Yazı Detayı
04 Şubat 2016 - Perşembe 13:30
 
CENTRAL PARK
Selami Yücel
selamiyucel@hotmail.com
 
 

 

            Malatya Ortaokulu ve de lisede her ne kadar İngilizce dersi görsek de kelimelerden başka bir şey öğrenemedik, cümle kurmaya gelince bocaladık.  Hep yardımcı kitaptan soru ve cevapları ezberlerdik.  Hele de bizim ölü ismini koyduğumuz bir İngilizce hocamız vardı, sınıfa girer on beş dakika kadar hiç konuşmadan dolaşır, ondan sonra ağzını açardı. Bu duruma rağmen “Central” kelimesinin orta, belli başlı, merkez anlamına geldiğini biliyorum.  Demek ki “Central Park” aşağı yukarı “Merkez Park” anlamına geliyor.

            Central Park, Amerika’da New York Şehrinin ortalarına isabet eden gökdelenlerin ortalarına isabet eden bir parkmış. Kuruluş çalışmaları 1800’lere kadar uzanıyormuş. Parka Amerika’nın kodamanları destek verirlermiş. Çalışan kesimin şehrin yoğun stresini atmak için doğal ortam şeklinde bir park düşünülmüş, bataklık, dağlık ve kayalık bu alana park yapmaya karar vermişler ve de projelendirmişler.   İlk arazi devletten alınmış; 2800 dönümlük bir arazi. Bir de komisyon kurmuşlar. 1954 yılında park yeniden düzenlenmiş. Park kuruluşunun esas amacının çalışanların dinlenmesi olsa da çocuklar da buraya gitmeye can atmışlar. Parka bir de hayvanat bahçesi yapılmış.  Central Parka giren insanlar kendini adeta bir dağ başında veya ormanda hissederlermiş. Her şey doğal ortam gibiymiş.

Sosyoloji Doktoru Gözde Çerçioğlu Yücel, Central Park’ı şöyle anlatıyor; “Central Park Newyork’un Manhattan İlçesi’nde yer alıyor. Manhattan bir ada. Bu adanın tam ortasında dikdörtgen şeklinde bir alanı parka ayırmışlar. Park 1857 yılında hizmete girmiş. Parkın en büyük özelliği; parka şehrin her yerinden girilebilmesidir. Alan toplu taşıma sistemi ile de destekleniyor, parka yürüyerek de kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. İsterseniz de metro sistemini de kullanarak parka birkaç noktadan giriş yapabiliyorsunuz. Bizim yerel yöneticlerimiz diyebilir ki bizim de parklarımız var, dinlenme alanlarımız var, doğrudur. Ankara’da yaşayan bir insanın bir parka gidebilmesi için araba ile ortalama 20 km’lik bir yol kat etmesi gerekiyor. Her yere toplu ulaşım araçları ile rahatça gidebiliyorsanız o şehir gelişmiş şehirdir, böylesi alanlara araba ile gitmek zorunda kalıyorsanız o şehir gelişmemiştir.  

“Parkta sabah koşusu yapanlar var, köpeklerini gezdirenler var, piknik yapanlar var, beyzbol oynayanlar var, çeşitli spor faaliyetleri yapanlar var. Var da var. Bir de bisiklete binenler çok fazla.

            “Parkın bulunduğu ilçe blok sistemi ile yapılanmış durumda. Bir blok ötede araçların vızır vızır geçtiği, apartmanların gökleri deldiği bir yerden bir apartman geçerek, kuş sesleri ve doğanın içerisinde kendinizi bulabiliyorsunuz. Özellikle kış mevsiminde park o kadar izole ki kendinizi bir dağda tatil yapıyorsunuz zannedebilirsiniz. Oysa biraz ilerde hengame, araçlar ve kalabalık...

                “Göletler var. Göletlerde kuğu ve ördek gibi hayvanlar yüzüyor. Kışın onları onları hasta olmasınlar diye başka yere alıyorlar. Sincaplar var. Kışın çocuklar kar tapu oynuyorlar, kayak yapıyorlar, kaydırakla kayabiliyorlar. Parkın her mevsimi ayrı bir güzel. Newyork’un zenginleri buraya çok fazla değer veriyorlar ve bağış yapıyorlar. Ağaçlar diktiriyorlar. Park ve Bahçeler Müdürlüğü dediğimiz bir kurum burayı işletiyor. Hafta sonları ve diğer zamanlarda gönüllü olarak buralarda çalışabiliyorsunuz, ağaç bakımı yapabiliyorsunuz, temizlik yapabiliyorsunuz. Parkta yüz yıllık ağaçlar da var,  tamamen doğal bırakılan alanlar da. Doğal alanlarda bir yaprak düşse onları dahi toplamıyorlar.

            “Göletler yapay ama doğal gibi, küçük küçük akarsular ve köprüler var. Her göl farklı bir doğal güzelliğe sahip. Küçük kayalıklara çocuklar tırmanıp oyun oynuyorlar.  Nikah yapılacak alanlar da sık sık nikah merasimlari yapmak mümkün. Kapalı bina hemen hemen yok. Kimse kimseye karışmıyor, rahatsız edici durumlar olmuyor. Ticari işletmeler ve lokantalar yok denecek kadar sınırlı. Ancak izin verilmiş seyyar satıcılardan alışveriş yapabiliyorsunuz.

            “Bir yere oturup kitabınızı sakince okuyabiliyorsunuz, dinlenebiliyorsunuz,  fotoğraf çekebiliyorsunuz. Adım attığınız yerlerde canlı para makinaları ve tuzakları yok. Evden yiyecek götürebiliyorsunuz. Kışın orada buz paten pisti var, belki o paralıdır. Çocuk parkları da var ama sırıtmıyorlar, doğa ile özdeşleşmiş durumdalar. Bir yere giden insanlar bina değil yeşil alanlar, tarihi ve kültürel değerler arıyorlar.

            “Parkın bir ucundan öbür ucuna bir buçuk saatte yürüyerek gidebilirsiniz. Parkın kuruluşundan sonra istimlak yaparak bu alanı genişletmişler. O parka bakan binalar diğer binalara nazaran çok daha pahalı ve gözde. Parkın içerisinden araçlar da geçiyor ama onların gürültülerini hissetmiyorsunuz. Parkta mangal yakmak, içki ve sigara içmek yasak.

            “Şunu da söyleyeyim bu Central Park olmadan New York New York olmaz. İlk gittiğimiz zamanlarda binaları görüp korkuyorduk. “Bu kadar taş yığınının içerisinde ne yapacağız?” diye. Şu anda Ankara’da adeta nefes alamıyoruz. Bizim parklar var ama bunlar  doğallıktan epeyi uzak. Her şehrin bence böyle geniş ve doğal bir parka ihtiyacı var.  Atatürk Orman Çiftliği böyle bir parka dönüştürülebilir.

            “Orada dolaştığımız sürece polis müdahalesi de görmedik. İnsanlar bütün kurallara harfiyen uyuyor. Güvenliğin nasıl sağlandığını da tam çözemedik. Belki gizli kameralar vardır. En ufak bir ihlalde nereden geldiğini bilemiyorsunuz polisler hemen olay yerine birikiyorlar.“

            Malatya’da doğal ortamların korunmasına özen gösterilmesi ve projelerin bu amaçla yapılmasını istediğim için bir takım yazılar yazdım; Kernek Parkı, Beylerderesi  Vadisi  yazıları gibi. Bu yazıları o sözüm ona projeleri  yapanlara bir yön vermek için yazdım, bazılarını yıpratmak için değil. Malatya’da proje yapılıyor dendiği zaman adeta titriyorum. Hemen beton meydanlar, taş havuzlar, beton kaldırımlar, motopomlar, fıskiyeler, oyun alanları, ağaçları kökünden kesmeler gündeme geliyor.  Bunları yapabilmek inanın oraları  doğal ortamına dönüştürmenin  kat kat ötesinde para harcamasını gerektiriyor.

            Şimdi de Hürriyet Parkı’nı (İnönü Parkı) düzenlemeye başlamışlar, bir proje yapmışlar. Titremeye başladım vallaha. Parkta epeyi ağaç kesmişler devasa bir havuz yapmışlar, hemen de fıskiyeleri, motopompları ve ışıkları yerleştirmişler. Bir de parkın ortasına betondan bir yol, Gel keyfim gel! Buralara Park denmez eğlence merkezi ve oyun alanları denir. İyi niyetinden şüphe etmediğim av. Selahattin Sarıoğlu da benim görüşümde olmalı ki park yapımını havuzu ve yolları resimlemiş. İlgililerin dikkatine sunmuş.

            Malatya’mızın ulaşımı kolay olan geniş bir alanda (Bence Orduzu Pınarbaşı, Kernek, Beylerderesi Vadisi, baraj alanı olabilir) hemşerilerimin dinlenebileceği, huzur bulacağı, doğal ortamı yaşayacağı bir parka ihtiyaç var. Orduzu Pınarbaşı göletinin etrafını betonlamışlar, Beylerderesi Vadisi’ne bir baraj projesi yapmışlar. Vakit bence tam geçmemiş. Central Park yapılırken de epeyi bina yıkılmış, haberiniz ola!

            Malatya’yı yönetenlerin bir proje yapılırken kendi vizyonunu konuşturarak ana temayı oluşturmesi ve projeye yön vermesi gerekir. Bir kişiye işi bırakırsanız, hele de o kişi Malatya’yı bilmez ise vay halimize. İki parkı resimlerden tanıyalım ve de karşılaştıralım. Ya coniler işi bilmiyor, ya da biz siz karar verin.

            Malatya’da halen bitirilmemiş doğal bahçelerimiz, alanlarımız var. Onlardan örnek alınarak Central Park gibi bir doğal alanın huzur bulunan bir ortama dönüştürülmesi gerekiyor. Belki betonların altına gömdüğünüz Kernek Suyu’nun çıkarılarak bir dere haline dönüştürülüp; harıklarıyla, kayısılarıyla, kayalıklarıyla, dağlarıyla, gölleri ile devasa bir Malatya Park gerçekleştirilmesi dileğimle. Sakın doğa parklarını AVM  Parklarla(Alışveriş Merkezi) karıştırmayın. Karar vermek zor değil yazıda bahsi geçen iki parkı karşılaştırın anyayı da konyayı da görürsünüz. 

 
Etiketler: CENTRAL, PARK
Haber Yazılımı