Sultansuyu, Atlar ve Yaşar Esin
Haber
02 Eylül 2020 - Çarşamba 10:50
 
Sultansuyu, Atlar ve Yaşar Esin
Sultan Suyu Harasında Türkiye’nin en pahalı atlarının yetiştirilmesine ömrünü veren, yarış atları ve taylarının müzayede ile satışının bir numaralı aktörü Yaşar Esin Bey ile atları, Sultan Suyu Harasını, yarış atlarının özelliklerini, tarih boyunca efsane atları konuştuk. Çok zevkli sohbet oldu. Siz okuyucularımızın da keyif alacağını umarak, sizlere de sunuyoruz.
Video Haber Haberi
Sultansuyu, Atlar ve Yaşar Esin

Deniz; Doğum yeriniz Malatya mı?

Esin: Benim doğum yerim Sinop Ayacık. 3,5 yaşında Malatya'ya geldim. Öğretmen okulunun 5. Sınıfından atıldım. Daha sonra da memur olarak göreve başladık. Dışarıdan lise bitirme imtihanlarına girerek diplomamızı aldık. Memuriyete 1972 yılında başladım, 2003 yılında emekli oldum.

Deniz: Öncelikle Memuriyete hangi yıl başladınız, hangi yıl emekli oldunuz?

Esin: 70 yaşına merdiven atmış bir arkadaşınızım. Yaşam hikâyem bu zamana kadar olan 58 yıl Akçadağ Sultan suyunda geçti. İkinci bir Akçadağlıyım ve bu benim için bir gururdur. İlk görevim, Sultan suyu harasının atçılık şubesinde atların kayıtlarını yapmaktı. Atların nüfus memurluğuydu görevim. Ülkemizin Arap atı yetiştiriciliğinde büyük emeği geçen merhum Mehmet Ali Kiper Bey var.  Dünyada bu işle ilgili 4 tane ayak var bir ayağı da Mehmet Ali Kiper'dir. Kiper Hocam bana dedi ki; "Bu ara atların satışları çok ilgi görüyor. Biz de atlarımızı piyasaya çıkaracağız, Arap yarış atlarının satışı yapılıyor. Ben seni yetiştireceğim ve bunu yapacaksın" dedi. Bir baktık 44 yıl olmuş. Sonra bir  günde veda ettik. 44 yıl boyunca bu işi yürütmeye çalıştık. Güzel bir hatıraydı. Atçılık çok güzel bir erdemdir. Esas bu tempoda bizleri yürüten, at sevgisidir. Eskiden hipodromların bazı yerlerinde görülürdü; "Dünyanın saadeti atın sırtındadır." Bu peygamber efendimizin hadisidir. Bu konuda Kur'anı Kerim'de de ayetler var. "Allah'ı zikreden, insandan sonra atlardır." Bunlar âlimlerin söylediği şeylerdir. Atların Anadolu'da insan üzerinde de çok etkisi vardır. Günümüz itibariyle atlar ekonomik değerini kaybetmeye başladı. Yarışa dönük atlar kullanılıyor. Fakat bunun iyi bir tarafı, tekrar o eski günlere dönen ciritler var. Atlı yay atmak, atlı cirit müsabakaları çok iyi.  Hele rahvan atlar var ki…

Deniz: Rahvan at nasıl olur?

Esin: Rahvan atların öyle bir yürüyüşleri var ki, oturup üstünde kahve içersin. Tıkır tıkır böyle onun tempolu yürüyüşü vardır. Cirit oyunlarında Erzurum, Bayburt, Uşak, Erzincan çok iyi durumda.

Deniz: 2. Ordunun bulunduğu yerde, Malatya'da at yarışları yapılırmış bu konuda hakkında bilginiz var mı?

Esin: Bunu kimden öğrendik? Malatya'daki eski atçılar var. Rahmetli Gazi Kabasakal, Hasan Tecellioğlu, Lütfü Sarıcı'dan öğrendik. Bunlar eski atçılar ve bunlar oradan bahsederlerdi. Yalnız ben oradaki yarışı göremedim. Boztepe'deki yarışı Hasan Ağa ile ikimiz yaptık. Kısa bir anekdot paylaşmak isterim, Ahmet Parlak İlkokulunun arka tarafında mezarlığın yanı olan kısmı düzenleyeceğiz, rahmetli Turgut Özal başta o zaman. “Nasıl edelim” dedim Hasan abiye. Hasan abi çok enteresan adam. Şimdi ama çok büyük bir at merakı var, burayı nasıl yapalım dedik. Asker kökenli bir vali vardı;  "Ben burayı yaptırtmam, burada yarış yapamazsınız" dedi.  Daha sonra rahmetli Özal, Malatya'ya geldiğinde heykelin önünde konuşurlarken, Hasan ağa ile ikimiz gittik.  Özal Bey de kenarda. Hasan ağa; "Özal Bey" dedi. Özal Bey şöyle baktı; "Buyur Hasan ağa" dedi. Hasan ağa; "Senin valin bize at yarışlarını yaptırmıyor" dedi.  Özal'da; "Hasan ağa sen bunu bir kâğıda yaz benim kalem müdürüme ilet ben ilgileneceğim" dedi. Bizler de lisanımünasip bir dille yazdık, özel kalem müdürüne verdik. Buranın inanın bir ay geçmeden tahsisatı yapıldı. Jokey kulübüne hipodrom için devredildi. Elazığ'dan önceyiz biz. Urfa, Diyarbakır bizden sonra yaptı. Biz bunlardan önceyiz. Sevgi evlerinin yapıldığı yeri devlet hipodrom olarak Malatya’ya verdi. Jokey kulübünden adamları çağırdık. Buranın planını yaptıracağız, o dönemin Valisi Kutlu Aktaş geldi. O zamanda 500 bin lira üzerinde para gelmiş.  Kutlu Bey; "Bu parayı müteahhitlere yedirmeyelim" dedi. Biz de olur dedik. Hakikaten adam başlattı, bayağı da iş çıkıyor. Fakat maalesef Kutlu Bey'in tayini çıktı. Kutlu Bey gitti, daha sonra da ilgilenen kimse olmadı.  Bura sallandı gitti, efendim bize ayrılan tahsisat Elazığ hipodroma aktarıldı. Hâlbuki biz onlardan üç sene öndeydik Sayın Deniz.

Bir gün dairedeyim, telefon geldi; "Ben komiser bilmem neyim, buraya kadar gelin" Benim başımdan bir kaynar su aktı, hayırdır inşallah bu nedir diye. Gittik; "Sizin bir atçılar derneğiniz var, kongresi falan olmamış, hiçbir uygun işlem yapılmamış" dedi. Bana yöneticileri sordu dedim birçoğu vefat etti, asıl üyelerden,  kala kala bir tek ben kaldım. Şöyle baktı dedi ki; "Kardeş ben sana ne yapayım, sen de bir memur adamsın" Allah razı olsun. Derneği iptal etmiş. Fakat duyduk, üzülmedik. Hasan ağanın ruhu şad olsun, çünkü onun çok büyük emeği var.

Deniz; Sultan Suyu Harasının tarihçesine bakarsak ne zamandan beri orada at yetiştiriliyor?

Esin; Sultan Suyu Harası, bizce bilinen, Osmanlı saray çiftliği olduğudur.  Sultan Abdulhamid Han'ın çiftliğidir.  O zamandan beri askerlerin binimi için atlar vardır. O dönemlerde Mendol yaylası ve çevrelerinde eşkıya olayları var. Bunların önlenmesi için askerlere at yetiştirme çalışmaları harada yapılıyormuş.  Askeri birliklerin toplarını at çekerdi. Süvari askerler at ile görev yaparlardı. Kısaca ata çok ihtiyaç duyuluyordu. Daha sonra 1927 yılında hara olarak başlanmıştır. At yetiştiriciliğinde önde gelen çiftliklerin biri de Sultan Suyu Harasıdır. Hamidiye Kışlası, esas oranın babacanı, oranın kalbidir. Orada aygırlar ve atlar da var. O zamanın mühim atlarından bir tanesi Al Devriş isimli bir Arap atıdır. Ona çok önem veriliyormuş. Hamidiye Kışlası oranın beyni, Sultan Suyu Harası oranın yan koluydu. Kışlaya çok at yetiştirmiştir.

Deniz: Bir atın karakteri bakımından sahibine çok sadık olduğu anlatılır ve diyelim ki, binicisi üzerinden düştü. At onu bırakıp gitmezmiş. Böylesi durumlar anlatılır, yani sahibine sahip çıkarmış. Sizce de böyle midir?

Esin: O çok doğru bir şey, bizler de ata bindik, düştük fakat o şekilde ki durumlarda at durur, gider sahibini koklar. Bu kadar sadık ve vefakârdır. Zübeyde diye bir kısrak vardı Elazığlı Topo Şahin diye bir yarışçının atı. Bu kısrağını bize aygıra çekmek için haraya getirdi. Geldi, gitti ve bunu da en son bize hediye etti. Çok önemli mühim bir familyadan gelen at. Bir zaman sonra Hacı ağabey geldi dedi ki;"Yahu Zübeyde'yi özledim bir göreyim" dedi. "Zübeyde, Zübeyde ha kızım" diye bağırıyor. Zübeyde bu Topo Şahin'in sesini duyunca 200-300 metreden geldi bakınıyor. Topo Şahin, neyse bunu aldı sevdi. İnanın Zübeyde öyle bir ağlıyor ki, Topo Şahin'in gözlerinden yaşlar dökülüyor. Bizler de öyle duygulanmıştık.

Bizde 44 Zehra diye bir kısrak vardı ki, tayına o kadar sadık bir kısraktı. Şimdi atlar bizde doğar, 6 ay kadar annesini emer, ondan sonra ayrılır. Bir gün tayları ve kısrakları ayrı ayrı sayıyoruz. Bir kısrak eksik. Bize gelirken yolun kenarında ince su denilen yer vardı. Sanki dersin kapalı bir ev gibi bir yer. Bizim bir Mehmet Çavuşumuz var. Allah selamet versin, gitmiş bakmış tay kısrağıyla birlikte duruyor. 44 Zehra orada tayı saklıyor yavrusundan ayrılmamak için. Atlar gerçekten bu kadar sadık ve duygusaldırlar. 

Deniz:  Haradaki atları yetiştirirken neye dikkat ederler?

Esin: Önce anne olacak olan kısraklar seçilir. O da nasıldır? Önce familyaları seçilir. Şimdi hepsi arap atıdır ama arap atının da 20 küsurun üstünde ailesi var. Ne kadar kısrak hangi aileye mensuptur bakılır, ihtiyaç var mı bu tespit edilir. Eskiden kayıtları el yazısıyla yazardık, şimdi bunların bilgileri bilgisayarla kayıt altına alınıyor.  Bunlar tespit edilir, sonra bunların verdiği yavrular yazılır. Tay seçiminde de atın vücut yapısına, baş, göğüs, bel, ayak yapılarına dikkat edilir. Atlar esasında iki tipdir. Sıcakkanlı, soğukkanlı atlar. Sıcakkanlı atlar, Anadolu'da yaşayan Arap atlarıdır ve bunlar binek içindir. Soğukkanlı atlar, bunlar ağır yük atlarıdır, haflinger atlardır. Savaşlarda bizim Türklerin kullandığı sıcakkanlı hareketli binek atlardır. Sıcakkanlı atların bir şeyi de Türkmenistan da Akal tekedir. Bunlarda çok süratli atlardır. Yalnız bizim Müslüman askerler, süvarileriler hafif kanlı atlara binerken, Roma ordusu ağırkanlı atlara binerlerdi. Nedeni ise, zırhları vardır. Bu nedenle ağırkanlı atları tercih etmişlerdir. Maalesef at değerini kaybettiği için bu atları da kaybettik.

Deniz: Dünyada at çeşitleri nelerdir?

Esin: Bunlar şöyle çeşitlendiriliyor, önce hafif kanlı, ağırkanlı atlar olarak. Hafif kanlı atlar, işte bu İngiliz atları, Arap atlarıdır, Akalteke atlarıdır. Bizim Anadolu'daki yerli Anadolu ırkı Erzurum ve civarındaki Hınıs atları. Onlar Erzurum havalisine mensup atlardır.

Deniz: Sizce güçlü ve savaşta, yarışta kullanılan bir atın üst yapısı, alın yapısı, ayağı, bileği, beli nasıl olmalı?

Esin: En güzel baş güzelliğine sahip olan atlar, Arap atlarıdır. Güzel bir başa sahip, boyun ve göğüs kısmı, şimdi buna "aslan göğüslü" derler. Kuvvetli bir bacak adale ve tırnak yapısına sahip atlardır. Düzgün bir bel yapısı vardır. Bunlar çok az eksikliği bulunan, bu vasıfları taşıyan atlar bizce makbuldür. Bileğin düzgün bir yapısı olması lazım. Dik bilekli olması istenmez, normal kavisli olması lazım. Yatık bilekli de olmaması lazım.  Nasıl elinizi atarsınız böyle sert bir yay gibi olmalı. Bir de tabi bunlarla birlikte atı boş koşarken deneriz biz bazen. Böyle aksiyonları nasıldır, hele Arap atları böyle kuyruğunu kaldırır. Arap atı ırkından başka atlarda bu yoktur.

Deniz: Harada bir tane beyaz Volga diye bir at vardı. Bir takım gösteriler yapardı o Arap atı mıydı?

Esin: Tabi o Arap atıydı. Volga çok iyi bir baba ile çok iyi bir annenin mahsulü bir at. Volga bir yarış atıdır. Bu atların gruplandırılmasında yapılan çok yarışlar kazanmış, birinci sınıf bir at. Az önce anlattığımız vasıflara tam anlamıyla uyan bir at.

Deniz: Atların renklerine göre de adlandırıldıklarını biliyoruz. Örneğin kır at, doru at gibi onlar kaç çeşit, onlar nasıl?

Esin: İnsanları Kızılderililer, esmer ırk, beyaz, siyah ırk gibi ayırırsak, atların da böyle tonları vardır. Kır atlar beyaz renkli atlar, kırmızı renkli atlara al atlar diyoruz. Şimdi tabi vücutta kırmızı ve arada siyah kıl ve kuyruğa sahip olan atlar doru atlardır. Bir de kula at denir bu da samani renklerdedir. Eskiden büyükler şöyle diyor; "Alma alı, satma kırı, yağızın binde biri ille doru, ille doru" yağız da her tarafı siyah olan atlardır. Doru atlar güçlü atlardır, tırnakları siyah tırnaktır. Beyaz ırk atlar çölde ve sıcak yerlerde daha iyidir.  Bir literatürde okudum, sene 1800 küsurlarda, 80 kilometrelik bir yarış var. Şimdi bu yarışlara 400 küsur at katılıyor. Yarış başlıyor, yarış bittiği zaman 60 at kalıyor. Yarışı 60 at bitirebiliyor. Bunun ilk birden ona kadar olanı Arap atıdır.  

Deniz: Bazen atların alınlarında bir beyazlık oluyor buna ne diyorsunuz?

Esin: Akıtma deniyor ona. Bazıları da alnı kartopudur. Burnunun üstünde beyazlıklar vardır. Burnunun içine giren et rengi gibi olanlara da avraş denir. Üs dudağına olan üst dudak avraşıdır, alt dudağında olursa alt dudak avraşı, bir de üst dudakla alt dudak birleşik olursa kilitli avraş denir. Çok eskiden büyüklerimiz, kilitli olan avraşı pek sevmezlermiş. Çizgiler dizkapağını geçerse çizme seki denir. Bunlar dört bacağında olursa pek memnun olunmaz.

Deniz: Sultan Suyu Harasından Osmanlı sarayına giden at var mıdır?

Esin: Osmanlı sarayından, Hamidiye kışlasına gelen at var. Bu at mühim bir aygır olarak gelmiş, döl alınsın diye. Al Derviş isimli 1907 doğumludur.

Deniz: Siz hangi yörenin atını daha çok tutarsınız ve makbul görürsünüz?

Esin: Atı incelerken şöyle bakacaksınız, hissi davranmayacaksınız. Bu işi iyi bilmek lazım çünkü atçılık çok geniş, bir umman, deniz. Ben şöyle bakarım, bir atı seçerken başına, ayağına, göğsüne bakarım. Ölçtükten sonra bunun ana ve babasını araştırırım. Bunun üzerine atı değerlendiririm. Şimdi yöre olarak yalnız, Arap atında ön sıradaki hara Eskişehir Anadolu Harasıdır. Eskiden beri orası Arap atlarının mihenk taşıdır. Performans yönünden Sultan Suyu Haramız, Bursa Karacabey Harasını geçti. Arkadaşlar iyi bir gayret gösteriyorlar ve zaman zaman böyle iyi atlar çıkıyor.  

Deniz: Karşıdan baktınız, atın alnını, kafa yapısını, döşünü, belini falan görünce neye bakarak bu iyi bir attır diyebiliriz?

Esin: Başını, göğsünü, boynunu, ayak yapısını bu bilgileri aklınızda toparlayacaksınız. Kafanızda bu iskeleti oluşturacaksınız. Yalnız şu vardır, ben demedim birçok kişi der de, "iyi at değil de, ileride iyi at olabilir" demek daha doğrudur.

Deniz: At karakter ve yapı bakımdan çok duygusaldır. At insanoğlu ile ne zaman buluşmuştur acaba?

Esin: Hara ve jokey kulübünde birçok atlarla ilgilendim, atlarla ilgili birçok kitap okudum ama bununla ilgili, yaradılışı konusunda kesin bir bilgim yok.

Deniz: Bizim tarihimizde ve coğrafyamızda çok ünlü atlar vardır; insanlarımız üzerlerinde etkili olmuştur. Bunlardan birisi Hz. Ali Efendimizin bindiği Düldül'dür. Onunla ilgili anlatılan bir efsane menkıbe var mıdır bildiğiniz?

Esin: O at kutsal bir gözle görülmüş ki, ona kimisi "Kır at", kimisi "Doru"  demiştir. Hz Ali Efendimiz bu atın üzerinde savaşta da çok başarılıymış. Ertuğrul dizisi var. Onların bindiği atların içerisinde bir tane kır at var. O kır at esasında İspanyol atıdır. Murat Boncuk getirmiştir ve kendisi de çok güzel at biner. Bunlar da Arap atlarına amcazade gibi yakındır. 2. Dünya Harbinde bu atlar gösteri atlarıydı, bunları bombalatmamak için bir yeri feda etmişlerdir.

 Deniz: Malatya’mızın kahramanı Battal Gazi'den söz etmek istiyorum ve onun atı Devzade Aşkar. Yazma eserlerde, menkıbelerde Battal Gazi'nin atı Devzade Aşkar diye geçiyor. Peki, iyi bir at mıydı acaba?

Esin: Efsanedeki materyalleri büyütürüz. Bu bizim toplumumuzda var. Aşkar deyince ne yaparız. Aşkar deyince gözümüzde büyütürüz. O Aşkar, neden Aşkar olmuş? O ismi Battalgazi büyütmüş. Düldül'ü Hz Ali Efendimiz büyütmüş.

 

Deniz: Mesela bir de meşhur Köroğlu'nun atı var Kır at, anlatılana göre çok cılız, gösterişsiz bir atmış. Köroğlu’nun babası bunun iyi bir at olacağını nasıl anlamış?

Esin: İşte ustalık budur. Yusuf, bu atın iyi bir familyadan geldiğini anlamış ve yetiştirmiş. Köroğlu da iyi bir binici. Bu şekilde birbirlerini yüceltmişler.

Deniz: At bakımında kullanılan malzemeler nelerdir? Bir atın üzerinde ne var, nasıl işlenir?

Esin: Atın önce gıdası ot çayır ve yoncadır. Bunun yanında kesik yem dediğimiz arpa, yulaf, ek olarak mısır vardır. Aşı zamanı aygırlık döneminde pekmez veririz. Atı tımar etmek için, o eski tımarcılar kalmadı. Bir tımar, üç okka yulafın yerini tutar . İyi bir tımar için elinizde çok iyi bir kaşağı olacak, onu da kullanmasını bileceksiniz. Ufak dişli bir kaşağı olacak, hayvanı yaralamayacak, onu zedelemeyecek bir kaşağı. Önce boyundan başlamak gerek. Sert adaleleri ve etin yumuşak olduğu yerler, orayı böyle yedire yedire, tersli düzlü tımarlarsınız. Ondan sonra bele geleceksiniz. Bel çok önemlidir. Onu çok az ritimli yapacaksınız. Daha sonra kaburgaların üstünü de normal bir ritimde yapacaksınız. Kemik kısmına çok kaşağı sürülmez. Bazı böyle çamurlar olur, oraya kaşağı vurulmaz. Daha sonra elinize bir kese geçireceksiniz her tımar edilen yeri tersli yüzlü sileceksiniz. Bastırılacak yerlere bastırarak yapacaksınız ama aynı ritmi yakalayacaksınız. Ondan sonra ince fırça denilen bir malzeme ile (kıl fırça) çok hafif bununla temizledikten sonra bu ayak kısmını da yaş havluyla silersiniz. Tekrar güzel ve ince bir bezle vücudunu silersiniz. Ondan sonra tımarcının o keyfidir, kuyruğunu tutar “Hey koca oğlan” der sağrısına şaplak atarsınız. İyi bir tımar odur.

Deniz: Tırnağını kesmek için nalbantlık malzemeleri nelerdir?

Esin: Nalbantlık malzemeleri, tırnak kesecek bıçaklar, suntraşlar, reventler vardır. Bunlar ayrı ayrı yerlerde kullanılır. Önce atın tırnağını alırken başlarsınız, elinizde keskin bir demir ve birde tokmak vardır. Tokmağı tak tak tak vurur o yeri aldıktan sonra avuç kısmı çıkar. Avuç kısmını açmak için suntarşlar kullanılır. Ondan sonra kanallar ortaya çıkar. Onu da reventle birlikte temizlersiniz. Bunu yaparken de bir ne lazımdır? Çok iyi bir usta olması. Öyle her adam nalbantlık yapamaz. Atı topal bile edebilir. Nallarken, bir nalda 4 tane çivi vardır. Yarış atlarının nalları ayrıdır. Tırnaklar törpülendikten sonrada bu işler biter.

Deniz: Binek atı ile yük atına giydirilen malzemeler nelerdir?

Esin: Binek atları için Atın başındaki yuları vardır. Daha sonra başlığı vardır, madem baş kısmındayız bitirelim ağzına gemi takarsınız. Gemi taktıktan sonra bu defa beline bir şey koyacağız. O nedir? Eyerin altına keçe koyarsınız. Keçenin üzerine haşa bezi denilen bir bezi korsunuz. Haşa bezinden sonra iyi bir eyer, eyeri de kontrol edersiniz. Atları kötü bir eyerle eyerlemek, bir atın yarış hayatına mal olmaya neden olur. Bazı atlar gemi azıya alır, kafasını sallar kaldırır. Gemi azıya alma nedir? Ağzındaki gemi, buradaki azı dişinin arasına alır başını sallar kaptırır, kantarmayı elinden almak için veya düşürmek için. Martingal da burada bunu önler. Bu tip yular böylesi atlara takılır, her ata takılmaz.

Deniz: İyi bir eyer nasıl olmalıdır?

Esin: Eyerler 3-4 kısma ayrılır. Gezinti atları, atları gezdirmek için eyerler vardır. Bunlar daha hafif olur. İçerisinde hayvanı vurmasın diye keçe olur. Son zamanlarda yumuşak pamuksu malzemeler konuyor. Sonra idman eyerleri vardır onlar da biraz değişiği, yarış atı eyeri o çok ağır değildir.

 Deniz: Atlar konusunda bizim bilemediğimiz, sizin söylemek istediğiniz başka bir şey var mıdır?

Esin: Atları her şeyi ile öğrenmemiz mümkün değil. Atı çok sevmek ve bir de iyi gözlemle bakmak lazım. Bakmakla görmek farklı şeylerdir. Göreceksiniz, seveceksiniz.

Deniz: Yaşar Bey çok teşekkür ederiz. Çok kıymetli bilgiler verdiniz Sizi yorduk. Hakkınızı helal edin.

Kaynak: Editör: Onay Ozan
Etiketler: Sultansuyu,, Atlar, ve, Yaşar, Esin,
Yorumlar
Haber Yazılımı