Yazı Detayı
29 Temmuz 2017 - Cumartesi 08:53
 
Hacıbektaş Deklarasyonuna Dair. (5)
Memet Duran Özkan
 
 

Son söz olarak; İslamiyet Hz Muhammet’in vefatının ardında hilafet konusunda tartışma yaşamış, o günden sonra iki ana kola ayrılmış ve gelişim göstermiştir. Bunlardan biri Aleviliktir. Ali Şia’sı olarak ifade edilen bu anlayışın gelişim süreci diğer kola göre farklılık arz eder. İktidar baskısı ve şiddeti ile karşı karşıya kalan bu koliçinde, çok sayıda farklı grup oluşmuştur. Bu grupların tümünün ortak noktası Hz. Ali ve Ehlibeyt anlayışıdır.

Bu gruplar Hz. Muhammet’ten sonra oluşan halifelik kurumuna karşı çıkmışlar, İmamet anlayışını savunmuşlardır.Şiddete maruz kalarak, hak mahrumiyeti ve hak gaspı üzerinde şekillenen bu gruplarda hak, adalet, barış, eşitlik, masumiyet gibi kavramlar öne çıkmıştır. Tevile (batini) önem vermeleri akılcılığın öne çıkmasını sağlamış, bu yönüyle de çağın felsefi görüşleriyle daha sıkı ilişki içine girmişlerdir. İran coğrafyasında ve Horasan bölgesinde etkilerini artıran bu görüşlerde Tasavvufi anlayış gelişmiş, bu durum yorum zenginliği getirmiştir. Emeviler ve Abbasiler döneminde Ehlibeyte yönelik olumsuzluk içeren hutbelerin camilerde okunması, ibadet anlayışında farklılıklara yol açmış. Namaz, oruç gibi ibadetlerden uzaklaşılmıştır. Bu terk ediş ibadetin inkarı şeklinde olmamış, bunlara batini yorum getirilerek yeni şekle veya şekillere evirilmişlerdir.(bakınız;(FarhatDaftary. İsmaililer),(İsmail Kaygusuz. Hasan Sabbah ve Alamut))Ehlibeyte yönelik olumsuz hutbeler terk edilince bazı gruplar zahiri ve batıni anlayışı birlikte yürütmüşler, yeniden ibadetlerinde namaz, oruca yer vermişlerdir. Tasavvufi gruplar içinde bazıları batini yoruma devam etmişler, namaz, oruç gibi ritüellere dönüş yapmamışlardır. Anadolu Alevileri bunlardan biridir.

Sünni anlayış daha çok Emevilerin, Abbasilerin, Selçukluların egemenliği altında olan topraklarda bir devlet dini olarak gelişim gösterirken, Alevilik bu coğrafyalarda ve bu alanların dışında dervişler, dailer, babalar aracılığıyla taraftar toplamışlardır. Fatimilerin Mısır’da iktidar olması sonrası dervişler ve dailer görevlendirilerek bu çalışmaya hız verilmiştir. Gerek Fatımilere ait, gerekse tasavvufi tarikatlara mensup dervişler, merkezi yapının dışında halk grupları içine girerek Hz Ali ve Ehlibeyt anlatışını yaymışlardır. Bu çalışmalarında yerel anlayışlar toptan dışlanmamıştır.

Hz Ali ve Ehlibeyt merkezli inanca sahip olan İsmail’i, Babai, Vefai, Hurifi, Safavi vb. dailer, dervişler Anadolu içlerine gelerek “yol bir, sürek bin bir” anlayışı içinde Ehlibeyt anlayışını yaymışlardır. Anadolu’da yer alan topluluklarda bu anlayışı kendilerine yakın bulmuş ve kabullenmişlerdir. Bu anlayış etnik bir yapıya mal edilemeyeceği gibi, etnik anlayışlar üstü inançsal özellikli bir anlayıştır. Merkezinde Allah, Muhammet, Ali vardır. İslam’ın Ehlibeyti merkeze alan batini yorumudur. Bu yorum kaynağını Hz Ali ve İmam Cafer’den almaktadır. İbadet hanesi Cemevi, ibadeti cemdir. Yol, Ehlibeytin yoludur. Dedesi, Rehberi, Piri, Mürşiti vardır. Bir Erkannamesi vardır.

Bu anlayış iktidari değildir. Mazlumdan yana, hak ve adalet ölçüsüne sahip, insanı merkeze alan akılcı, çağa ve zamanın gelişimine ayak uydurabilme kabiliyetine sahip dinamik bir Ehlibeyt inancıdır.

O halde deklarasyon yayınlayanlar bu anlayıştan ne istiyorlar. Kim bu “pirincin içindeki beyaz taşlar”; Daha çok yurt dışında yaşayan, Aleviliği, anne babalarının alevi olmasından aldıklarını sanan, ezberledikleri Aleviliğe ait kavramlarla bilgiçlik tasarlayan, İslam’ı ve İslam’ın Ehlibeyt yorumunu bilmeyen, ilk çağ felsefi düşünceler ile günümüz bilimi ile aralarındaki bağı kendileri keşfetmiş havasında olan, kültürü oluşturan değerleri sabit değişmez sanan, din ile din karşıtlığı arasında gidip gelen, İslam düşmanlığını Alevileri İslam’dan uzaklaştırarak almaya çalışan siyasal çıkmaza düşmüş bir grup beyaz taştır.

 Alevileri asimile edilmekten koruma adına yola çıkan bu zatı muhteremlerin tek derdi; ne kadar Aleviliği oluşturan değer varsa bunların terk edilmesini isteyerek bilinçaltında oluşturdukları Alevileri başka bir şeye dönüştürme çabasıdır. İçine düşmüş oldukları siyasal boşluğu buradan yakaladıkları bir şeyle aşmaya çalışan zatlar, burada harcadıkları zamanı bilinçaltlarındaki siyasal düşüncelerini geliştirmeye ayırsalar belki de başarılı olacaklardır.

Şunu bilmeliler ki Aleviliği başka bir şeye evirmek isteyenler sadece kendileri değildir. Yüz yıllardır Aleviliği asimile etmek isteyen, yada dönüştürmek isteyen gruplar çıkmış hepsi de başarısız olmuşlardır. Alevi topluluklar üzerine gerek tüm İslam coğrafyasında özelde Anadolu’da şiddet içeren baskılar uygulanmış, iktidarlar tarafından katli vaciptir fetvaları çıkartılmıştır. Hacıbektaş Tekkesi başına iktidar tarafından atanan Nakşi şeyhleri bile bir müddet sonra Bektaşi olmuşlardır. Vakay-i Hayriye uygulamaları bile başarılı olamamıştır. Tüm bu çabalar Aleviliği özelde Anadolu Aleviliğini bitirememiş, bitirme gücüne erişememiştir.Yine Hıristiyan misyonerler Alevilerin namaz kılmamasını göz önüne alarak asimile etmeye çalışmış, Ehlibeyt sevgisi ve aşkı önünde diz çökmüşlerdir.

Yorgun, mağlup ve mahmur; “Pirincin içindeki beyaz taşlar”, beyaz olmalarından dolayı Aleviliği asimile edeceklerini sanıyorlar.

Cevap, Kaygusuz Abdal’dan;

Behey kardeş, yolumuza giremezsin demedim mi ?

Bizim gizli sırrımıza eremezsin demedim mi?

 

Bu sırrı değmeler bilmez, bilenler de haber vermez,

Bu sırrı gayrı göz görmez, göremezsin demedim mi ?

 

Ulaş bir mürşide ulaş, akıt gözünden kanlı yaş

Yezidden kaç behey kardeş, kaçamazsın demedim mi ?

 

Erenlerden bu bir name, ne gidersin, Halep, Şame

Gel uy on iki imame, uyamazsın demedim mi ?

 

Üçler yediler erkanın, bilerler sürer devranın

Kırklar cem'inde devranın, kesemezsin demedim mi ?

 

Aliye ismullah derler yüzüne secde ederler

Taş yerine baş koyarlar, koyamazsın demedim mi ?

 

Bu Kaygusuz ezeliden, himmet almış ol veliden

Oku duy ilm-i Aliden, duyamazsın demedim mi ?

 
Etiketler: Hacıbektaş, , Deklarasyonuna, , Dair., (5),
Haber Yazılımı