Yazı Detayı
28 Temmuz 2017 - Cuma 09:32
 
Hacıbektaş Deklarasyonuna Dair.(4)
Memet Duran Özkan
 
 

Cem töreninden alıntıladığımız bu bölümlere bakıldığında Cemde verilmek istenen Allah’ın birliği anlayışıdır. Cemin en önemli bölümü Tevhit bölümüdür. Cemde miraçlama ve duazlar incelendiğinde, HZ Muhammet’in miraç olayı anlatılarak Peygamberliği ve Kuranın tanrı kelamı olduğu anlayışı pekiştirilir. Mersiyeler, duazlar, semahlar da ana tema Hz Ali ve ehlibeyt anlayışının toplum kazandırılmasıdır. Cem boyunca yapılan dualarda ehlibeyt inancı öne çıkartılarak, toplum üzerinde ehlibeyt inancı dinamik tutulmaktadır. Kerbela olayının anlatıldığı ve yezide lanet okunduğu bölümlerde Hz Hüseyin’in şehadeti işlenerek, yezit ve anlayışı karşısında direniş ruhu topluma verir. Salavat getirilerek Allah’ın birliği, Hz Muhammet’in onun elçisi olduğuna ve Hz Ali’nin de velayet makamı olduğu ifade edilir.

Cem, toplumu Ehlibeyt inancı etrafında bir bütün olarak tutma çabasıdır. Yol’un en önemli ritüelidir. Bugüne kadarda bu anlayış Alevi toplumunun asimile edilmesi önünde ciddi bir dayanma gücü vedirenç noktası oluşturmuştur.

Cemde İslami ritüeller ve dualar uygulanmamalı demek; cemde yer alan Allah, Hz.Muhammet, Hz Ali,  Hz Hüseyin ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin terk edilmesidir. Bu değerler terk edildiğinde geriye kalana cem denir mi? Geriye bir şey kalsa da (ki kalmaz) bunun adı cem olur mu? Asimilasyonu engelleyelim derken, bu anlayış topluma hakim kılınırsa, bu topluma Alevi denir mi? Bu anlayışı hakim kılmak yüz yıllardır bir bütün olarak duran Aleviliği, asimile etmek değilse nedir. Bu noktada deklarasyonu yayınlayanlar yakayı ele veriyorlar.

Son olarak deklarasyonun sık sık kullandığı Alevi, Kızılbaş, Bektaşi kavramlarını ele alarak bu üç kavram üzerinde biraz duralım.

“Önce ”Alevi” sözcüğü ile başlayalım. Arapça ’da ”Ali’ye mensup, Ali’ye ait” anlamlarına gelen ”Alevi” kavramının bilim adamlarınca, ”.Hz Ali’ye taraftar olma, onun yolundan gitme” anlamlarında kullanıldığı ifade edilmektedir. Sözcüğün çoğulu Aleviyye ve Aleviyyun’dur. Burhan-ı Katı, sözlüğünde ”Aleviyan" sözcüğü karşılığında İmam-ı Ali evlatları denmekte ve halen seyyidler ve şerifler için kullanıldığı ifade edilmektedir (Mütercim Asım Efendi, 2000: 18). Yaygın sözlük anlamına göre Alevi, ”Hz. Ali’ye bağlı ve ondan yana olan kimse” demektir. Bu bağlamda Alevilik genel olarak Hz. Ali’yi sevmek ve onun soyunun, yani Ehlibeyt’in yolundan gitmek olarak tanımlanabilir. Yine kimi kaynaklara göre Alevi, Şia kavramları bizzat Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali yandaşlarını nitelemek üzere kullanılmıştır. Yine son zamanlarda yayınlanan kimi popüler yayınlarda yer alan, ”Alevi” sözcüğünün ”alev” sözcüğüne dayandığı yönündeki iddialar da ancak bir zorlamadan ibaret olup, bilimsel dayanaktan yoksundur” (Dr. Ali yaman.Alevilik & Kızılbaşlık Tarihi.. S:18)

Alevilikle ilgili bir çok yazarın kaynak gösterdiği bir başka araştırmacının yazdıklarına bakalım; “Alevi" ise ”Ali’ e mensup” demektir. Tarihsel süreç içerisinde daha çok göçebe/ yarı göçebe olarak yaşayan, Tahtacılar, Sıraçlar ve Çepniler gibi yerel adlarla anılan boylar, 16. ve 17. yüzyıllardan başlamak üzere ”Kızılbaş” olarak anılmaktaydılar. Ancak Osmanlı Devleti ve Sünni halk arasında “Kızılbaş" sözcüğünün, aşağılamaya yönelik anlamlar yüklenerek kullanılması bütün bu grupların kendilerini ”Hz. Ali’ e mensup” anlamında “Alevi” diye adlandırılmalarıyla sonuçlanmış ve özellikle 19. yüzyıldan sonra yaygınlık kazanmıştır (İrene Melikoff, Uyur idik uyardılar, Alevilik Bektaşilik Araştırmaları. S: 33).

Kavramın ansiklopedilerde ve sözlüklerde geçen anlamına baktığımızda; “ALEVİLİK Hz. Muhammet'i izleyen üç halifeyi tanımayan, Hz. Ali'yi halife ve imam kabul eden, onun soyundan gelen ya da izinden giden tüm bâtıni mezhep ve tarikatları kapsayan,kendilerine özgü kural ve törenleri bulunan dinsel-siyasal inanç sistemi.
Alevilik-Bektaşilik: Hz. Muhammet'i mürşit, Hz. Ali'yi rehber ve Hacı Bektaş Veli'yi pir kabul eden. geleneksel Aleviliği hoşgörü temeli üzerinde yeniden yorumlayarak İslamlık  öncesi Türk kültürüyle yoğuran. Anadolu'ya özgü dinsel-siyasa düşünsel inanç sistemi.”(Esat Korkmaz.Alevilik Bektaşilik Terimler sözlüğü.. S:28)

Alevilik ve Bektaşilik aynı anlama gelir. Hacı Bektaşı Veli Anadolu’ya geldiğinde Alevi öğretisiyle yetişmiş biridir.Hacı Bektaşı Veli, Baba İlyas-ı Horasani’nin ekolünde olup, kardeşiyle birlikte Babai ayaklanmasına katılmış, kardeşi bu ayaklanmada ölmüş, bunun üzerine kendisi de Suluca Karahöyük’e yerleşerek düşüncelerini bu bölgede yaymıştır. Sünni anlayıştan uzak bir İslam anlayışına sahip olması savunduğu anlayışın çevrede hızla yükselmesine yol açmıştır. “Bu altyapıda gerek eski inanç ve geleneklerin, gerekse İslam’la birlikte gelen inanç ve geleneklerin hesaba katılması gerekmektedir. Burada genel olarak ifade etmek gerekirse bu kitlelerin yaşamında geleneğin ön planda olduğu bir İslam anlayışı hakimdir. Gerek Kızılbaş gerekse Bektaşi kitleler işte bu altyapıya dayanmaktadır. Zaman içinde farklı inanç ve kültür unsurlarının da bu kitleler üzerinde etkili olduğu görülmektedir. Hurufilik ve daha da önemlisi Safevi etkisi, bu konuda en etkili unsurlardır. “(Dr. Ali yaman.Alevilik & Kızılbaşlık Tarihi.. S:103-104)

Kızılbaş deyimi ile ilgili birden fazla söylence ve iddia vardır. Bu söylencelerden ilki; Uhud savaşında Hz Muhammed başından yaralanır başı kanıyla kırmızı olur. Daha sonra Hz.Ali katıldığı savaşlarda bu olay istinaden kırmızı başlık giyer. Bir diğer söylence Safaviler ile ilgili söylencedir. Şah İsmail’in 12 dilimli taç giymesi ve kızıl sarık sarması sonrası Erdebil tekesindeki dervişlerinde bir gelenek kırmızı sarık giymeleridir. Yine bir diğer söylence ise Şah İsmail’in askerlerinin kırmızı başlık giymeleridir. Bu söylenceler içinde en çok kabul gören Safavilere yönelik olan söylencedir. Aleviler genel olarak Kızılbaşlığı HZ. Ali’ye dayandırırlar. (bu üç konuda detaylı bilgi Prof. Ali Yama’ın Alevilik & Kızılbaşlık Tarihi adlı çalışmasında edinilebilinir.)

Alevilik,Kızılbaşlık, Bektaşilik incelendiğinde aslında bu üç kavramında bugün aynı anlama geldiği, geçmiş dönemlerde de eş anlamlarda kullanıldığı görülecektir. Üç kavramda İslamiyet’in batini yorumu olarak da ifade edilebilecek kaynağını Hz Ali’nin İmameti üzerinde alan bir anlayıştır. Bu anlayış yerel- geçmiş inançların kırıntılarını bünyesinde taşımakla birlikte baskın olan Hz Ali ve Ehlibeyt inancıdır. Bu üç kavram Ehlibeyt ile o kadar bağlantılıdır ki birbirinden koparmak imkansız gibidir. Tarihsel süreç içinde çeşitli dönemler bu bağ şiddet içeren unsurlarla kopartılmaya çalışılmış her seferinden başarısız olunmuştur. Günümüzde bu yönde gerek resmi gerekse gayri resmi çabalar devam etmektedir. Deklarasyon da resmi olmayan çabanın ürünüdür.

                                                                                                                                                                                  (Devam Edecek)

 
Etiketler: Hacıbektaş, , Deklarasyonuna, , Dair.(4),
Haber Yazılımı