Yazı Detayı
05 Mayıs 2020 - Salı 01:09
 
BAHAR SESSİZLİGİ
Recep Örek
 
 

                              

Beklentilerin dalga dalga değiştiği 2020 yılı, insanoğlunun zorlu bir süreçle karşı karşıya bıraktı. Uzakdoğunun uzaklarından dünyanın her yerine transfer olan karışık, karmaşık ve bilinmezliklerle dolu bir virüs kendini hayatımızın merkezine oturttu. Yaşam tarzımızı artık bu virüs tanzim ediyor. Her gün medyanın çeşitli mecralarında virüsle ilgili haberler çıkıyor. Kimi mesnetli kimi mesnetsiz...

Zaman böyle akıp giderken, hayatımıza ansızın giren bu virüs bize tek tercihli ve tecritli bir hayat bıraktı. Yaşam şeklimiz, alışkanlıklarımız, hayatla olan muhtelif bağlarımız bir bir değişiyor. Bizi yönetmesi muhtemel gibi görünen yapay zekâ yerini bizi yöneten virüsün uhdesine bıraktı. Konu ile ilgili modellemeler yapıyor, virüsün davranışlarına göre geleceğe dair hayallerimizi revize edip moda tabirle yaşam standartlarımızın algoritmasını değiştiriyoruz. Yaşam denen o kutsal varlığı bir virüse teslim etmemek için yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bu bazen bizi yorsa da toplum sağlığı ve kendi sağlığımız için bazı alışkanlıklarımızı değiştirmek durumundayız ya da zorundayız.

Bizler bu virüsle uğraşırken mevsimler değişiyor, doğa kendini yeniliyor, yağmurlar toprakla buluşuyor, akarsular yoluna devam ediyor, yaban hayatının hayvanları geçici bir mutluluk yaşıyor. Hatta bazen şehirlerin ana caddelerine inip neler yaptıklarımızı merak ediyorlar!  Bizlerse virüse bazen ömür biçiyor bazen de kendimize umut biçiyoruz. Konu ile ilgili olumlu bir habere kulak kabartıp umutsuzlukları geleceğin zaman cenderesinde beklemeye alıyoruz. Virüsün çekilmez vicdanına bizler odaklanmışken bahar mevsimi ise sessizce süzülüp gidiyor. Yeşilin tonları arasında kaybolan doğa mutlu görünüyor. Ona az zarar vermemizin belki de tadını çıkarıyor. Bu savaşın galibi belli olsa da “ne biz onsuz yaşarız ne de o bizsiz.”

Gelişen beklenmedik bu kaos süreci hayat algoritmamızı değiştirmek için bir fırsata dönüşebilir. Kapitalist dünyanın cazibesine kapılıp doğa, çevre ve ekosistemi kendi doğal seyrine bırakarak fazla müdahale etmeden kendi kulvarlarımızda sakince yürüyebiliriz. Bu kolay olmayacak ama yapmak zorundayız. Ülkeler artık çok üretme ve çok tüketme sevdasından vazgeçebilirler. Daha mutedil bir hayata razı olmak bana göre hayat kalitemizi düşürmez hatta bizi hayatın karışık ve karmaşık ilişkilerinden de kurtarır. Çünkü üretmek adına doğaya verdiğimiz zarar “biyolojik çeşitliliği” azaltan ve değiştiren bir olgudur. Bu konuda ABD’deki Geore Mason Üniversitesi’nden Prof. Thomas Lovejoy  “Pandemi doğanın intikamı değil, bunu kendi kendimize yaptık” demişti.

Uzmanlar, dünyanın doğal yaşam destek sistemlerindeki zayıflamanın insanlığı tehlikeye attığını yaygın ormansızlaşma, tarımın kontrolsüz genişlemesi, yoğun çiftçilik, madencilik, altyapı gelişimi ve vahşi türlerin sömürülmesi hastalıkların yayılması için “mükemmel fırtına yarattı” şeklinde ifade ederek insanın doğa ile savaşının bizi buralara getirdiğini anlatmaya çalışıyorlar.

Pandemiye ilaç, aşı bulmak belki bizi bir süre rahatlatabilir ancak orta ve uzun vadede  birtakım radikal önlemler alınmalı. Daha yaşanabilir bir dünya için bunu yapmak zorundayız. Zaman içinde insanlarla sosyal mesafeyi nasıl  ne kadar koyacağımızı bilemem ama doğayla mutlaka mesafeyi korumalıyız. Yoksa daha çok sessiz baharlar bizi bekleyebilir...!

 

 
Etiketler: BAHAR, SESSİZLİGİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı