Yazı Detayı
22 Ağustos 2017 - Salı 09:25
 
Hayat Bir Tuval
Ferman Salmış
 
 

Hayat, bir tuval; herkes kendi kelimelerini boyar…

 

Mevsimlerden geçerken bulutlar, yeryüzüne gölgelerini sererler; sonra içinden geldikleri denizin kokusunu, insan yüzlerini, sözün kadim yazgısını… Mevsimler, sürekli kendilerini tekrar ederler ve her defasında özlendiklerini bilirler. Bu nedenle bir yıla dört kez bulut gölgeleri düşer, saçlarımıza hayatın seyir defterinden dizeler üşüşür.

Kelimelerden azade değildir insan. Kelimeleri birer kayık yapıp mevsimleri dolaşmaktan tutun da onlara kendi gizlerini fısıldamak gibi alışkanlıkları vardır insanın. Sıra dışı olan her şey, sıradan bir cümleye yüklenir ve sıradanlaşır. Böylece mevsimlerle konuşmayı başarırız, kuşlarla haber göndermeyi, ağaçların altında uzanarak hayaller kurarız. Hayallerin kıyılarında kendimize bir dünya çizeriz; zeytin dallarıyla kaplı bir taç yaptırırız dünyanın saçlarına.

Kelimeleri boyamak; insanın varoluşundan bugüne yaptığı düşünsel/ duygusal bir iş. Kelimelin üşüştüğü bir çınar ağacıdır ömrümüz. Dallarına acıdan, kederden, sevgiden, aşktan gölgelerin konduğu bir ağaç. İnsan, sevginin ve kederin bütün tonlarını bilir ve hepsini tek tek en iyi şekilde boyar. Üstelik boyarken, sanatına müzik de katar; yanık türküler, esrik şarkılarla renkler daha bir belirginleşir, imzalar daha bir zarif ve daha bir kendi kokusunu taşır.

Bir nehrin akmasıdır ömür, bir bulutun gezmesidir kendi coğrafyasında… Seslerin ve sözlerin kendinde harmanlandığı bir avaz. Hepsini bir tuvalde görmek mümkündür. Çünkü resmin bir müziği vardır, renklerin harmonisi…

İnsan kendi hayatının öznesi olmayı başardığında, tuvalde orijinal fırça darbeleri var demektir, renklerin kullanımında ustalık var delmektir. Gülüşleri de ağlayışları da betimleyen insandır ve onları renklendiren de. Bir gülün gölgesi bir tuvale düştüğünde, ressam yalnızca bunu hisseder ve gölgeye, siluete saygı gösterir; onları buyur eder tuvaline. Bilir çünkü hiçbir şey tesadüf değildir; rüzgârın esmesi, yağmurun yağması, bulutların gezmesi bu kompozisyonun bir parçasıdır.

Kelimelerin bedenleri, ruhları, hafızaları vardır; herkes kendi kelimelerini boyarken, kelimelerin bizzat kendisini görmezden gelemez; onların varlığını benimser; belki en fazla onları dilediğince giydirir. İnsan, kelimelerin doğasına kendi doğasını da katar ve sentez böyle bir şeydir. Kelimelerle dans eden insanın, kelimelerin müziğine ayak uydurmasını gerektirir. Herkes bu müziği duysa da kendi figürlerini sergilemeyi ihmal etmez.

Zaman, kulağımıza atalarımızdan kalan masalları fısıldarken, düşlerimizi de uyandırıverir. Sonra düşlerimizin peşine düşeriz vedüşlerden şehirler inşa ederiz. Şimdi kim söyleyebilir; Semerkant’ın, Nişabur ’un kokusunu yitirdiğimizi? Tuvalimizde geçmiş bir renk cümbüşü olarak duruyor hala. Sallansa da ipek kumaş duvarlarımızda, pencerelerimiz uzaklara bakar, iki göz bebeğinde aşk dalgalanır. Kelimelerden yastıklar yaparız, aynı göğün altında hayaller kurarız

 
Etiketler: Hayat, Bir, Tuval,
Haber Yazılımı