yemekti. Çünkü o zamanlar köyde bir tek kayısı ağacı olmadığı gibi kimse kayısı nedir bilmezdi. Hali vakti yerinde olan aileler şehre gittiklerinde bir kaç kilo getirirlerdi, ağır misafirler için. Ayrıca bir de kış yemeği olarak et kuruturduk. Kesilen hayvanların yağları başta olmak üzere küçük küçük doğranan etleri iplere geçirilerek kapalı, gölge yerlerde kurutulurdu. Bu kuru etlerle de kış aylarında “sac arası” dediğimiz kömbeler pişirilirdi. Bu kuru etle pişirilen kömbenin lezzetini şimdi bulmak mümkün değildir. O zamanlar bütün yiyeceklerin bir lezzeti, kokusu vardı. Bir mahallede bir kadın tandırda ekmek pişirse ekmeğin kokusu bütün mahallede duyulurdu. Şimdi öyle mi ki? Yani o zamanlar azdı, kıttı ama yiyecekler tatlıydı, kokusu güzeldi. Şimdi her şey makinelerde yapılıyor, ekmekler fırınlarda pişiyor, inanın ne ekmekte koku var, ne yağda, yiyoruz ama neremize gidiyor, ne faydası oluyor bilmiyorum.

SORU: MUSTAFA DAYI YEMEKLERİ BİRAZ BIRAKALIM DA, ESKİDEN CENAZELER NASIL OLURDU BİRAZ DA BUNLARI BİZE ANLAT?

MUSTAFA DAYI: Köyde bir cenaze olduğunda cenaze sahiplerinden önce köyün gençleri hemen bir araya gelir, kazmalarını küreklerini alır mezarlığa gider mezarı eşer hazırlarlardı. O zamanlar şimdiki gibi kepçeler yoktu mezarları kol kuvvetiyle eşerdik. Mezar eşme işine hiçbir zaman cenaze sahipleri götürülmezdi, bu işi komşular yapardı. Şahsen ben yüzün üzerinde mezar eşmişimdir. Bir taraftan mezar eşilirken, cenaze evinde de yine komşular dışarıdan kazan kurar su taşır kazanla su kaynatırlardı, cenazenin yıkanması için. Bir taraftan bu işler yapılırken diğer taraftan biraz da eli yatkın kişiler ağaçlardan cenazeyi taşıyacağımız kollu “salaca”yı hazırlarlardı. Hoca gelir, cenazeyi yıkar duasını okur, cenaze namazı kılındıktan sonra mezarlığa doğru yola çıkılırdı. Cenazelerde kadın olanların yıkama işlerini yine köyün yaşlı kadınları yapardı. Cenaze defnedildikten sonra mezarlıkta sıraya girilerek cenaze sahiplerine baş sağlığı dilenirdi. Mezarlıktan döndükten sonra üç gün cenaze evinde taziyeler devam ederdi. Bu üç günlük süre içerisinde gelenlere yemek verilirdi. Bu yemekleri yine en yakın komşular yapardı. Cenazeden bir hafta sonra cenaze sahipleri tarafında “ağız açma” dediğimiz bir yemek yapılırdı bu yemeğe bütün köy halkı katılırdı. Bir nebze cenaze sahiplerinin acısını sonlandırma ve artık işine gücüne gitmesi için yapılırdı bu yemek. Daha sonra cenazenin kırkıncı günü “kırk çıkarma” dediğimiz yine bir koyun ya da koç kesilerek yemek verilir, dualar okunurdu. Cenazelerde bu işlemler yine aynı şekilde yapılıyor. Cenazelerde komşular arası birlik beraberlik devam ediyor. Bu devam ettirdiğimiz en güzel geleneklerimizden birisidir. Ören’de insanlar birbirleriyle küskün bile olsalar cenazelere mutlaka giderler. Bu bakımdan bu geleneğin devam ettirilmesine eskiden olduğu gibi şimdi de özen gösterilmektedir. Şimdi mezar kazma kürekle kazılmıyor, kepçeyle kazılıyor, cenazeler “salaca” ile götürülmüyor arabalarla götürülüyor bu bakımdan güzel oldu. 

SORU: MUSTAFA DAYI, GEÇMİŞ ZAMAN İLE BU GÜNÜ KARŞILAŞTIRACAK OLURSAK, GENEL ANLAMDA NELER DERSİN?

MUSTAFA DAYI: Şimdiki zamanı değerlendirirsek, şimdi her şey bol, her imkân var, başta genel olarak geçim sıkıntısı yok, olan varsa da çok azdır. Bu bakımdan eskiye göre çok daha iyi. Eskiden geçim sıkıntısı vardı, geçim alanları dardı, tarım yoktu, su yoktu, bir hayvancılık vardı. O da her evin hayvanı yoktu, durumu iyi olan ailelerin koyun sürüleri vardı, onların geçimi iyiydi. Biz 1942 kıtlık günlerini yaşadık, ekmeğin karne ile alındığı günleri yaşadık. Bir avuç çavdarı, bir avuç arpayı taş dibeklerde ezerek bir ekmek yapar bütün ev külfeti o ekmekle günlerce idare ederdik. Bu gün öyle mi? Her şey var, her şey bol, evde torunlarım bizim zamanımızda elimize geçmeyen ekmekleri beğenmiyorlar. Geçim bakımında şimdi çok çok iyi ama şimdi de eskiden olan saygı, sevgi, komşuluk ilişkileri yok. Komşusu aç olsa bile diğer komşusunun haberi yok. Bizim zamanımızda gençler bırak kahveye gitmeyi kahvenin önünde geçmeye bile cesaret edemezdi saygısızlık olur diye, şimdi çocuk kahvede oturuyor bir büyüğü geliyor kalkıp sandalyesini vermiyor. Bu bakımdan da eski dönem daha iyiydi.

SORU: MUSTAFA DAYI SENİ YORDUK, BİZE ZAMAN AYIRDIN, SON OLARAK SÖYLEYECEĞİN BİR ŞEY VAR MI?

MUSTAFA DAYI: Ben bütün gençlere kurban olurum, ben de sana teşekkür ediyorum. Son olarak diyeceğim şudur. Ören’de şimdiye kadar büyük bir olumsuzluk yaşanmamıştır, bundan sonra da özellikle gençler bu güzelliklerimizi devam ettirsinler. Biraz daha saygı ve sevgiye önem versinler. Okuma konusunda köyümüz çok iyi, hiç okumayan yoktur. Hemen her aileden yüksek tahsilli bir ya da birkaç tane insanımız var. Altmışın üzerinde doktorumuz, profesörümüz var, mühendislerimiz, veterinerlerimiz, üniversitelerde eğitimcilerimiz, Öğretmenlerimiz ne ararsan köyümüzde var. Bunun gerisinde kalmasınlar, bunun ilerisine gitmek için çabalasınlar. Biz bu gün var yarın yokuz, hatırı gönüllü elden bırakmasınlar. Her şey geçicidir, baki kalan hoş bir sedadır. Gözlerinizden öpüyorum.

RÖPORTAJ: MAZLUM KÖSE

 

Kaynak: () - Haber Merkezi Editör:
Etiketler: Asırlık, Çınar, Geçmişi, Anlatıyor,
Yorumlar
Haber Yazılımı