Haber Detayı
24 Şubat 2020 - Pazartesi 14:00
 
Kavganın Kazananı Olmaz
Partiler mi, yoksa insanları mı? Ben şahsen Türkiye'de hep bu konuda rahatsızlığımı dile getirmişimdir. Partiler değil, aslında nitelikli kişiler öne çıkıyor.
Gündem Haberi
Kavganın Kazananı Olmaz

Bu röportajımızın konuğu Malatyamızın renkli, hoş sohbet, isabetli tespitleri ve tahlilleriyle bir belediye başkanından öte bir filozof, bir düşünce adamı görüntüsü çizen Haluk Cömertoğlu. Sayın başkanla iki saate yakın röportaj yaptık depreme dair söyledikleri o gün için güncel olduğundan aynı gün yayımladık, röportajın geri kalanını ise bugün yayımlıyoruz. Biz başkanı bu söyleşide zevkle dinledik, sohbetinden haz aldık; inanıyorum ki sizde okuduğunuzda aynı hazzı alacaksınız.

Özkan: 3 dönem üst üste Arapgir'de belediye başkanı seçiliyorsunuz. Bu başarınızı neye borçlusunuz? Seçilmenize etki olan unsurlar nedir? 

Cömertoğlu: 1994 yılında Refah Partisinden aday yapılmıştım ve o dönemde de başa baş yarışma olmuş ikinci parti olarak yarışta çıkmış tekrar ticaretime geri dönmüştüm. O dönemde çıktığımız o yolda, siyasi arenadaki farklı katmanlara, farklı kimliklere, farklı yaşam biçimlerine saygılı bir duruş sergilemiştik. 2009 seçimlerinde Adelet ve Kalkınma partisi Arapgir’de  bir arayışı vardı. Arapgir kültürü, yerleşik kültürdü ve bu kültürü en önemseyen birilerince ancak temsil edilebilirdi. Dolayısıyla talep bu yönde gelişti. Birde üzerimizdeki baskı unsurlarını kabul etmeyerek o günkü AK Parti'nin de ortaya koyduğu, Türkiye Kalkınma hamlesinde Arapgir'i bu kalkınmışlıkla bir arada tutabilmek için bu teklifi kabul ettik. 2009'da başlayan o serüvenle devam etmiştik. Partiler mi, yoksa insanları mı? Ben şahsen Türkiye'de hep rahatsızlığını dile getirmişimdir partiler değil, aslında nitelik arayışındaki kişiler öne çıkıyor burada. Dolayısıyla partilerde kazanacağı kişilerle öne çıkıyor. Kişinin kimliğine, sözüne bakmadan alabileceği kişilerin o şahsi kazanımlarını kullanarak bir üste çıkma ve kazandırdıktan sonrada parti politikalarıyla da yönetme gibi bir durumu yaşıyorlar. Ben Aragir'de aday olduğum günden sonra mevcut ticaretimi bırakarak, ticaretle hiçbir şekilde alakadar olmadan, müşteri ilişkisine girmeden bir duruş sergiledim ve Türkiye'de örnek bir davranıştır. En güçlü olduğum dönemde o gücümü kenarı da bırakarak, millet için bir harç olma görevini üstlendim. Zayıf ve varlıkları tüketilmiş bir belediyeyi omuzlarıma aldım. Ben bir dönem için söz verdim, ikinci dönem olmayacaktım. Ama başlattığımız hamleler, halkında bu konudaki talepleri ikinci dönemde tekrar aday olarak merkeze gönderilmemizi temin etti. İkinci dönemimiz bazı böyle manipülasyonlarla dolu olsa, Ogünlerde çünkü FETÖ'nün hakimiyeti bütün kurumlara nüfuz etmişti. Bizden rahatsızlık duyan, onlara direk taleplerini cevaplamadan eşit bir şekilde duran bir tavrımızla istenmeyen adam ilan edilmiştik. Ama bütün bunlara rağmen yine halk bizi onayladı, tekrar ikinci dönem başladı. İkinci dönemde de tarih, kültür mirasına ben önem veren birisiyim. Çünkü yerleşik kodlarda geleneklerin kültürel anlamda yaşatılmasıyla ancak toplumun geleceğe ulaştırılabileceği ve sağlıklı ilişkiler kurulabileceği varsayımını ortaya koydu. Bunun elçiliğini yaptık. Benim bu dönemde en büyük yardımcım, Allah Rahmet eylesin Mevlüt Aslanoğlu'dur. Çünkü yerleşik kültürün en önemli siyasi ayağı ve temsil gücü yüksek, ayrım yapmadan bütün kamu kurumlarını kucaklaya bilen, devlet anlayışına sahip, Cumhuriyetin kurucu iradesini temsil edebilen ve insanlara hizmet ettikten sonra başa kalkmayan bir anlayıştı bu.

ADALET VE KALKINMA, ADALETTEN UZAKLAŞMIŞ, KALKINMADA KİŞİSELLEŞMİŞ

Özkan: Bu süreçte neler yaptınız?

Cömertoğlu: ikinci dönemle çok farklılık geliştiren ne derseniz;  örneğin Arapgir'de eğitim 2009'da yerle birdi biz o dönemde iş adamlarını işin içine koyarak en modern Arapgir M.Y.O. kampusunu hayata içine koyuldu benden önce dönem başlamıştı. Ama onların resmileştirilmesi ve etkin bir şekilde fonksiyonlarıyla yaşaması bizim dönemimize denk geldi. Türkiye'de en nezih okullar, en nezih eğitim sektöründeki ev sahipliği yapan üniversiteler, kam püsler Arapgir'de  inşa edildi. Eğitimi bir tarafa koyarken, turizm elçiliğinde, bölgedeki tarih ve kültür turizminin, inanç turizminin, doğa turizminin yapılabilecek bütün turizm öğelerinin Arapgir'de olduğunu görünce, tarihi kentler birliğiyle bir çalışma yaptık.10 yıl içerisinde yaklaşık 400'ün üzerinde projenin üretilerek hayatın içerisine koyulmasını temin ettik. 2009'da başlayıp 2014'deki seçimle devam eden ve geçen yıl yapılan 2019 seçimlerine bir yıl kala AK Parti'de, şimdi 'AKP'liler' diyorlar bir akıl tutulmasıyla menfaat sevenler çoğaldı. Dolayısıyla bunlar kendilerine eşlik eden, uyum sağlayan insanları, popülist insanları tutup şahsileştirmeye başladılar. O gün içindeyken de eleştirdim. Adalet ve Kalkınma, Adaletten uzaklaşmış, kalkınmada kişiselleşmişti. Bu eleştirilerimiz bizi yalnızlaştırdı. Halka ait bir emanetçi sıfatımızı ortaya çıkarttık. Çünkü ayrımlar ve ötekileştirmeler hâkim bir şekilde hissediliyordu. Yerleşik ve uzlaşı kültürüyle bu günlere taşınmış, komşuluk ilişkileri, ahbaplık ilişkileri zarar görmeye başlamıştı. Arapgir, özellikle Alevi Bektaşi geleneğinde çok önemli bir oymak kentidir. 'Horasan Erleri' diye tarif edilen Ahmet Yesevi Hazretlerinin bölgemize gönderdiği çok sayıdaki elçisinin oymağı birer birer buradaki mayalarıyla bugünlere taşınmıştır. Dolayısıyla bunların Alevilik, Sünnilik problemleri açık ayrıştırma noktasına gelmiştir ve hizmetlerde baskılanmalar başlamıştır. Biz bunları hep gücümüz yettiğince uzak tutmaya ve eşit hizmet etmeye çalıştık. Tabi bu süreç içerisinde adaylıklar döneminde zaten adaylıklarımız alınmadı. Biz bu işin 2 dönemden fazla yapılmamasını savunan birisiydik. Ama halkın teveccühü, 'Bizi bırakma bu konuda Malatya'da ihtiyaç var, temsil değerleri Arapgir'in kültürüyle alakalı, Malatya'nın genelinde de seninle var oldu. Dolayısıyla bunu mutlaka değerlendirmelisiniz, biz partiye bakmıyoruz' diyenler oldu. İnsanların genel kabulü ve zorlaması uzlaşıyla birlikte o süreci yönetme görevine dönüştü. CHP, İYİ Parti, hatta başta MHP teklifler getirdiler, bizim adayımız olmalısın dediler. Arapgir CHP Millet ittifakına verilince, ben CHP'nin seçmenleriyle çok barışık ve dostane bir ilişkiyi baştan beri ticaretimde de sürdürmüştüm. Belediye Başkanlığım döneminde de en rahat oldukları, en kapısını çaldıkları, en rahat telefon edip hangi saatte olursa olsun karşılık buldukları belik de ender başkanlardan biriyim. Arapgir'in ortaya koyduğu hizmet politikasının devamı için benim için parti bir araçtır diyerek çıktım, bundan öncede bunu söylüyordum.  Esasla usul uyumsuzluğunu büyütmeden, şuan zaten bunun için sistem karıştı. 'Belediyeler müşterek mahiyetteki işleri yapar' diyor tanım olarak. Müştereki partiselliğe dönüştürünce, geneldeki bu özele inmiş hizmetler bu sefer ayrık konusu haline geliyor. Biz esasla usulü ayırmadan burada durmaya karar verdik. Bu kararımız inanın yük olmadan oldu. Ne partiye, ne insanlara yük olduk. Biz burada emanetçiyiz ve günümüz geldiğinde bırakacağız. Bu anlamda bir Allah'ın kulunda bana o verin demeden seçim stratejimizi yürüttük.

KAVGANIN KAZANANI GÖRÜLMEMİŞ

Özkan: 2 dönem AK Parti'de ve daha sonra CHP'den seçildiniz, tabana bunu anlatmada zorlandınız mı?

Cömertoğlu: Benim siyasetimde bir şey değişmedi. Çünkü Genel olarak inandığım bir şey var, biz Ahret yolcusuyuz ve karşıtlıkları çoğaltarak bir şeye gidilmez. Herkese tavsiye ettiğim ve kendimin de uymaya zorunlu olduğum bir konu var kavganın kazananı olmaz. Kavganın kazananı da görülmemiş. Dolayısıyla burada biz siyaseti bir oy malzemesi, bir seçim malzemesi olmaktan çıkartıp,etkin ve güven veren bir siyasete devşirdiğinizi için güven duyulan insan nerede olursa olsun araçlarını iyi kullandığı sürece, amacının net emanetçi sıfatıyla ortada durduğu için usulde hata yapmadığı sürede kaybetmezsiniz. Siyasette hırs, altını çizerek söylüyorum büyük bir hırsızlık ve talan getirmiştir. Siyaset çözüm organıdır. Siyasetteki hırsı sistematik olarak kurumsallığa devşirmediğin sürece ki, AK Parti bunu 2007'ye kadar çok üst seviyede başarmış bir partidir. 2007'den sonra akıl değişikliği ve üzerine gelen bir takım suçlamalar ve baskılar onu farklı bir arenaya soktu ve içerisinden AKP'lileri çoğalttı. AK Parti ile AKP'lileri ayırmak lazım. Ben AK Parti seçmenleri ile hiçbir problem yaşamadım şuanda sokakta yaşamıyorum. Hepsi ile dostane bir şekilde hayatımı devam ediyorum çünkü bunlar bizim insanlarımız ve bizim renklerimiz. Karşıtlık yapmadan, kardeşlik söylemi başlattık ve herkes bu söyleme kulak verdi. Arapgir Türkiye'de siyasi anlamda rol model oldu ve Arapgir siyasette araştırılması gereken bir yer. 51 yıl kazanmamış bir partinin en fazla etki uyandıran ve gittiği yerde karşılık bulan bir başkan olarak  hiçbir kırılma ve karşı karşıya gelmeden 51 yıl sonra bir zıttı dediğiniz  bir partiden ezici bir çoğunlukla yer değiştirerek oyları tekrar aynı maksatla, aynı insana, hiçbir şeyi değiştirme hmeden aynı anlayışla devam eden bir çizgiyi Arapgir'de yaşadık ve yaşatmaya devam ediyoruz. Burada CHP'nin büyük katkısı oldu, beni ben gibi değerlendirdiler. Değerlerime ve kazanımlarıma saygı gösterdiler.

SOSYAL DEMOKRAT OLMAK, MÜSLÜMAN OLMANIN TA KENDİSİDİR

Özkan: İslami ve milli görüş geleneğinden gelen birisiniz, geldiğiniz noktada sosyal demokrat bir partide siyaset yapmak zor mu?

 Cömertoğlu: İslami gelenek, sosyal demokratlarla çok ayrı düşünmez. İslami gelenek paylaşımcıdır, koruyucudur, geliştiricidir. İslami gelenekte kendisini bir tarafa koyup, Osmanlı kültürünü 600 yıl ayakta tutan vakıf kültürünü önemsemek,  kendinde olanı kendine haram, yasak kılıp milleti için seferber etmektir. Kendisini milletin ihtiyaçlarına harç yapabilenler başarılı olacaktır. Siyasette başarı burada. İnsanın ferdi ve kulluk hayatında da başarı burada. Ben ekonomi okudum, 25 yıl ticaret yaptım. Müşteri kapıdan girdiği zaman ne isteyeceğini keşfedebilen bir ferasetle geldim. Siyaset dediğiniz bundan uzak bir şey değil ki. İnsanlar sizi geçim meselesinde sürekli talan ediyorsa orada durup beklemek lazım. Belediyeler, kamu kurumları bu kadar talanın ocağı neden oldu. Hırstan, hırs hırsızlıkları çoğaltır, sizi yok etmek için her olumsuzluğu çoğaltır. İhtiyaç görülen yerlerde kendisini harç yapabilenlerin muvaffak olur. İslami gelenekte bunu söyler, sosyal demokraside bunu söyler. Sosyal demokrat olmak, Müslüman olmanın ta kendisidir.

TAYYİP ERDOĞAN KARŞITLIĞIYLA BİR SİYASET OLAMAZ

Özkan: AK Parti'de siyaset yaptınız şimdi de CHP'de siyaset yapıyorsunuz iki siyasi partiyi karşılaştırdığınız da neler söylemek istersiniz?

 Cömertoğlu: Adalet ve Kalkınma Partisi kuruluş senaryosu çok doğruydu ve ülkenin yerelleşmesine, kalkınmasına bir kuruluş gerçekleştirdi. Beşir Atalay, Ömer Dinçer gibi çok etkin adamlarla çalıştım. Benim okulumun mezunları ve benim ders aldığım insanlar. 2009'dan, 2019'a kadar geçe süre içerisindeki elemeleri, tutulmaları, karşıtlıkların krizle merkezileşen ve sürekli ötekileştirmek eğilimi ile baskılayan tarafları hep eleştirdim. İkisi arasında fark ne derseniz? Cumhurbaşkanımız Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı, benim Cumhurbaşkanımdır odamda da halen resmi asılı. Ne zaman Cumhurbaşkanlığı düşerse o zaman kaldırırım. Tayyip Erdoğan karşıtlığıyla bir siyaset olamaz. Partili başkanlığıyla ilgili bu konuda farklı şeyler zaten konuşuluyor. Zaten sıkıntının da partili başkanın Cumhurbaşkanlığına dönüşmüş olmasıdır. Şuanda piyasadaki karşıtlığın ve karşı karşıya gelen insanların ayrışmasının temelinde böyle bir eksik yazılım var. AK Parti kurumsal olarak dışarıya karşı çok birlikte, içeride de çok bir araya gelip kurumsal yazılımı, kâğıt üzerinde en iyi şekilde temsil eden ama bir araya gelişlerinde hiçbir şey oluşmayan sadece dikte ettirerek ayrılan bir parti haline gelmiştir ve şuanda bu devam ediyor. CHP'de de tam tersine sizin çalışmanızı önemseyen ve sizin ne yapmak istediğinizi dinleyen, önemseyen, htiği zamanda size sorup yardımcı olmak için seferber olan, imkanlarını paylaşmak isteyen insanların hakim olduğunu görüyorum. Burada çalışma kolaylığı var, yeter ki iş yapmak isteyin, yeter ki bir yere gitmek isteyin. Partileri övmek, yermek meselesi değil, bu bir sistem ve bende bir sistem adamıyım. Oyun kurucu bir rolle buradayım. CHP'de şuan kendi iç barışı sağlanmadığı, kendi içerisinde barışık hayatı dışarıya yansıtamadığı için bir kaybı var. Ama çalışan ve seçilmiş başkanların da inanılmaz çalışma kolaylığı var.

ŞUAN KARŞITLARIYLA, KARŞITLIKLARIYLA SİYASET VAR. TÜRKİYE'NİN BUNU AŞMASI LAZIM.

Özkan: AK Parti içerisinde bugün çok konuşulan, Davutoğlu ve Babacan merkezli iki oluşum söz konusu. Bunu nasıl değerlendirebilirsiniz?

Cömertoğlu: Şuan kurucu iradesi olan hem Davutoğlu, hem Babacan'ın, hem de diğerlerinin 1994'de başlamanın ve kabına sığmamanın belki bir göstergesidir bu. Birçok insanla muhatap olmuşuz ve Yük olmadan, bir şey istemeden, şahsımıza devşirmeden bu günlere geldiğimiz içinde en azından iletişimiz de bir samimiyet var. O insanlarında şuan Türkiye'deki bu AK Parti'nin, kuruluş iradesine sahip çıkanlarla, sonradan AKP diye tabir edilen ben bu ayrımlara da girmek istemem ama kendi menfaatleri için partiyi sürekli olarak basamak haline getirip kendilerinin menfaatlerini öne çıkartıp, Türkiye'nin gerçeklerinden uzaklaştırdıkları için bir parti kurma anlayışı ortaya çıktı. Burada bir grubun, bir mezhebin, ekolün, düşüncenin partisi olmak Türkiye'yi çözmeyecektir, çözümsüzlüğü arttıracaktır. Rol aldıktan sonra siz geldikten sonra herkesi kucaklaya biliyorsanız ve iktidar olduğunuzda muktedir olmanın, halkın toplam memnuniyetine endeksli olduğunu unutmuyorsanız, Bir tarafı mutlu edip, bir tarafta da çoğunluğu mutsuz edip, gıybet eden bir topluluk haline getiriyorsanız o zaman orada siyaset baştan ölü doğmuş olur. Şuan karşıtlarıyla, karşıtlıklarıyla siyaset var. Türkiye'nin bunu aşması lazım. Siyaset nedir? Siyaset , toplumun ortak değerlerini sistematik olarak tabana, tavan uyumuyla indirmektir. Tabanla tavanın uyumsuzluğu aslında en büyük ayrıntıda küçük usul hatalarıyla başlayıp, sonrada büyük hasarlarla bütün millete hezimet olarak yansıtıldığı bir durumu ortaya çıkartıyor. AK Parti'nin geldiği nokta, bir dip vurma eğilimine girdi. Yeni yatırımlar, yeni tasarruflar, yeni paylaşımlar sadece içine çekilerek, dışarıda bırakılmanın ötesinde kurutulmaya yürütüldü. Bir insanın yıllarca dostluğuna bakmadan birinin birinden para istemesi dostlukların rafa kaldırılmasına yetiyor. Bu gelinen son noktadır. Bir litre tüple, bir litre kolanın mukayese edildiğinde, kolanın daha çok para ettiği bir ülkede, bir torba yemin, bir kilo süt orantısında 5 sefer 20 yıl içerisinde geri gittiği bir ülkede halen her şey süt limansa o zaman biz yanlış bakıyoruz. Konuşmuyorum, ama sahaya inince bu insanların ıstıraplarının bu olduğunu görünce, bu sıkıntı diyorum.

BABACAN'IN TABANDA KARŞILIK GÖRECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM

 Özkan: Yeni kurulan bu partiler çözüm üretebilecek mi?

 Cömertoğlu: Ben Babacan'ın tabanda karşılık göreceğini düşünüyorum. CHP'nin de bu konuda özellikle 2019 seçimlerinde ortaya koyduğu, mezhepçi bir partiden, bir ekolün bir düşüncenin adamı olmaktan, dışa açılan herkesi kucaklayan bir parti görünümüne, bizim gibi adaylarla, İmamoğlu gibi adaylarla, Ankara gibi adaylarla adım attığını ben görüyorum. Bu Türkiye'ye fayda kazandıracaktır. En azından regal ve Türkiye'nin tıkanmışlıklarına çözüm üretebilen, çözüm önerilerinde bulunabilen bir varlık göstereceğini ben düşünüyorum. İktidar olup olmaması, oy alıp almaması kendini anlatmasıyla ve halkın onu tasnif etmesiyle alakalı bir şey. Türkiye parti çöplüğü zaten. Birçoğu geldi gitti, bunlarda gelip gidecek, bizlerde gelip gideceğiz.

SORUMLULUK BİZDE KALDI, YETKİLER BÜYÜKŞEHRE GEÇTİ

 Özkan: İlçe belediye başkanı olarak, merkezi belediyede yeterli destek alıyor mu, büyükşehir belediyesinin size yaklaşımı nasıl?

Cömertoğlu:  Ben 2019 seçimlerinden önce bir şeyi hep söyledim, Büyükşehir yasası göç yasasıdır. Şimdi bunun uygulamasında büyük hatalar var. Bakın Malatya'nın bunu sondan başa gelerek söyleyeyim merkezde iki tane ilçelisi var kırsalda ilçelerin hepsi aynı standartta aynı kamuoyuyla dönüyor aynı başarıda. Büyükşehir de ilçe belediyeleri iki tane ayrı kurum. Büyükşehir yüzde seksen Büyükşehir 6360 yasayla yüzde 80 görevleri ilçe belediyelerinden alınmış, merkez belediye verilmiş bir varlık. İlçe belediyelerinde yüzde 20 kalan, çöp çevre temizliği, bir bölü bir imar planlarının yapılıp uygulanması ana başlık bunun dışındakilerin hepsi fahri başlık. Şimdi bu Büyükşehir yasasıyla bir beklenti kirliliği oluştu. Kırsalda, köylerde özellikle algı üzerinden aldığı imece usulüyle tabana yaydığı sistem. Herkesin ağzına bir parmak bal çalarak 'her işiniz yapılacak, yollarınız yapılacak, sularlınız artırılacak, Kültür merkezleriniz, Cem evleriniz falanlarınız ne istiyorsanız muhtarlık evleriniz köy evleriniz istediğiniz her şey yapılacak' Ne ile yapılacak? Kaynağı yok. Kanun bunu getirirken planlama yetkisi bir bölü beş bin Büyükşehirde en isabetli şey belki planlama yetkisidir. Büyükşehir'i zaten bunun için kuruldu. Bütüncül düşünmek için ama hala Büyükşehir planlamalarla ilgili Arapgir dışında ilçelerde köylerin planlamasına başlamış değil. Bir tek Arapgir kendi becerisiyle 2014'deki özel idare kapanıp Büyükşehir yasasına dönüştüğünde İller bankasıydı. Aldığım yüzde 100 hibe kaynağıyla bütün 81 noktada köy ve mezraların planlamasını beş yıldır çalışıyorum bu sende bitiyor. Eğer Büyükşehir yapmış olsaydı bunu bütününe yapmış olacaktı. O zaman diyecekti ki; planlı bir şehir, programlı bir şehir, yapı stokları, işleyişleri, ulaşım aksları, sosyal donatıları bunun içersinde olacaktı. Tabi burada 2014 seçimlerinde Büyükşehir yasasıyla beraber 2009'dan 2014'de kadar gerçekten belediye başkanıydı. Ve çok proje üretti gittiğimiz her yerde karşılık bulduk. Büyükşehirlere gidiyorduk ağlıyorduk kaynak alıyorduk, bakanlıklara gidiyorduk ister çevreden, ister kültürden, ister tarımdan ister alt yapıdan, ister üst yapıdan her yerden eğer sizin projeniz varsa, tanımız varsa, kurumsal düşünüyorsanız kamuyu kirletmiyorsanız mutlaka karşılığı vardır. Dört yüz proje hayata geçmiş ama 2014'de Büyükşehirle beraber kırsalın yitirmesi büyük bir boşluk yarattı. Tarım borçluluğu yarattı bu sefer. Yetki ve sorumluluklar birlikte düşünülmeli. Sorumluluk bizde kaldı, yetkiler Büyükşehre geçti. Mezarlık hizmetleri ölüsü olan bizi arıyor, itfaiye hizmetleri yangın olan bizi arıyor, otopark hizmetleri su kanalizasyon, sulama hizmetleri büyükşehre ait bunların kimi ortada kaldı. Efendim sayıyoruz sayıyoruz tamam da seçmen soruyor geliyor seçmen bize oradaki yaşı yan insan biz Büyükşehir'in görevi diyince, 'sen ne iş yaparsın?' diyor. Ya biz ne yaparız biliyor musun diyorum çöp alırız Büyükşehir yasasından sonra dört bin noktaya bir ay içersinde bütün çöp konteynırlarını koyarak mezra düzeyinde çöp alan Türkiye deki tek başkan benim iddia ediyorum. Hala da o seviyeye gelmemişler. Çöp arabasını birden beşe çıkarıp alt çalışandan elliye çıkarttık fakat bizde karşılığı yok bunun. Biz çıkardık tamam onu yapıyoruz, görevimizi yapıyoruz ama bize dönen bir şey yok. Bunun kaynağı yok biz kaynağımızı 2014'de ki 2009'dan 14'de kadar ki olan kaynağımız 2014'de bu kadar köyleri, mezraları koydunuz neyi artırdınız? Üzerimizden neyi aldınız? MASKİ kuruldu. MASKİ beş yıl köylerin susuzluğunu gideremedi, o dönemde de kuraklık vardı bizim tankerlerimiz, ekiplerimiz sadece köy yerinden taşınmasın diye su taşımakla meşgul oldu. Altı yedi milyon sadece su taşımak ve MASKİ'nin ortaya çıkardığı eksikliği gidermek için belediye borçlandı. Borçlarını ödeyerek geldik bu dönemde borçlar birikti fakat bunun izahını yapamadık. Ahmet Çakır başkanımızı seviyorum, ilk günden de söylemiştim ona bunlar kırsalı koruyarak, çok kırsala yöneldi, ama ekip çalışması yapılmadı, siyasi el bunu baskıladı. Büyükşehir hantal bir şehirdir. 2020 yılı TÜİK verileri çıktı,  ben soruyorum;  Battalgazi, Yeşilyurt niye göç almış, geri kalan 11 ilçe neden göç vermiş? Ama bizim bu göçe engel olma gibi bir durumumuz yok. Benim imkanım yok ki. Şimdi büyük bir alt yapı değişikliği var. Ahmet Bey zamanında başladı, 21 mahallenin 7'sinde değişiyor. Arapgir kılçıklı, çok dağınık 3-4 bin geriye gidildiğinde birleşik hayatın devam ettiği mahalleriyle bugün bulunuyor ve dolayısıyla yerleşik hayatın korunması için bunların 21 mahalleye, arkasındanda 63 mahalleye, 38'de mezra 100 noktaya ulaşması lazım. Bu yaptığımızı ölçeklendirdiğimizde alt yapı su ve kanalizasyon içerisinde iki tane kanal yaptı. Yol diye bir şey kaldı mı, üst donatılar kaldı mı? yok. Kim yapacak? Yasa diyor ki, 'Bozan yapacak, en az eski haline getirecek' Ben diyorum ki, benim görevim değil, şimdi birleştik Selahattin beyle uyumumuz merkezde 30 kilometreyi sıcak karışım, kilit taşı vs… geçen yıl başlanıp, aynı yıl içerisinde biten iller bankasındaki verilere göre tek ilçedir. Bu Selahattin beyin başarısıdır, bu benim uyum başarımdır, halkın verdiği destek ve güven başarısıdır. Merkezdeki ilçe belediyelerin öz gelirleri yüksek, bizde öz gelir kalmadı. Sorumluluk bizde yetki sende deniliyor. Biz bunu ne ile yapacağız diye sorduğumuzda, 'nasıl yaparsan yap' deyip çıkıyor. Bu kamu adına büyük bir handikaptır. Kaymakamın hiçbir kaynağı yok, belediyenin kaynağı yok, kırsalı yönet bakalım, göçü durdur bakalım. Bu parti üzeri bir meseledir, Türkiye'nin geçimini zorlaştıran, sürekli merkezdeki kargaşayı arttıran bir sistemdir. Dolayısıyla kırsalın desteklenmesi, genel çatı itibariyle iktidarların görevidir. Hep konuşulur, Ecevit'in köy projesi doğru bir projedir. Kırsalı, üretimi desteklemeyen bir iktidar siyasette başarı elde edemez.  İki başkan arasında iletişim kopmuşsa Allah Yardım ede o belediye başkanına. Onun için kırsal belediyeler büyükşehir belediyesi ile dost kalmak zorunda.

Özkan: sosyal belediyecilikle ilgili ciddi yatırım ve çalışmalarınız var. Fotokamp örneği gibi. Önümüzdeki dönem sosyal faaliyetler bakımında ne gibi çalışmalarınız olacak?

 Cömertoğlu: Allah büyük felaketler vermediği sürece bu etkinliklerimizi yapmaya devam edeceğiz. Bu sene için zaten kararı aldık. Yine foto kamp etkinliği Arapgir'de olacak. Geçen yıl 100 bin ziyaretçinin üzerine çıktık. Bu Türkiye'deki en büyük kamp etkinliğiydi. Bu sene daha da uluslar arası biçimde yapmayı planlıyoruz. Tarihini daha netleştiremedik. Haziran sonu veya Temmuz başı olacak gibi. Fotokamp ile birlikte her yıl yaptığımız, 3 ilçenin yaptığı ama bu sene dörde çıkartacağız Divriği, Kemaliye, Aragir, sarı çiçek yayla festivalimiz var. Bu yaylacıları kapsayan çok büyük etkinlik. Dağda, yaylada yapıyoruz bunu. Yine bağbozumu şenliklerimizi son birkaç yıldır yapamamıştık. Bu sene Allah'tan bir mani olmasa mutlaka yapacağız. Onun dışında da yine küçük etkinliklerimiz var. Sempozyumlar, çalıştaylar, doğaseverlerin, UMKE'cilerin yapacağı etkinlikler var. Çocuklara yönelik her yıl 3-4 tane etkinliğimiz oluyor. Geçen yıl 21 ilde, sevgi evlerinde kalan çocuklarımızı 1 hafta misafir ettik. Baba, anne şefkati görmemiş çocukların bunun adaptasyonu için çalışma yaptık. Gastronomi anlamında mutfağımız, mutfak müzesi faaliyete giriyor. Bütün bunların etkinlikleri olacak. Yaşam evi müzesi bu sene hayatın içerisine koyulacak. Her yıl Ermeniler ile birlikte bir programımız var. Eylül ayı başına olan bir program. Bir hafta orada bulunan mezarlık ziyaretleri için halkla birlikte otellere yerleşip  eski günlerini hatırladıkları, konuştukları bir program. Arapgir'de yaşayan şuan 3-4 tane Ermeni ailemiz var ama 'Ermeni'si yok biz Arapgirliyiz' diyen çok. Dışarıda da, içeride de biz Arapgirliyiz.

ÇADIRIN YOKSA GÖNÜLLERE GEL

 Özkan: 100 bin kişiden söz ediyorsunuz, burada konaklama sorunu olmuyor mu?

Cömertoğlu: Zaten yırtıkta olsa çadırınla gel diyorduk. 35 bin insan çadırda kalıyor. Bizim orada yurtlarmız, otellerimiz, ailelere gelen gurbetçilerimiz var. Birde Arapgirlerin misafir kültürü var kimseyi dışarıda bırakmazlar. Bu Arapgir'in aslında unutulmaya yüz tutmuş geleneklerinin ve misafir perverliğinin ürünü ve bu kültürün yeniden ihya edildiği programlardır. Bu yıl bir şey ilave ettik, çadırın yoksa gönüllere gel diyoruz, sizi gönüller mutlaka karşılayacak ve uğurlayacaktır.

ÜLKE KENDİNİ TÜKETEN ÜLKE OLMAKTAN ÇIKMAlI

Özkan: Ülke ve Malatya gündemi ile ilgili söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir şey var mı?

Cömertoğlu: Ülke kendini tüketen ülke olmaktan çıkması için, kendini tüketen şehirleri gözden geçirmeli. Kendini tüketen şehirlerde, şehrin kirlerini ana başlıklar halinden çekip, bunların düzeltilmesi için bir çalışmanın ivedilikle başlaması lazım. Şehrin kirlerini gözden geçirelim derken, şehrin kirli siyasetçilerini gözden geçirelim. Kirli medya mensuplarını gözden geçirelim. Kaç paraya alınıp satılıyorlar, hangi yemek masasında ne oluyor, arkasında ne oluyor, hangi şantajlar? İyiler istisna tabi. Kırsal boşluğu değerlendiren kirli ajanslar, tüccarlar var. Bu ilin en büyük kirleri. Siz bunu üretemiyorsanız, kamu adına, özel adına bu boşluğu dolduramıyorsanız, bir çağrımı çıktı, bir avantaj mı var? Bunlar doldurulacak etkin ve yetkin birimler oluşturulmalı. Dışarıdakinin her an gelip gol atıp gittiği bir arena olmaktan çıkarılmalıdır. Kirli pazarlamacıları var bu işin bunlara bakmak lazım. Kirli bürokratlar var. Yukarıdan aşağıya koltuğuna yapışmış, üretemeyen bu bürokratlara bakmak lazım. Bankamatik memurlarına bakmak lazım. 'Bele geldin korumam altındasın, sen bununla gelmiştin koruman bitti'  diyenlere bakmak lazım. Kirli akademisyenlere, kirli STK'lara bakmak lazım. Kirli olanların hepsine bakmak lazım iyiler istisna. Ben İslami gelenekten gelen birisiyim, başta söylediniz, ben kul hakkına saygı duyarım. Sosyal demokraside, insan olmakta bunu gerektiriyor. Temiz dediğimiz kavramın içerisinde bizim temiz olmak için sonuna kadar gayret vermemiz lazım. Bunun örnekleri dünyada var. Ama en önemlisi 'biz neresindeyiz' diye kendimizi alacağız ve başkasına akıl vermeyeceğiz. Toplum mühendisliği bu ülkede iflas etmiştir.  

 

 

  

Kaynak: Editör: Onay Ozan
Etiketler: Kavganın, Kazananı, Olmaz,
Yorumlar
Haber Yazılımı