Haber Detayı
17 Şubat 2020 - Pazartesi 10:10
 
Problemler Masaya Yatırılmalı
Özellikle Yerel Aktörler, Belediyeler Bu Şehrin Birikmiş Bütün İmar Problemlerini Çözecek Bir Fırsat Yakaladı. Biz Malatya'nın Birikmiş Bütün İmar Problemlerini Masaya Yatırmak Zorundayız.
Video Haber Haberi
Problemler Masaya Yatırılmalı

Bu haftaki röportajımızın konuğu Malatya Ticaret Borsası başkanı Ramazan Özcan. Sayın Özcan’la Malatya gündemini meşgul eden konuları enine boyuna konuştuk. Hoş bir sohbet olmasının yanı sıra kurduğu cümlelerin arasına yerleştirdiği siyasi göndermelerle vermek istediği mesajı, ulaşmasını istediği yerlere ustaca iletmesi; gazetecilik anlamında sohbete başka bir haz kattı. Uzun süredir Malatya kamuoyunun önemli siyasi figürlerinden biri olan Özcan’ın en önemli özelliği bu olsa gerek. Geçmiş yıllarda siyasette edindiği deneyimini bu noktada çok iyi kullanıyor. Mesajlarını politik bir üslupla sert olmayan ama hedefine doğru isabetli söylemlerle ulaştırmasını bilen, bugün için bir sivil toplum önderi. Önümüzdeki yıllarda Malatya siyasetinin önemli bir aktörü olacağı inancımı koruyarak röportajla sizleri baş başa bırakıyorum.

M.Duran Özkan 

M. Duran Özkan: MTB Başkanlığına seçilmenizin üzerinden yaklaşık olarak 2 yıl geçti. Öncelikle bu süreyi değerlendir misiniz bizlere.

Ramazan Özcan: Kuru kayısı Malatya'nın en önemli ortak paydası, ekonominin en önemli aktörü. Bununda en önemli temsilcisi olarak görülen MTB'dir. Bizlerde seçildiğimiz günden bu güne en azından sürekli kamuoyunda en büyük sorun olan konunun muhatabı, bu konuda MTB'yi konunun en önemli muhatabı haline getirdiğimizi düşünüyoruz.

2018 yılının Nisan ayında göreve geldik. Çok hızlı bir şekilde kısa, orta ve uzun vadeli olarak bir planlama yaptık. Kısa vadede hızlı bir şekilde, ticaret borsasında bir yönetim değişikliğini ortaya koymamız gerekiyordu, bu inanç ve kararlılıkla kamuoyunun önüne çıktık. Özellikle kayısının muhatabı kim sorusunun tam orta noktasına, kuru kayısının ve kayısının muhatabı; Malatya ticaret borsasıdır diye aslında bir mühür indirmek istiyordum. Bunu kısa bir süre içerisinde yapmamız lazımdı. Bunu başardığımıza inanıyoruz. Eksik var mıdır? Muhakkak vardır. Orta vadede önümüzde çok önemli lisanslı depoculukla ilgili hızlı hareket etmemiz gereken, daha çok FKA (Fırat Kalkınma ajansı) tarafından cazibe merkezleri programı kapsamında Malatya'da kuru kayısı alanında bir lisanslı depoyu inşa etmek için düğmeye basılmıştı. Fakat konunun asıl muhatabı olan, yararlanıcı kurum olarak görülen MTB o güne kadar henüz her hangi bir girişimde bulunmadığı için cazibe merkezleri programının 18 aylık bir süre belirlediği, 12 milyon TL'lik hibenin ortada durduğunu gördük. Süre 6 ay kalmıştı çok hızlı bir şekilde, bu 6 aylık süre içerisinde bizim bu projeyi hayata geçirmemiz gerekiyordu. Bizi yoracaktı, riskti ama bu riski de göze almak zorundaydık. Lisanslı depoculukta gerçekleşesi gereken projenin tamamı 35 milyon, elimizdeki para 12 milyon, mutlaka buraya bir ortak gerekiyor. O dönem tabi gümrük ve ticaret bakanımız Sayın Bülent Tüfenkci'nin olması bizim için büyük bir avantajdı ve biz bunu fırsata çevirdik. Türkiye odalar ve borsalar birliği ile TMO, Lidaş ortaklı şirketi projeye ortak ettik. Geri kalan finansman açığını buradan karşılamak gerekiyordu. Ve hızlı bir şekilde projelendirildi ve sonrasında ihaleye çıktık, ihale sonucunu bir hafta içerisinde netleştirdik, yer tespitini yaptık ve şuanda inşaatımız bitti. Aslında projenin hayata geçirtilmesinde en önemli aktörlerden bir tanesi de Türkiye odalar ve borsalar birliği başkanımız Sayın Rıfat Hisarlıkçıoğlu'dur. Orta vadede lisanslı depoyu bu yıl inşallah hayata geçireceğiz. Uzun yıllardır Malatya kamuoyunu meşgul eden ancak hayata geçirilmesi için sağlıklı adımlar atılmamış bir projeydi. Ömer Faruk Öz döneminde yasal bütün düzenlemeleri yapıldı, Lütfü Elvan'ın kalkınma bakanıyken, siyasi iradenin uyguladığı baskıyla da projenin hibe olan bölümünün de aktarıldığı bir proje vardı ve biz bu projeyi hayata geçirmek için ciddi anlamda mesai harcadık. Ama çok şükür şuanda iyi bir noktaya geldik. İnşaatımız bitti, çevre düzenlemeleri bittikten hemen sonrada Nisan ayında projeyi birmiş şekilde teslim alacağız.  TMO ve Lidaş'a burayı yönetmek üzere teslim edeceğiz.

ÜRETİCİ MUTLU OLDUĞUNDA BAŞARILI OLDUK DERİZ

Özkan: Seçildiğinizde kuşkusuz hedefleriniz vardı, 2 yıl sonra genel duruma baktığınızda bu süre içerisinde hedeflerinize ulaşabildiniz mi? Kendinizi bu süreçte başarılı buluyor musunuz? Başaramadıklarınız var ise bir öz eleştiri yapmayı düşünür müsünüz? 

Özcan: Kesinlikle ben tam başardık demiyorum. Ama emin adımlarla gidiyoruz. Özellikle kuru kayısının dünyadaki üretim kapasitesinin en önemli aktörü olmamızın hem avantajları, hem dezavantajları var. Burada bir defa bizim ürünü ciddi anlamda pazarlama problemlerini ortadan kaldırmak için iyi bir performans sergilememiz lazım. Bu yapmamız içinde bütün kamuoyu desteğini arkamıza almamız gerekiyor. İyi ilişkiler kurmak lazım. Mutlaka bu ilişkileri de uygun bir dille iyi yönetmek gerekiyor. Aksi takdirde sonuca varmak çok zor ve sıkıntılı oluyor. Bu konuda iyi bir performans sergilediğimizi düşünüyorum. Kamuyla, siyasi iradeyle, merkezi hükümetle iyi bir ilişki sonucu bunu taçlandırdığımız, bunun ise en önemli noktası da medya aktörleridir. Bu konuda iyi bir yol haritası çizdik ve ben kısmen başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Yerel aktörlerin bize sağlamış oldukları bütün destekleri avantaja çevirmektir. Kayısı Malatya'nın ortak paydasıdır, hepimizin olmasa olmazı ve hepimizin destek vermesi gereken bir şeydir. Biz bunu fırsata çevirdik. Yerel medya aktörlerimizden ciddi destek aldık. Onlarında bu hassasiyetinin, meseleye ne kadar ciddi anlamda yansıdığını gördük. Ulusal medyaya taşınması gereken, haber değeri olan her şeyi bizimle birlikte taşıdılar. Dolayısıyla Türkiye'de ve Dünyada son bir yılda kuru kayısı, ciddi anlamda çok önemli bir noktaya geldi. Son bir yıla bakın, birçok makale yazıldı özellikle sağlık sektörü dediğimiz, yani insan sağlığı açısından 'kuru meyvede en önemli ürünlerden biri kayısıdır' diyerek diyetisyenler artık haber yapmaya, makale yazmaya başladı.  Medya bizlere destek oldu, bizde bunu fırsata çevirdik. Üstümüze düşen buydu. Bu noktada iyi şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Ama hepsini yaptık mı? Diyemeyiz, bunu hep birlikte yaptık. Totalde baktığınızda MTB'nin tek başına kaldırabileceği bir yük değildi. Bu yükü herkese eşit miktarda bölmüş olduk. Bu anlamda sizin aracılığınızla yerel medya aktörlerine teşekkür borcumuz var. Eksiğimiz var, sıkıntılarımız var doğrudur. Başaramadıklarımız mutlaka bakidir. Şimdi üründe en önemli şey, üretici ayağıdır. Üretici bir şeye bakar oda fiyata. Biz ne zaman üreticinin mutlu olduğu rakamlara ürünün değerini taşırsak biz o zaman diyeceğiz ki, görevimizi gerçekten tamamladık diyebiliriz. Ama henüz o noktada değiliz.

LİSANSLI DEPOCULUK ARZ-TALEP DENGESİNİ SAĞLAYACAK

Özkan: Lisanslı depoculuk kayısının gelecekteki pazar payı ve pazara söz sahibi olması açısından önemli bir yere sahip. Bu projeyle kayısı üreticisi, özellikle pazar payı anlamında daha pozitif bir düşünceye sahip olabilecek mi veya bakabilecek mi?

Özcan: Kuru kayısıda lisanslı depoculuk ilk defa hayata geçiriliyor, yani bir örneği yoktur. Acaba filan ülkede yapıldı da başarılı oldu mu, olmadı mı? Testini yapacak durumda değiliz. Ama burada şöyle bir avantajımız var, toprak mahsulleri ofisinin projemizin Lidaş ayağındaki ortağı olması büyük bir avantaj. Biz bunu fırsata çevireceğiz. Özellikle son yıllarda kuru üzümde ve kuru incirde TMO'nun piyasayı regüle edici bir aktör olarak sektöre dahil olmasını bizde kuru kayısıda hayata geçirerek aslında üretici, ihracat ağını da güçlendireceğiz. Bir taraftan depo, üretici tarafından özellikle en çok neyi hedefliyoruz? Ürünün Temmuz ve Ağustos aylarındaki hasat döneminden sonra üreticide oluşan maliyetleri karşılayabilecek sonuçta bir sermaye gerekiyor. Bunu regüle edecek en önemli güç, ürünün depoya teslimatından sonraki üreticinin elde ettiği ürün senedi. Bu ürün senediyle bankacılık sisteminde ürünün değerinin yüzde 70'i kadar faizsiz kredi temin edilebilecek. Biz en çok nerede sıkıntı çekiyorduk? Temmuz ve Ağustos aylarında. Bu maliyetlerden dolayı üreticinin çok hızlı bir şekilde ürünü piyasaya sürüp paraya çevirmesi ihtiyacı oluyordu. Bu ne yapıyordu? Piyasadaki arz, talep dengelerini bozuyordu. Talebin üzerindeki arz, fiyatları ister istemez geriye çekmek zorunda kalıyordu. Şimdi bir taraftan hem üreticini ihtiyacı olan bu finansman problemini çözerken, bir taraftan özellikle piyasadaki arz fazlasını TMO'nun müdahalesiyle depolara çekerek, aslında ürünü kıymetlendirmeyi çok hızlı bir şekilde gerçekleştireceğiz. İnşallah bu yıl özellikle sezon dediğimiz zaman üreticimizde bize bu konuda mutlaka güvenip bize destek olacaklar. İhracatçının bu konuda eli en çok güçlenecek bölümü olacak. Malatya'da çok klasik ama altı boş bir söz var. ' Efendim 3 tane ihracatçı oturuyor bu ürünün kaderini belirliyor ve bu ürününü üstünde manipülasyon yapıyor' kesinlikle yanlıştır Tam 100 bin ton kuru kayısı ihracatı olan bir sektöre 3 ihracatçı hükmedemez. Şimdi TMO, taban fiyat açıklayıp, eğer taban fiyatın üstünden ürünü satın alma garantisi getirirse ihracatçı, ithalatçıya karşı güçlenmiş oluyor. Ama şimdiye kadar nasıldı? Üründe arz talepte problem varsa, yani arz talebin çok üstündeyse ithalatçı o zaman fiyatı kendi belirliyordu. Şimdi İnşallah, depo gerçekten bu konuda görev üslenecek. Bizde burada itici güç ve yönetici olarak üstümüze düşeni yapacağız.

BU YIL Kİ REKOLTEYİ VE DEVREDEN ÜRÜNÜN TAMAMINI BİTİRECEĞİZ

Özkan: Malatya beyaza büründü ve iyi bir kar yağdı. Bu kara yağışına üretici açısından baktığımız zaman yağışın üreticiye faydası olur mu? Bu açıdan yağışları nasıl değerlendiriyorsunuz? Kayısı rekoltesi açısından bir artısı olur mu? Buradan şuna gelmek istiyorum, üretici geçen yıl ürettiği kayısıyı elinden çıkartabildi mi, şuanda durum nedir?

Özcan: Kar bizim için çok önemliydi. Aslında Malatya'daki üretici şöyle bakıyor, geriye dönük 5 yıla baktığımızda Malatya'nın kış ayı artık değişti. Şubat oldu ve bu sevindirici bir şey. Neden diyecek olursanız? Aralık ve Ocak aylarındaki iklim değişiklikleriyle bölgedeki inşa edilen barajların özellikle gelen soğuk hava kitlelerini ciddi anlamda kırmasıyla, cemre düşmüş gibi toprakta da, havada da, suda da ciddi anlamda bir ısınma oluşturuyordu. Buda ağacın uyanmasına sebep oluyordu. Normalde kayısı ağacının Aralık ayında uykuya yatması gerekiyor. Bunun da soğuk havayla gerçeklemesi lazım. Don hadisesinden sonra kayısının en azından Şubat'ın ortalarına kadar uyuması gerekiyor. Kasım, Aralık ve Ocak aylarında hava biraz daha ılıman gittiği zaman bu defa ağaç çalışıyor, tomurcuklar şişmeye başlıyor ve Şubat'ın sonunda ağaç çiçek açmaya zorluyor. Bu defa, ağaçtaki en önemli risk Mart'taki çiçek riski, Nisan'da da çağala dönemi don riski. Şubat'ın sonunda Mart başı açan çiçek, mutlaka Mart ayı içerisinde kesinlikle bir dona maruz kalıyordu. Ama şimdi, yağan bu kar ve geçen günlerde yaşadığımız don, ağacı uyuttu. Şimdi inşallah çiçeğin Mart'ın 15'ine kadar açacağını tahmin etmiyorum. Birinci riski atlatmış olduk. Ama kayısıda en önemli risklerden bir tanesi de, Mart'taki çiçek döneminde, bu defa Nisan yağmurlarına denk gelmesi de daha büyük bir risk. Bu defada döllenmede problem yaşanıyor. Nisan ayında da her herhangi bir soğuk havaya maruz kalmazsak inşallah bu yıl mahsul iyi olur diye düşünüyorum. Ama Nisan'ın sonuna kadar kayısıda risk ciddi anlamda devam ediyor. Geçen yıl ticaret borsanın da rekolteyi açıklamıştık. 2018'de 96 bin ton ihracat gerçekleştirmiştik, 2019'da 99 bin 600 ton ihracat gerçekleştirdik. 6-7 bin ton bir artış söz konusuydu, bu geri dönen iadeleri de biz içerisine katıyoruz. Dolayısıyla şuan da ürünümüzün 60 bin tonunu ihraç ettik. Biz sezonu baz alıyoruz Ağustos 2019, Ocak 2020. Bu altı aylık sürede biz 60 bin ton ihracat gerçekleştirdik. Dolayısıyla şuanda rezervimizde kalan ürünün 50 bin ton civarında olduğunu düşünüyoruz. İhracata yetecek kadar ürünümüz görünüyor şuan. Fiyatlarda Aralık ve Ocak itibariyle kısmi artışlar meydana geliyor. Aralık ayında bin ton, Ocak ayında da bir bin ton artış var. Şuanda da fiyatlarda da yüzde 15'lik bir fiyat artışı söz konusu. Piyasa daraldı, özellikle bu yıl yılbaşında Avrupa'da ve Amerika'da ciddi bir kayısı tüketimi gerçekleştirildi. Bizim Şubat ayı teslimatlarımızı Ocak ayına çektiler. Şuanda bu rekolteyi ve devreden ürünün tamamını bitireceğiz.   

TOBB'UN BAŞKANLIĞINDA YARALARI SARMAK İÇİN HAREKETE GEÇTİ

Özkan: 6,8'lik bir deprem yaşadık, ticaret borası üyeleri açısından ne tür sıkıntılar oluştu? Bu sıkıntıları aşma anlamında ne tür girişimlerde bulunuyor musunuz ya da bulunacak mısınız?

 Özcan: 24 Ocak günü 6,8 şiddetindeki Elazığ, Sivrice merkezli depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum. Gerçekten büyük bir felaketten döndük. Elazığ bizden kısmen biraz daha fazla etkilendi. Depreme sevinilmez ama 6,8'lik bir depremde can kaybı bu rakamlarda kalmış olması bizi sevindiriyor. Binalardaki hasar oranına baktığımız zaman aslında tabloyu birbiriyle karşılaştırınca yaralı ve hasar sayısına çok şükür diyoruz. Şunu biliyoruz ve bilmeliyiz ki, özellikle yerel aktörler, belediye başkanları Malatya bir deprem bölge haritası içerisinde. Çok kritik bir yerde ve özellikle çok hareketli fayların olduğu bir bölgenin içerisindeyiz. 10-20-30 yıl deprem hadisesi olaya bilir ama mutlaka bir gün olacağının farkında olup, gerekli tedbirleri almak zorundayız. 20 yıldır Malatya'ya kar yağmamış olabilir bu hiçbir zaman şiddetli kar yağmayacağı anlamına gelmez. O gün 40 santimlik kar, yaptığınız bütün işlerin üstünü örtebilir. Dolayısıyla deprem bir gerçek ve bununla yaşamak gibi bir zorunluluğumuz var. Devlet, sahada gücünü ve kudretini, bütün merhametini ortaya koydu. Çok kısa süre içerisinde yıkılan binalara müdahale edildi, o binalarda enkaz altında kalan vatandaşlarımızın büyük bir bölümünü sağ çıkartarak, vefat eden vatandaşlarımız da tahliye ederek kısa süre içerisinde aslına önemli bir sınavdan geçtik. Ama daha sonrasında çok iyi ve profesyonel bir organizasyon aslında bizi daha çok rahatlatırdı. Fakat depreme ani müdahaleden sonraki bölümde eksiklerin olduğunu düşünüyorum. Bizde burada bir STK olarak meselenin cereyan ettiği andan itibaren sahadaydık. 365 tane oda ve borsa başkanımız çok hızlı bir şekilde TOBB'un başkanlığında yaraları sarmak için harekete geçti. Üyelerimize mesaj geçtik, onlardan özellikle yardım etmek isteyenleri genel sekreterliğimize yönlendirdik. Kısmen gıda, kıyafet giysi, ısıtıcı ve barınma ile ilgili de elimizden geleni yaptık. Deprem bölgesine bu yardımların ulaştırılması konusunda MTB olarak aktif 730 tane üyemizle birlikte ciddi anlamda yardımlar gerçekleştirdik.

MALATYA'NIN BİRİKMİŞ BÜTÜN İMAR PROBLEMLERİNİ MASAYA YATIRMALIYIZ

Özkan: 6,8 büyüklüğünde bir deprem geçiren bir ilin MTB başkanı, eski bir siyasetçi ve belediyelerde meclis üyeliği görevlerinde bulunan birisi olarak kentin imarını, depreme karşı toplumsal ve siyasal duyarlılığımızı, yeterliliğimizi değerlendirir misiniz?

Özcan: Aslında bu meselenin en kritik sorusu bu. Tabi ki bir deprem oldu, yaraları sardık ama hayat devam ediyor. Bu gerçeğin herkes farkına varmalı. Bir deprem korkusuna kimse bu şehri hapis edemez. Ortada bir realite var, Malatya deprem bölgesinde, fay hatlarının hareketli olduğu bölgede, akademik karakterli bütün teknik açıdan değerlendirmesini zaten mühendislerimiz yapıyor. Ama sürekli bu şehri de, yarın deprem olacakmış gibi ürküterek, kendi kabuğu içerisine hapis edemeyiz. Ama mutlaka buna karşıda tedbirli olacak şekilde hareket etmemiz gereken bir noktaya geldik. Depremde fırsatçılık yapılmaz ama deprem fırsata çevrilebilir. Özellikle yerel aktörler, belediyeler bu şehrin birikmiş bütün imar problemlerini çözecek bir fırsat yakaladı. Şuanda devletimizin bütün imkânları, özellikle çevre ve şehircilik bakanlığının, içişleri bakanlığının şuanda bütün dosyaları açıldı ve biz Malatya'nın birikmiş bütün imar problemlerini masaya yatırmak zorundayız. Sağlıklı bir kentleşmenin, depremden arındırılmış bir yeni kent projeleriyle artık sahaya çıkmak zorundayız. Fay hatlarının en hareketli olduğu bölgelerin hızlı bir şekilde tespiti, kaygan zeminlerden hızlı bir şekilde uzaklaşılacak imar ve kent yapılanmaları bunların tamamı 1/1000’lerde, 5 binliklerde, 100 binliklere kadar hızlı bir şekilde il ve ilçe meclislerinde tartışılarak, akademik ve teknik anlamda bütün değerlendirmeleri yapılarak, Malatya imarda yeni bir şehre dönüştürülmeli. Burada bir karar sergilemek lazım. Popülist davranışlardan çıkacak tablo ölüm ve yaralanmalar ortaya koyabilir. Buradan büyükşehir, iki metropol ilçe belediyelerimize ve diğer belediyelerimize sesleniyorum, mutlaka çevre şehircilik il müdürlüğü, tarım il müdürlüğü, konunun tarafları ve yerel aktörler ve bunların en tepesinde bulunan kamu idarecilerimiz, mülkü amirlerimiz ve siyasi irade çok hızlı bir kriz masası oluşturulmalı. Artık depremin yaralarını sardık, hayat devam ediyor şimdi yapmamız gereken bu olmalı. Bunu fırsata çevireceğiz. Devletin bütün imkânlarını kullanarak hızlı bir şekilde Malatya'nın yeni imar planını çıkartmalıyız. Aksi takdirde 2 yıl sonra maruz kalacağımız yeni bir depremden sonra yine bunu konuşuruz. Bölge halkının itirazları olabilir, vatandaş duygusal davranabilir ama siz vatandaşın duygusallığıyla değil, teknik, bilim ve mutlaka stratejik olarak da doğru yola götürmek zorundasınız.

HASAR GÖREN BİNALAR VE BUNUNLA İLGİLİ SAĞLIKLI BİR ÇALIŞMANIN YAPILDIĞINI DÜŞÜNMÜYORUM

Özkan: Şuanda bir sivil toplum kuruluşunun başındasınız ama siyaset ile uzun süre uğraştınız, belediye de görev aldınız bir dönem. Belediye ve mülki amirlerin deprem sonrası müdahalesini yeterli buldunuz mu? Bu konuda bir eleştiriniz var mı?

Özcan: Depreme müdahale hızı konusunda ben iyi bir irade ortaya konulduğunu düşünüyorum. Ancak, Bu ilk 3 günden sonraki hasar tespitlerinde, deprem bölgesindeki vatandaşlara gidildikten sonra, yıkılan binalar, hasar gören binalar ve bununla ilgili ben çok sağlıklı bir çalışmanın yapıldığını düşünmüyorum. Bu konuda geri kalmışlık söz konusuydu. Ama bu bir tecrübe olmuştur. Mutlaka bir daha böyle bir sıkıntıda aynı şeyi yaşayacağımızı düşünmüyorum. Onlarda mutlaka bundan ders çıkartmıştır. Hadise bitti, üç gün geçti yıkılacak binalarla ilgili çok hızlı hareket edilmesi, acaba o binaları kontrolsüz yıkmak gerekir mi? Bununla ilgili alınan tedbirler yan taraftaki binalara zarar verir mi? Konusunda biraz daha geride kaldığımızı düşünüyorum.

DEPREM NEDENİYLE İMARDA YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLAMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM

Özkan: Bilim adamlarının konuştuğu, 'Pazarcık eksenli bir depremde 7 üzeri bir deprem üreteceği' söylemleri söz konusu. Malatya bu 7 ve benzeri derecede depreme hazır mı? Bu hasar tespitlerinden sonra, gönlümüz rahatladı diyebilir miyiz?

 Özcan: Depremde zarar gören binaları incelediğimiz zaman daha çok kırsalda kerpiç yapı diye adlandırdığımız binalarda ciddi anlamda hasar var. Merkeze de geldiğimiz zaman daha çok imar yasalarımızın biraz daha zayıf olduğu döneme denk gelen binalarımız aslında zarar gördü. Yapı- Denetim diye biliyorsunuz artık ciddi ve güçlü bir yapı var. Yapı denetimden sonra ki binalara baktığımız zaman çok daha sağlıklı binaların olduğunu görüyorum. Ama bu yeterli mi? Hayır değil. Belediyelerimiz yapı denetimlerdeki ön görüleri biraz daha sertleştirmek zorunda. Pazarcık eksenli bir deprem var mı? Var bilim bunu diyor. Eğer bilim bunu diyorsa bizde mutlaka bilimin ön gördüğü şiddete göre tedbirleri arttırmak zorundayız. Tabi ki, yüzde 100 sonuca gidemeyebiliriz. Ama  asgariye indirmek zorundayız. Örneğin C30 beton kullanılıyor mu, onun üstünde C35 var mıdır? O zaman onu kullanmak zorundayız. Bu benim alanım değil, biliyorum da iddia etmiyorum, konunun taraflarına ve muhataplarına da saygısızlık etmek istemiyorum ama ben Malatya'da yeni bir dönem başlaması gerektiğini düşünüyorum. Vali beyin kararıyla şuan durduruldu inşaat yapımları. Bundan sonra daha sert ve önemli tedbirlerle depremde ön görülen bütün sıkıntıların bir kısmını engelleyici tedbirler almış oluruz diye düşünüyorum.

BELEDİYELERİMİZİ DEPREM KONUSUNDA TAM DONANIMLI GÖRMEDİM

Özkan: Büyükşehir belediyelerinin felaket anına müdahale etme araçlarına ve donanımlarına sahip olduklarını gördük Ankara, İstanbul gibi şehirlerin. Deprem sonrası gerek ilimize, gerekse Elazığ'a bu yönde yardımda bulundular. İtfaiye içerisinde oluşturdukları afet acil müdahale ekipleri, sahra tipi ekmek fırınlar ve aş evleri bu donanımlar arasında sayılabilir. Malatya belediyelerini bu açıdan hazır buldunuz mu? Belediyeler bu tür donanımlara sahip mi?

Özcan: Belediyeleri bu anlamda tam donanımlı görmedim. Malatya Büyükşehir belediyemizin gezici bir aş evi 1-2 tane olabilir. 800 bin bir nüfustan bahsediyoruz. Ama depremin gerçekleştiği bölgelere baktığınız zaman kısmi bir depreme maruz kaldığımızı görmekteyiz. Toplamda bir depreme maruz kaldığımız zaman bunların yetersiz kaldığını hepimiz görüyoruz. Onlarda mutlaka bunu şuanda tahlil ediyorlardır. Malatya deprem bölgesi içerisindeyse o zaman Malatya'nın tamamında bir deprem hadisesinin gerçekleşeceği şekilde tedbir almak zorundayız. 1 tane değil, 10 tane gezici aş evinizin olması gerekiyor. Ani müdahalede 3 tane aracınız değil, 10 tane aracınız olması gerekir. İnsan hayatından bahsediyoruz. Sözün bittiği yer burası ve bunun telafisi yok. 'Yarın yapsak, belediyenin imkânları yok' diyemezsiniz buna. Burada bir imkân söz konusu değil, bunu yapacaksınız.  Bakanlıklardan, hükümetten desek alacaksınız, kredi mi çekersiniz, borçlanır mısınız? Bu vatandaşın sorunu değil. Sizin yapmanız gereken iş, bütün imkânsızlıkları bir şekil imkânlarla donatarak problemi ortadan kaldırmak zorundasınız. Malatya bir daha böyle bir sıkıntıya maruz kaldığında hiç kimse 'gezici aş evi var mı?" sorusu sormamalı. Vatandaşın il etapta ihtiyacı beslenme ve barınma ihtiyacıdır. Mesela bakın kar yağdı, depreme maruz kalan alanlara bakın, vatandaşın konteynırlarda oturuyor durum da olması gerekiyordu.

50 BİN LİRA DESTEK KONUSUNDA TARTIŞMA VAR

Özkan: Kısaca Malatya ve ülke gündemini değerlendirir misiniz?

Özcan: Malatya'da malumunuz gündem hala deprem. Depremin artçı sarsıntıları hala devem ediyor. Ekonomiye yansımalarıyla ilgili tedbirler almaya çalışıyoruz. Depreme müdahale etme koordinasyon kurulundan sonra bu şehirde ekonomi ile ilgili bir kurulunun da kurulması gerektiğine inanıyorum. Depremin Malatya ekonomisine yansımalarıyla ilgili bir koordinasyon kurulu gerekiyor. Şuanda bankacılık sektörünün, maliye bakanlığının Malatya ekonomisine yönelik almış olduğu kararları, yaraları sarma konusunda, Malatya ekonomisini durağanlıkta çıkartma konusunda almış olduğu kararları belirleme konusunda yetkili bir kurum çok daha faydalı olabilir. Ekonomi konusunda alınması gereken tedbirleri bu kuruldan çıkartmak gerekiyor. TSO, MTB, ESOB, ekonomiyi temsil eden STK'lar bunun başında kamuda bu işin muhatabı olan kurular ve burumlarda yapılması gerekenler tartışıldıktan sonra gerekli bakanlıklara bir ağızdan, siyasetçilerimizin bakanlıklara götüreceği kararlar. Bu kararlar aslında götürülüp öyle çıkartılması gerekiyor. Bugün hala 50 bin lira ilgili ciddi bir tartışma var. Kimin aldığı, kimin alamadığı, niçin alamadığı veya alınan karala bu konunu taraflarının bir kısmının mağdur olması veya öngörülen evraklarla sayının azaltıldığı ya da KOSGEB'den alınmış işte 100 bin TL'lik bir yıl ödemesiz, 5 yıl ödemeli kredinin şuanda sadece depremden zarar görenlerin faydalandığı dediğiniz anda ölüyor. 20 kusur tane depremde zarar görmüş KOBİ yatırımcısı vardır. Buda bir şehrin ekonomisine ciddi anlamda bir kaynak sağlamaktadır. Şimdi çalışma yapılıyordur ama ben şunu demek istiyorum, bu bahsettiğimiz koordinasyon kurulunda ekonomi ile ilgili tarafların kendi üyelerinin üstünde ön gördüğü bütün ihtiyaç ve talepleri masaya yatırılsaydı, belki bugün biz bunu tartışmıyor olacaktık.  Maliye Bakanlığının almış olduğu kararla 50 bin TL'lik krediden faydalanacak olan üyeler ile ilgili Maliyeye kayıt öngörüsü sadece ön şart olarak alınsaydı, Malatya'da 40 bin tane esnafımız var. O zaman bunun yararlanma alanı daha geniş olurdu. Malatya bir tarım şehri. Öznur hanımın başkanlık ettiği kayısı araştırma enstitüsünde yapmış olduğu bir toplantıda da ifade ettim, Malatya'nın hızlı bir şekilde tarım fizibilite raporu yapması gerekiyor. İşimizi yapmak zorundayız, herkes işini yapacak. Herkse işini yapsa bu şehirde yapılacak iş kalmaz. Üstümüze vazife olmayan işlerle uğraşmak yerine bize ait olan işlerle mutlaka iştigal etmeliyiz. Doğru üslup, doğru iş, doğru raporlarla gidin çözülmeyecek hiçbir iş yoktur. Biz bunu 2 yıl içerisinde yaptık. Malatya milletvekillerimize teşekkür ediyoruz. Milletvekillerimizi işlerle ilgili sürekli bilgilendiriyorum. Malatya hepimizin ortak paydası. Bu şehir bizim vazgeçilmezimiz. Yerelde bir STK olarak üstümüze düşen vazifeyi yapmak zorundayız. Eksiklerimiz var ama tamamlayacağız. Kayısı bizim ortak paydamız ve ekonomideki en öneli aktörümüz. Yıllık 300 milyon dolar bu şehre gelir getiriyor. Fındığı çıkardığınız zaman incirle birlikte bu ülkede en önemli tarım ürünlerinden bir tanesi. Hem devlet, hem biz sahip çıkacağız. Biz Ezine peyniri üretmiyoruz, bu gerçeği de bu şehirde konuşmak zorundayız. Kuru kayısı satıyoruz. Bunun tüketicide bir karşılığı var. 5 dolara kadar bu ürünün Avrupa ve dünyada satışında hiçbir sıkıntı yoktur. 5 Dolar'dan sonra problem başlıyor. Hammadde fiyatlarının en az 3 dolar olması lazım. 3 dolar tüketici ve üretici içinde çok önemli bir puan. Her iki tarafında zarar görmediği bir banttan bahsediyorum. Sorun ve sıkıntılarda bir araya gelme kültürü geliştireceğiz. MTB olarak ben bunu çıkıp yaparak ukalalık etmiş olurum. Bizim üstümüzde daha önemli STK veya daha önemli aktörler bu görevleri dışarıda bırakamazlar. Yapmak zorunda herkes, yapmıyorsanız gideceksiniz kardeşim. Bu makamlar bizim için baki değil. Biz daha iyi yapacağız diye üyeler bizi seçti. Bizde iyisini yönetemezsek yarın vatandaş bize de dur diyecek.

 

Kaynak: Editör: Onay Ozan
Etiketler: Problemler, Masaya, Yatırılmalı,
Yorumlar
Haber Yazılımı