Yazı Detayı
22 Haziran 2020 - Pazartesi 12:06
 
ADALET
Mustafa ÇOLAKOĞLU
malatyasoz@gmail.com
 
 

Tarihin bilinen ilk gününden bugüne kadar binlerce devletler kurulmuştur, Tarih kitapları; Sümer, Hititler,  v.s gibi devletlerle karşımıza çıkmaktadır. 

Günümüzde ismini bilmediğimiz belki yüzlerce devlet kurulmuş ve zamanı gelince yıkılarak tarihin tozlu sayfalarında kaybolup gitmiştir. 
Devletlerin tarih sahnesinde doğuşu ve yıkılışı, insanların doğuşu ve ölümü gibi kısa veya uzun olmuştur.  Devletlerde insanlar gibi bazılarının ömrü kısa olmuş, bazı devletlerinde ömürleri yüzyıllarca sürmelerine rağmen bir gün son bulmuştur. 
Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda, bu kurulan devletlerin milliyetlerine ve dini inanışlarına baktığımızda ayrı din ve ayrı milliyetlerden olduklarını görürüz. Kısacası hangi Milletten ve dinden olursan ol, devletlerin kuruluşunda toplumlar adil ve güçlü bir liderin etrafında toplanarak devlet olmuşlardır. Tabi’i ki devlet olmanın bazı kıstasları vardır, bu kıstaslar, din birliği, soy birliği, dil birliği, kültür birliği v.s. 
Günümüzdeki devletlerin bir kısmı suni devlet olmasına rağmen bazı devletlerin tarihi geçmişleri vardır. Dünyada kurulan bütün devletlere baktığımızda, devletlerin kuruluş sırasında, adil bir tebaa, adil bir idareci ve otomatikman adil bir yönetim söz konusudur. 
Tarih sahnesinde silinen devletlerin son yıllarına bakıldığında ise, adaletsiz bir tebaa, adaletten yoksun idareciler ve adaletsiz bir yönetim şekli görülmektedir. Kısacası devletlerin dinleri ne olursa olsun, ister Müslüman, ister Hıristiyan, isterse putperest olsun, milliyetleri Türk, Arap, Rus, Alman, İngiliz, v.s ne olursa olsun, yönetim şekilleri, cumhuriyet, kral’lık, şeriat, kominizim, padişahlık, ne olursa olsun değişen hiçbir şey olmuyor. 
Devletlerin kuruluş yıllarında, bütün insanlar sözlü veya yazılı olan kanunlar karşısında eşit olarak yargılanmakta, nimet ve külfet bölüşümün de o devlette yaşayan her insan eşit haklara sahiptir. Devletler yıkılmaya yüz tutuğu andan itibaren, yasalar kişiye göre değiştiği görülmüştür. 
Nimet paylaşımında bazı partiler, gurup ve kuruluşlar aslan payını alırken halkın çoğunluğu ise nimetlerin tozunu bile yutamazlar. Külfet dağılımında ise nimetlerden faydalanmayan sesiz çoğunluk külfeti göğüslerken, nimetlerden faydalanan bir avuç azınlığın ruhu bile duymaz. Günümüz Türkiye’sinde 1960 ihtilalından günümüze kadar adalet sistemi hep sınıfta kalmıştır. 1960 İhtilal sonrası oluşan mahkemelerin verdiği kararlar olsun. 1971 muhtırasında sonra alınan kararlar olsun,1980 ihtilalın da sonra kurulan mahkeme kararları olsun, 28 Şubat 1997 yılında, toplumun inançları ile ilgili utanç verici kararlar, Türkiye’nin adalet tarihine kara birer leke olarak girmiştir.  
Son yılarda ağızlara sakız olan Ergenekon ve Balyoz davalarında ceza evinde yatıp, mahkeme sonucu ceza alan yüzlerce subay birden masum olduklarına aynı mahkemeler tarafından karar verilmiştir. Amerika’nın senaryosunu yazdığı figüran olaraktan da malum Fetö ve avenesinin, 15 Temmuz’da yaptığı ihtilal girişimi, Türk milletinin dirayeti ile fiyasko ile sonuçlanmıştır. İhtilal girişimi neticesinde, ihanet çetesinin birinci derecede yöneticileri dış devletlerde günlerini gün ederken,(ihtilal girişiminde bulunan hainler hariç) sırf Allah rızası için hizmet eden masum insanlar,( öğretmen, polis, memur) nana muhtaç duruma düşürülmüştür. Tabiri caiz ise bu rezaleti, bir atasözümüzle şöyle açıklarsak, kişinin gücü eşeğe yetmeyince palanı dövmeye başlarmış. 
Tarihin tozlu sayfaları incelendiğinde, İktidar sahipleri çevrelerinin yaptıkları yolsuzlukları ve adaletsizlikleri görmezden gelirken, diğer taraftan da mangalda kül bırakmıyorlarsa, o devletin akıbeti belirsiz hale gelmiştir. Kişilere göre değişen adalet sistemi devletlerin yıkımına en büyük sebep olarak görülmektedir. Hakim devletlerde, adalet terazisinin ibresinin sağa sola kaymaması için itina gösterilir. Devlet idaresinde adalete dayanmayan her türlü idare şeklinin adı zulümdür.  

 
Etiketler: ADALET, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı