Yazı Detayı
21 Eylül 2018 - Cuma 10:01
 
Herkes Aynada Kendisine Baksın
Necip Cengil
 
 

İşler ya yürekle, ya çıkarla, ya bir konum elde edip avunmak adına, ya da gizemli amaçlar doğrultusunda yapılır. Bazıları geçinmenin peşindedir, bazıları emeksiz yol almanın, bazıları sömürmenin… 

Aslında her işin sağlıklı düşünülmeyen bir yönü vardır; her iş insana, işine göre yük getirir. İnsan yaptığı işe göre hesap verir. Hesabı ağır olan işler vardır, hesabı hafif olan vardır; malı olanın hesabı ağırdır zira nasıl kazandığı, nereye ve nasıl harcadığı sorulur. İlmi ve yetenekleri olana; üzerindeki nimeti gereğince değerlendirip değerlendirmediği sorulur. Yöneticilik, bir şeyi yönetmeye arzulu olmak insanın gururunu okşar ama hesap anında, dikkat edilmesi gereken bir konumdur. Hesabı oldukça ağırdır. Siyasi alanda halkın temsilciliğine soyunmak da öyle…

Müslüman olmak bütün işlerde bir ayrıcalık getirmelidir; o bu dünyada kazanacağına göre hesap yapmaz, bu nedenle rahattır. Kendi başarısını ve başarısızlığını görme noktasında alıngan değildir. Yaptığı işi bırakır, daha başarılı olduğu bir başka işe girişir ama bir şey var; yanı başında yanan mumu görüp durduğu halde, aydınlanmak için gözü sürekli dışarıda olanlara da bazı şeyleri hatırlatmak gerekir. Zira biz birbirimizin ışığıyız; ben sizi görüp değer veriyorsam, siz de beni görüp değer vermelisiniz ki, işlerde verimlilik artsın. Bu konuda yer yer yaptığım değerlendirmeler, içe dönüktür ama yalnızca şahsımla alakalı değildir, öyle anlaşılması da yanlış olur. Yazdığım yazılarda, kendilerini aramayı unutup, yalnızca beni arayan değerlendirmeler de yazıya verdiğim emeği üzer.

Birileri benim veya bir başka insanın sözlerinden yansıyan ışığa dahi bakmak istemiyorsa, bunu da hatırlatmak gerekir.

Müslüman olmanın bir başka güzelliği; insan yetişmesine vesile olduğu gençlerin veya diğerlerinin başarısını gördükçe onur duyar. Onlardaki yüreği, çabayı, azmi fark ettikçe doğrusu gözyaşı döker; yalnız bir şey ister, yetişmesine vesile olduğu insanlar da vefakâr olmalıdır.

Bizler fert azmini, fedakârlığını her dünyevi makama tercih ederek yol almış insanlarız. Makamlar birilerini mutlu ediyorsa, bizi de emeğimizin ürünü olan şeyler mutlu etmiştir. Hatta bu konuda “işine gücüne bak kardeşim, pişman olursun” diyenler olmuş, gülüp geçmişizdir. Bir derdimiz var; Allah’ın izniyle “SABİKUN” zümresine dâhil olabilmek, ötesi dünyanın süsüdür, ona meraklı olsaydık mesela en azından “bugün ne yazmalıyım, nasıl yazmalıyım, şu kelimeyi yazarsam ne getirir, şu kelimeyi yazarsam ne götürür” diye düşünmezdik. Aklımıza gelen ilk kelimeyi yazar, bu öyle vurucu bir kelime olurdu ki, şöhret getirirdi, herkes konuşurdu, tabi bu arada bulunduğumuz camiaya zarar verip vermediğimizi de önemsemezdik.

Biz bir mektebin insanlarıyız; bu mektebin her karışında terimiz var. Terimizi berhava edecek lüksümüz yok. 

Yazmak sesli düşünmenin başka bir çeşididir; bunu yaparken de ölçümüz bellidir, biz “alıcısı çok olan mektuplar” yazarız. Bu nedenle, yazmayı bir heves olarak görmeyiz. Mesela ikili konuşmalardaki kimi sesli düşüncelerimi, birkaç yıkamadan geçirdikten sonra kaleme alırım, her yazım yoğun bir düşünce süzgecinden geçer, üzüntümü ifade ederken de, böyledir sevincimi ifade ederken de…

Alıcısı çok olan mektuplar, alıcısı tekil olan mektuplardan daha fazla özen ister; bu satırlara dikkat etmek gerekir. Zira kimi insanlar, bir toplulukta konuşurken veya bir şeyi yazarken, dikkat toplamanın, gündemde kalmanın, öne çıkmanın, “benden başkasını beni gördüğünüz gibi görmeyin” demenin peşindedir; lafın ne getirip ne götürdüğünü düşünmez. Bizim aldığımız “mektep terbiyesi” içimize öyle işlemiştir ki, bazen kenara çıkıp beklesek bile, bu bekleyişimiz bütünüyle izzet doludur. Bu konuda, sınavını başarıyla vermiş, gurur duyduğumuz dostlarımız vardır.

Yazmak, konuşmak, koşturmak ilahi hoşnutluğa matufsa bir yürek işi olur. Buna yüreği elverenler yol alır. Hatta kimi zaman, sebebini anlayamadıkları, kenara doğru bir itiş hseler bile yüreklerini onardıkları yolu sürdürürler. 

Mesela ben rabbimden hep hikmeti diledim, sözün gücünü en güzel şekilde kullanıp bu dünyaya, kendisinin hoşnut olacağı şekilde bir anlam katmayı istedim. Yazdıklarımla bunda ne kadar başarılı oldum veya konuştuklarımla, bunun öncelikle ilahi takdiri var, bir de okuyanların ve dinleyenlerin takdiri… Okudukça ve yazdıkça çok şey buldum, fark ettim, tefekkür malzemesi olarak değerlendirdim. Bir şey var ki söylemem gerekiyor; bazı insanlar sizi görmemek için adeta inat ederken, bazı insanlar sizi duasız bırakmıyor. Sizi görmemek için direnenler üzüyor zira arkadaş demişsiniz, dost demişsiniz. Burada Hz. Ali’nin bir sözü aklıma geliyor; “Karşılıklı hakların gözetilmediği arkadaşlıklarda hayır yoktur.” Bu hali hmek üzüyor elbette. Dualara gelince, sanırım enerjimizin temelinde, kendi çabamız ve duamız olduğu gibi, gıyabınızda yapılan dualar da var. Bir de şuna inandım; hayatınız duanızdır!

Hak yolda yol almak bir yürek işidir; herkes o yolda kendisi için vardır. Yani hesaba tek başına oturacaktır ve hesaba oturduğu zaman yanında sadece yaptıklarını bulacaktır. Bir de hiç bilmediği şahitleri…

Bizim şahidimiz yaşadığımız hayattır. 

Dünya durdukça, ömrümüz oldukça alacağımız çok yol var. Yoruldukça çekilmeyiz, sürekli koşmanın yollarını ararız.

Önemli olan, bulunduğumuz konumda işlerimizi en doğru şekilde yapmak için çırpınmaktır. Zorlama ve oyunlarla değil, kendiliğinden; emeğimizin duası olarak açılan kapılar bizi huzurlu kılar. Zira kapılar böyle açılınca, kimsenin emeğine ihanet etmeden yol almış oluruz ve “rabbim doğrulukla girmeyi, doğrulukla sürdürmeyi nasip et ve karşılaşacağım zorlukları aşmam için bana katından bir güç ver” duasının bir anlamı olur.

Şimdi herkes aynada kendisine baksın.

 

 
Etiketler: Herkes, Aynada, Kendisine, Baksın,
Haber Yazılımı