Yazı Detayı
24 Ağustos 2017 - Perşembe 09:27
 
Bitmeyen Mutluluk Ödevleri
Recep Örek
 
 

Kalıplaşmış ve kültürlenme yoluyla hayatımıza giren bazı alışkanlıklar vardır. Bunlardan kurtulmak çoğu zaman pek kolay olmuyor. Adeta kodlanıyor hafızamıza. Bunlardan biri de mutluluk kavramıdır. Mutlu muyuz, değil miyiz? Sorusuna cevap vermek için zorlarız kendimizi.  “Aslında mutluyum da… Ya da düşman çatlatırcasına(!) çok mutluyuz” havalarına gireriz. Her şeyi neredeyse mutlu olmak üzerine inşa ederiz. Oysa insanın mutlu olup olmaması yaşamın olağan sürecinde kendiliğinden gelişen bir durum. Bunun için özel bir çabaya gerek.

Günümüzde insanlar mutlu olmaktan ziyade konunun nicel sonuçlarıyla daha çok ilgileniyorlar. Bu amaçla ulusal veya uluslararası ölçekte araştırmalar, anketler yapılıp toplumların mutluluk seviyeleri ölçülür. Mutluluğun neresindeyiz diye. Kapitalizm galiba mutluluk kavramını da satın aldı. Şunları yaparsınız mutlu olursunuz düşüncesi tüketim alışkanlığına dönüştü neredeyse. Hayatın zorlukları yetmiyormuş gibi bir de mutluluk ödeviyle insanlar uğraşıp duruyor.

Oysa hayata farklı açılardan bakmanın sayısız yararı vardır. Dünyayı anlamlı kılan da belki budur. Hayatı sadece mutluluk üzerine inşa etme gibi bir zorunluluğun olmaması gerekir. Mutluluk kesinlikle yabana atılacak bir kavram değil. Ancak odaklandığımız mutluluğun, bazen yanımızdan geçip gittiğini göremediğimiz bile oluyor. Çünkü odaklanmışız resmin bütününe. Mutlu olmanın yollarını aramaktan çok; yaptığımız işten, yaşadığımız ortamdan memnuniyet katsayısı yüksekse kendinizi kasmanın anlamı da yok. Hayatın süregelen akışı içerisinde tüm planlarımızı mutluluk kavramı içerisine hapsetmek insanı mutsuzluğa itebilir. Mevki, makam, para gibi enstrümanlar bize başarı ve saygınlık kazandırabilir. Ama mutluluk getirir mi orası meçhul.

Hayatı anlamlandırmak, yaşama farklı açılardan bakmak, özümüze dönmek için verdiğimiz çabalar mutluluğa dönüşürse ne ala, dönüşmezse hayat zaten devam ediyor. Bazen şu konuda yanlış yaptığımız kanaatindeyim. Hayatı mutlu bir gelecek üzerine kurguluyoruz. Oysa süreçlerin sonuçlardan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bir öğrenci ders çalışırken, bir tamirci elindeki aleti tamir ederken, bir yazar eserini yazarken, bir kaptan yolcularını uzak bir limana taşırken mutlu olabilmeli, yani süreci yaşarken. Çünkü hedef olarak seçtiğiniz noktaya ulaşmak mutluluğun sadece zirve yaptığı andır. Bir süre sonra ibrenin aşağıya inmesi kaçınılmazdır. Onun için mutsuzlukla geçen bir süreci başarının pik yaptığı noktada bunu mutlulukla taçlandırmak mutluluğun ömrünü kısaltabilir.

Peki, ne derdimiz varda bu kadar mutlu olmak istiyoruz. Vicdanlar daha mı özgür, yaşama bakış açımız daha hayat sever mi? Mutluk takıntısı bizi mutsuz ettiğinin farkında mıyız? Bunu etraflıca hiç sorguladık mı? Sorgulayan vardır mutlaka; ama çoğumuz acaba mutluluk nerede satılıyor serüveni peşinde koşuyoruz. Bence buna gerek yok. Eğer yakalamışsanız o anı doyasıya yaşarsınız. Yoksa mutluluk arayışları mutsuzluğa dönüşebilir. Wilhelm Schmid  ” mutluluk; normatif bir anlam kazanmış bulunuyor yeni bir norm nakşediyor insanın alnına: Mutlu olmak zorundasın, yoksa hayatın yaşamaya değmez, mutlu hayatın icaplarıyla başa çıkamadığına göre kendinde bir eksik buluyor. Belli ki başarısız olmuş. Başka herkes başarmış görünüyor, en azından bu izlenimi uyandırmak için sıkı çaba sarf ediyor” diye özetliyor insanın mutlu olma serüvenini.

Zaman zaman mutluluk ve mutsuzluk histerileri de yaşarız. Bu, ruhumuzun iç derinliklerindeki arayışların dışa yansımasıdır. İnsan mutlu olmak için kendini asgari bir hoşluğa endekslerse karşı kutbun potansiyeli o denli büyür. Mutluluğu sağlığa bağlarsa bir “grip”  kişiyi mutsuz edebilir. Ya da hep genç kalmayı isterse yaşlanmak onu mutsuz ve acı verebilir.

Hayatta bir ölçüde mutsuz olmanın da bir anlamı vardır. Hatta insan mutsuz olmaya ihtiyaçta duyabilir. Devamlı mutlu olmak aslında mümkün değildir. Bir konuda hep başarılı olan ve bunu ” mutluluk olarak tanımlayıp” yaşayan kişi bir süre sonra bunun kendisini kesmediğini görür. Ya başka bir aşamaya geçer ya da mutsuzluğun alt katmanlarına hızlı bir şekilde iner. Mutluluğu sürekli kılmak ne kadar mümkündür? Bu soruya belki derin filozofların bir cevabı vardır. Ancak mutluluğu her daim bir düzeyde tutmak ne mümkün ne de doğrudur diye düşünürüm.

Sonuç olarak dünyanın insana sunduğu imkân ve nimetleri belli ölçüler içerisinde anlamlandırdığımızda mutlu olabilmeliyiz. Dayatılan mutluluk ödevleriyle değil… 

 
Etiketler: Bitmeyen, Mutluluk, Ödevleri,
Haber Yazılımı