Yazı Detayı
10 Temmuz 2018 - Salı 10:05
 
Alevilik Araştırmaları Enstitüsü Ülkemiz İçin Hayırlı Olsun
Hasan Çelik
 
 

İnönü Üniversitesinde Alevilik Araştırmaları Enstitüsü kurulmasına yönelik karar 6 Temmuz 2018 tarihli ve 30470 Sayılı Resmi Gazetede yayımlandı. Alevilik Araştırmalarına yeni bir soluk kazandıracak olan enstitünün ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Sürecin içerisinde olmam sebebiyle bu anlamlı oluşumda birçok kişinin emeğinin varoluşuna da tanıklık ettim. Başta Millî Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz’ın ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Sayın Bülent Tüfenkci’nin olmak üzere; Malatya Valisi Sayın Ali Kaban’ın, İnönü Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Ahmet Kızılay’ın, CEM Vakfı Genel Başkanı Sayın Erdoğan Döner’in, CEM Vakfı Genel Müdürü Sayın Hıdır Akbayır’ın, CEM Vakfı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanı ve Mürşidim Sayın Eşref Doğan Dede’nin ve son olaraktan İnönü Üniversitesi Avrasya Alevilik-Bektaşilik Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve tez danışmanı hocam Sayın Doç. Dr. Mehmet Dönmez’in emek ve katkılarını göz ardı edemem. Tüm bu birlikteliğin koordinesini sağlayan ve Aleviliğin ülkemizdeki en önemli mihenk taşlarından birisi olan, saygıdeğer hocam ve kıymetli büyüğüm Sayın Prof. Dr. İzzettin Doğan’a da ayrıca müteşekkirim…

***

Bu toprakları yurt kılan en önemli unsurlardan biri de şüphesiz ki Aleviler veya Alevi kimliğine sahip topluluklardır. Yaradan’a ve yaratılana sevgi ve rahmetle bakan Alevilik inancı, İslâm tasavvufunun en zengin yorumlarından biri olarak tarihsel süreçte doğmuştur. Daha Anadolu topraklarının kapısı Malazgirt Zaferiyle açılmamışken, birçok Alperen tarafından Anadolu insanının gönlü zaten açılmış ve bu topraklara İslam ve sevgi tohumları ekilmiştir. Ekilen o tohumların birer Ulu Çınara dönüştüklerini tarih her defasında bizlere ispatlamıştır… Hz. Pir Hacı Bektaş Velî’yi, Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Ahî Evran’ı, Âşık Veysel’i işte bu sevgi ve hoşgörü iklimi yetiştirmiştir…

***

Değişen dünya düzeni içerisinde eğitimin önemi her geçen gün ve katlanarak artmaktadır. Çünkü çağın getirdiklerini doğru bir şekilde okumak şüphesiz ki “bilinç” düzeyinizle doğru orantılıdır. Toplumlar, “ortak hafızaları” sayesinde toplum olabilirler. Toplumların “ortak hafızaları” ise tarihlerinden beslenmek durumundadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti inançlara “eşit” yaklaşma konusunda hep eksik kaldı ve “ortak bir hafızaya” sahip olma bilincini tüm yurttaşlarına öğretemedi. “Laiklik ilkesinin” getirdiklerini veya getirmek istediklerini de nedense hep “dinsizlik” diye algıladı. Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş amacı ve hizmetlerinde “taraflı” davrandı ve bu topraklarda yaşayan tüm yurttaşların “diyaneti” olamadı… Ve bizler okullarımızda hakiki tarihi ve beslendiğimiz kökleri çocuklarımıza öğretemedik; Yavuz Sultan Selim’le Şah İsmail’i barıştıramadık, Cumhurbaşkanlığı forsunda Safevîler’e yer ayırmadık, camilerimize kadınları almadık ve onları hep uzaklaştırdık, ahlâktan yoksun bir din anlayışını normal karşıladık, Allah adına hüküm vermeyi kendimize itibar kaynağı edindik… Ve Eşref Doğan Dede’min her defasında vurguladığı yönüyle de “Bizler mezhepleri adeta din haline getirdik ve dinin kendisinin (İslâm’ın) insanlığa vermek istediği mesajı da görmezden geldik!..”

***

Peki bu kadar çıkmaz sokağın arasından nasıl olacakta doğru bir yol veya istikamet bulacaktık?

 

Şüphesiz ki bilimi ve eğitimi rehber edinerek doğru istikametlerle insanlık bahçesini büyütebilir ve ülkemizi layık olduğu seviyelere taşıyabilirdik.

 

Bunun için kimi üniversitelerimiz ellerini taşın altına koymalı ve ülkemize nefes aldırmalıydı. İnanç ve insan hakları konusunda birçok açıdan haksızlık yaşayan Alevi toplumu,  kendi topraklarını yönetenlerle kavga etmedi, bilime ve eğitime sarıldı, çocuklarını sevgi ile yetiştirmekten vazgeçmedi.

 

Ama yetmezdi, inanç lütufkâr tavırlarla yol alamazdı. Hukuk bu inançları güvence altında yaşatmalı ve inançlardan doğan hakları da uygulatmalıydı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tüm bu olumsuzluklara son noktayı koyan kurum oldu ve Alevi toplumunun lehine kararlar verdi ve Türkiye’nin bu konuda “hak ihlalleri” yaptığına hükmetti… Gelinen nokta gösterdi ki hem Alevi toplumunda hem de Sünni toplumunda ortaya çıkan bir din eğitimi problemi var. Ne “bilinçli” bir Sünnilik öğretilebiliyor ne de “bilinçli” bir Alevilik…

***

Dört Cuma hutbesinde mezhepçiliği kaldıracak güçte olan Diyanet İşleri Başkanlığı, iktidarların hizmetkârı olmaktan bir türlü vazgeçmiyor! Bugün öğretmenlerimize ve din görevlilerimize bu sebeplerle bir hayli ağır sorumluluklar düşmektedir. “Ehl-i Sünnet”ten olduğunu söyleyenler, Peygamber Efendimizin “sünneti”nde olmayan her şeyi yapar hale geldiler. Hz. Ali’ye taraf olduğunu söyleyen Aleviler, Hz. Ali Efendimizden bihaber yaşam sürmenin girdabına kapıldılar!.. Toplumları eğitmek ve sosyal barışın tesisini sağlamlaştırmak için eğitimden vazgeçmemek gerekiyordu. Tam da bu noktada hem yüksek lisans hem de doktora programlarında öğrenci yetiştirecek, Aleviliğe dair bilimsel bir hafıza oluşturacak bir Alevilik Araştırmaları Enstitüsüne olan ihtiyaç gün yüzüne çıkmıştı. Bu enstitünün Malatya’da hayata geçirilmesi, Malatya’nın tarihsel kimliğiyle de örtüşmektedir. Çünkü Malatya hep farklı inançların ortak değeri olabilmiş bir şehirdir. Dileriz ki bu güzel niyetler daha güzel adımlarla birleşir ve ülkemizdeki “suni” eşikler aşılarak, toplumsal barış her eşikten içeriye girer. Kimse inanç kimliğinden dolayı dışlanmaz, devleti yönetenler siyasete değil de liyakate kıymet verirler…

***

Bir kez daha ifade etmem gerekiyor ki bilgiye hükmeden ülkeler önümüzdeki yüzyıllara yön verecek ülkelerdirler. Bizlerde temel insan ve inanç hakları konusunda artık ortak bir akılla hareket etmeli ve enerjimizi ülkemizin geleceğine harcamalıyız. Bilinçlenmek ve bilinçlendirmek hepimizin vazifesi, yetiştiremediğimiz ya da kazanamadığımız her bir insanımız emin olun ki bu ülkenin gelecek bakiyesinden düşen bir kayıptır.  Bizim artık birbirimize sarılma ve doğrulma vaktimiz çoktan geldi, cephelerde kazandığımız Kurtuluş Savaşını artık eğitimde de kazanma zamanımız geldi de geçiyor. Alevi veya Sünni olmak bizim tercihimiz değil amma “insan olabilmek” bizim tercihimiz, ondandır ya Koca Veysel bize ne çok dersler öğretmiş: Veysel sapma sağa sola / Sen Allah’tan birlik dile / İkilikten gelir bela / “Dava insanlık davası.”

Ne diyelim; “Dava insanlık davası”…

 
Etiketler: Alevilik, Araştırmaları, Enstitüsü, Ülkemiz, İçin, Hayırlı, Olsun, ,
Haber Yazılımı