Yazı Detayı
26 Temmuz 2017 - Çarşamba 09:48
 
Hacıbektaş Deklarasyonuna Dair (2)
Memet Duran Özkan
 
 

Deklarasyon kendi içinde bile tutarsızlık gösteriyor. İkinci başlığın altında; “Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.” Cümlesi ile başlangıç cümlesi olan “Alevilik bir din değildir” cümlesi çelişiyor. Alevilik bir din değilse bu karşılaştırma gereksiz olduğu kadarda anlamsız. Çünkü dinle, din olmayan bir şey karşılaştırılamaz. Aleviliğin temel kabulleriyle, İslam’ın temel kabulleri arasında bir fark olmadığı gibi çelişkide bulunmamaktadır. Yukarıda örneklerde ifade bulan Allah, Muhammet, Ali ve Ehlibeyt anlayışı Aleviliğin en temel kabulüdür. Bu kabullerden hangisi İslami değildir. İslam’ın Hz Muhammet’ten sonra Hz Ali ve Ehlibeyt üzerinde yürümesi gerektiği anlayışı İslam karşıtı bir anlayış mıdır? Alevilerin önemli kaynak niteliğindeki Buyruk kitabı metinleri incelendiğinde temel kabul olarak; Kuran, Hz Muhammet, Hz Ali ve Ehlibeytin alındığı, inancın bu değerler üzerinden şekillendiğini göreceklerdir. O halde bu zatların derdi ne? Niçin böyle bir iddiada bulunuyorlar.

Deklarasyonu hazırlayanların İslamiyet ile sorunlu oldukları, tek dertlerinin Aleviliği İslamiyet’ten uzaklaştırmak olduğu metnin bütününde rahatlıkla gözlenmekte. Bu çabayı o kadar ileri götürüyorlar ki birçok kavramsal ve sosyolojik hataya düşmekten de kurtulamıyorlar. Alevilikte görülen uygulamaları veya kurumları sadece Alevilere özgü inanç ve kavramlar sanarak, farkındalık yaratma çabası içine girmekteler. Oysa Ali Şia’sı olarak ifade bulan batini tarikatlar incelendiğinde benzer anlayışların bu gruplarda var olduğunu göreceklerdir.Bu tarikat grupların bir birinden küçük farklarla ayrıldıkları, ana anlayışın aynı olduğu, bir birlerini ciddi biçimde etkiledikleri görülmektedir.

Örneğin, Alevi kurumlardan veya anlayışlardan bazılarını İsmaili anlayışı ile karşılaştırdığımızda şaşırtıcı ölçüde benzerliklerle karşılaşırız. “İsmailli inananları olarak yaşamımız içerisinde dört aşamadan yolumuzu sürdürüyoruz.”(İsmail Kaygusuz. AlamutBatiniliğinden Anadolu Aleviliğine. S:114) Kitabın ilerleyen sayfalarında 4 aşama şu şekilde sayılıyor:

1-Birinci Aşama (kapı) Şeriat (hukuk)

2- İkinci Aşama (kapı) Tarikat (yol)

3- Üçüncü Aşama (kapı) Hakikat (tanrısal gerçeklilik)

4- Dördüncü Aşama  (kapı) Marifet-irfan (gerçekliliğin bilgisi). (İsmail Kaygusuz. AlamutBatiniliğinden Anadolu Aleviliğine)

Bu Bektaşiliğin “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisiyle nerede ise paralellik gösterir.

Yine İsmail Kaygusuz’un İhvan-ı Safa’dan yaptığı alıntıda; “Kocaman evren sizi ilgilendirirken ya da içinize koca bir evren sığarken, siz kendinizin, insanın küçük bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz?  Kendi kapasitesi içerisinde tanrıya benzeme girişiminden bulunan insandır; en iyi ve en mükemmelliğe erişmekte, tanrısallığın hudutlarını yakalayan da insandır. Bu inançlar bütün dinlerin özünde bu vardır; çünkü tümünde insanın, arınmış yüce ideallere bağlı ve özgücünün izin verdiği ölçüde daha fazla tanrıya benzeme, tanrısallaşma hedefi vardır” . (İsmail Kaygusuz. Alamut Bâtıniliğinden Anadolu Aleviliğine)bu risalede ifade bulan insan merkeze alan görüşle Alevilikte insanı merkeze alan görüş arasında ne fark vardır.  “Enel hak” diyen dede Hallacı Mansur’dan bu anlayışı almaktadır.

Aynı kitaptan; “onlar için her gün Cuma ve her gün bayramdır ve her yer mescit, bütün yönler Kıbledir. Çünkü “her nereye dönerseniz, orada Tanrının yüzü vardır” ayetini anımsayalım.”(İsmail Kaygusuz. Alamut Batiniliğinden Anadolu Aleviliğine) Bu sözü Anadolu’daki herhangi bir dede değil, İsmaili Dai’si söylüyor.  Bu örneklerin hangisi Anadolu Aleviliğinden yoktur.

Deklarasyonu hazırlayanların iddia ettiği gibi inanca özgü motifler sadece Alevilikte değil, diğer batini gruplarda benzerlerine rastlanmak, bazen de neredeyse aynısını gözlemlemek mümkün olmaktadır.

İnsanlık ilk çağlardan beri yaradılışı ve evreni merak etmiş bu konuda çeşitli yorum ve görüşler ileri sürmüşlerdir. Felsefe bilimi bu arayışlardan çıkmıştır. Alevilikte yer alan Evren tasarımı, insan tasarımı, tanrı tasarımı kendine özgü tasarımlar olmayıp bu ilk çağ düşünürlerin geliştirdiği görüşler ve düşüncelerdir. İslam coğrafyasında bu tür görüşler İbni Arabi, İbni Sina gibi İslam düşünürlerinden de görülmektedir. Hurifilik’te evren, insan , tanrı üzerine yazılmış yüzlerce şiir örnekleri vardır. Anadolu Aleviliği de Hürifilik’ten ciddi şekilde etkilenmiştir. İlk çağ felsefecileri tamamen bu konular üzerinde çalışmışlar, felsefede buradan kendine bir yol çizmiş ve gelişim göstermiştir. Her hangi bir felsefe tarihi kitabı incelendiğinde benzer tanımları neredeyse tüm metafizikçi düşünürler yapmış veya bu arayışlar içerisinden olmuşlardır. Bu Aleviliğin bir arayışı değil, insanlığın bir arayışıdır.

Deklarasyonda sık sık geçen Alevi uluları kavramından hareketle, bu pirlerin veya uluların İslamiyet’e bakışlarınada bir göz atalım. Acaba ulularda bu metni yazanlar gibi Aleviliği İslam dışımı düşündüler? Yedi ulu ozanın yazdıkları dörtlüklere bakarak düşüncelerine ulaşmak mümkün.

Bu ozanlar;

1-Seyyid İmâd'ed-DînNesîmî (14. yüzyıl):İmadeddin Nesimi, daha çok Seyit Nesimi mahlası ile tanınan, 14. yüzyılda yaşamış Azeri ya da Türkmen Hurufi divan şairi. Azerbaycan Türkçesinde ve Farsça divanların yanı sıra Arapça şiirler de yazmıştır.

 

Kemter kuluyum ALİ'nin ol Şah-ı karemdir
HASAN başımın tacı, HÜSEYN gözümde nemdir
İmam ZEYNEL'ABA, BAKIR mihr-i hürremdir
'Ve salli ala seyyidina al-i Muhammed'

İmam CAFER-İ SADIK gibi bir dahi arifan
İmam MUSY-I KAZIM olmaya sultan
Cihan yüzünü görse değer o şah-ı Horasan
'Ve salli ala seyyidina al-i Muhammed'

2-Yemini (15. yüzyıl): Şiirleri özellikle Alevi-Bektaşi toplumu içinde çok yaygın olan Yemini'nin kesin olarak doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir, eserlerinden 15.yüzyıl sonları ve 16.yüzyıl başlarında yaşadığı sanılmaktadır.

Nebîler serveri çünkim Muhammed Mustâfa geldi

Velâyet rehberi sultan Ali-yel-Murtezâ geldi

 

Emîneyn ü Saîdeyn ü Sehîdeyn ü seh-i evlâd

Hasenhulk-i Rizâ ile Hüseyn-i Kerbelâ geldi

 

 

3- Fuzûlî (16. yüzyıl):Gerçek adı Mehmed b. Süleyman'dır. Kerbelâ'da doğdu, doğum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556'da Kerbelâ'da öldü.

 

Hakikate Ermişler Bahçesi’nden;

…..

Kerbela çölünde Kerbela Şahının haline,

Her şey elele verip bütün alem ağladı.

Yüce Arş’ın katında döküp Cibril gözyaşı,

Cennet bahçesinde Nuhla Adem’in ruhu ağladı.

…….

 

4- Şah İsmail Hatai (16. yüzyıl):Şah İsmail. 17 Temmuz 1487’de Azerbaycan Erdebil’de doğdu, 23 Mayıs 1524’te burada öldü. Azerbaycan ve İran’da hüküm süren Safevi Hanedanı’nın kurucusu.

 

Hü diyelim gerçeklerin demine

Gerçeklerin demi nurdan sayılır

On iki'mam katarına uyanlar

Muhammed Ali'ye yardan sayılır

………

Şah İsmail’in Cemlerde okunan mersiyesi ise şu dörtlükle başlar;

 

Bugün mâtem günü geldi

ÂhHüseyn ü vâh Hüseyin

Senin derdin bağrım deldi

ÂhHüseyn ü vâh Hüseyin

 

 

5- Virani (16. yüzyıl):16. yüzyılın sonları ile 17. yüzyılın başlarında yaşadı. Eğriboz adasında doğduğu kabul edilmektedir. İyi bir eğitim aldı. Türkçe ve Osmanlıcanın dışında Arapça ve Farsça öğrendi. Hurufiliği benimsemiş bir Bektaşi aşığı olan Virani, Yedi Ulu Ozan'dan birisidir

 

Gel dilber ağlatma beni Şah-ı Merdan aşkına

Dü cihanın RehnümasiŞir-i Yezdan aşkına

Şahım Hasan Pir Hüseyin Kerbela meydan için

Lütfedip bağışla cürmüm Ali sübhan aşkına

…….

 

6- Pir Sultan Abdal (16. yüzyıl): Yaşamının büyük bölümü Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde geçmiştir. Kanunî Sultan Süleyman ile İran Şahı I.Tâhmasb zamanında yaşadı. Hızır Paşa tarafından Sivas'ta asıldı. İdam edilerek ölen Pir Sultan Abdal'ın ölümünün, 1547-1551 ya da 1587-1590 yılları arasındaki bir tarih olduğu sanılmaktadır.

 

Alemlerin serverisin

Ah Hüseyin, vah Hüseyin

Şehitlerin serdarısın

Ah Hüseyin, vah Hüseyin

 

Hasan, Hüseyin'in yari

Muhammed'in gözü nuru

Hem Ali'nin yadigarı

Ah Hüseyin, vah Hüseyin

 

7- Kul Himmet (16. yüzyıl): Mezarı, doğduğu yer olan Tokat iline bağlı Almus ilçesinin Görümlü (Varzıl) köyündedir. Alevi-Bektaşi mezhebinin Erdebil Tekkesi'ne bağlı Safeviye kolundan olduğu öne sürülür. Yaşadığı dönemde, Pir Sultan Abdal ve Şah Hatayi ile adı anılmıştır ve Yedi Ulu Ozan'dan biridir. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirdiği, zindanlarda yattığı söylenir. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, Pir Sultan Abdal’ın 1560'da asılmasından sonra uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği sanılmaktadır.

 

Yolcu oldum yola düştüm

Yollarım Ali çağırır

Bülbül oldum güle düştüm

Güllerim Ali çağırır

 

Bir zaman turapta yattım

Türlü çiçeklerden bittim

Arı ile çok bal yaptım

Ballarım Ali çağırır

 

Ulu ozanların dörtlükleri yoruma gerek bırakmadan Alevilerin inancını ortaya koymaktadır. Yedi ulu ozanın dörtlükleri incelendiğinde Hz. Muhammet, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin sevgisinin ve aşkının çok yoğun işlendiğini, inancın İslam, yolun Hz Ali ve Ehlibeyt yolu olduğu görülecektir. Eski dönem kültür kalıntıları üzerinde yorum yaparak Alevilikteki İslami ritüellerin terk edilmesini isteyenlere en güzel cevap; ulu ozanlardan gelmektedir.(Devam Edecek)

 
Etiketler: Hacıbektaş, , Deklarasyonuna, , Dair, , (2),
Haber Yazılımı