Hadi Önal KÜÇELERDE KALDI SEVDAMIZ!..
Yazı Detayı
22 Eylül 2020 - Salı 10:05
 
KÜÇELERDE KALDI SEVDAMIZ!..
Hadi Önal
 
 
"Alemlere rahmet" olarak gönderilen şanı yüce peygamber Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) mübarek hadis-i şeriflerinden birinde: "Vatan sevgisi imandandır" der, böylece bu sevgiyi yüreğinde taşımayanların imanlarında "noksanlık" olduğu şüphesi ortaya çıkar, hem sonra bu haslet insanın "fıtrat"ında  zaten vardır.
 Kişi dünyaya geldiği evinden sokağına, sokağından köyüne, köyünden ilçesine, ilçesinden il'ine, il'inden "ülke"sine karşı bu sevgiyi taşır yüreğinde, başka bir yere gittiğinde kendisine "nerelisin?" diye sorulduğunda eğer ülkesinin dışında ise ülkesini, il dışında ise il'ini söyler.
Bazı zamanlarda böylesi bir soru bize de sorulduğunda biz "Diyarbekir"liyiz diyor ve dilimizin döndüğünce Diyarbekir'i anlatmaya çalışıyoruz, ayrıca bu işi sorulsun, sorulmasın yıllardır bir görev bilip yerine getirmeye gayret gösteriyoruz.
Çünkü bu şehirde yüreğimizden söküp atamadığımız bir "heyecan"ımız, bir "sevda"mız var, sözün burasında bu heyecanı, bu sevdayı tekrar açıklamak gereğini duyduğumuz içindir ki bu söyleşimizi bu konuya hasrettik.
Diyarbekir "sönük volkanik" bir dağın eteklerinde kurulmuş bir şehir olduğu içindir ki taşına bazen "kara" bazen de "bazalt" diyorlar, bu taş ise "kutsal" bir taş değil, nihayet taş'tır, başka yörelerde görülen "taş"lar gibi bir taştır, bunun sevdalanılacak, heyecan duyulacak bir özelliği yok.
Özellik "taş"ların kullanıldığı mekanlardadır, kutsallık buralardadır, tıpkı "Mekke-i Mükerrem"deki "Ka'be" binası gibi, "Medine-i Münevver"deki  "Alemlere rahmet nebi"sinin mübarek na'şını örten "kubbe-i hadra" gibi,  yeryüzündeki diğer mabetler gibi, kudsiyyet "taş"ın kendisinde değil, ona yüklenilen "mana"dadır.
 Bu arada bir "istisna" olan "hacer'ül esved"i anarken o taşa da kudsiyyetin atfedilmesi hem cennetten getirilmiş olması, hem de Ka'benin duvarında yer almasıdır, nitekim bu taşı ziyaret ederken Hazret-i Ömer'in (r.a.): "ben biliyorum ki sen bir taşsın, fakat Allah Resulü seni öptüğü için öpüyorum" sözleri bizim meramımızı anlatmaya yeter sanırım.
"Peygamberler ve Sahabeler şehri Sevdam Diyarbekir" derken meramımız bu şehirdeki "kutsal" mekanlardır,  Eğil'de peygamberlerin medfun bulunduğu mekan ile şehir merkezindeki Sahabeler mescididir, Ulu Camidir, diğer mabetler ve Allah dostlarının bir zamanlar yaşadığı bu topraklardır.
Yıllardır bunlar bilinsin, gereğince ilgi ve saygı gösterilsin istedik, çünkü büyük bir "manevi zenginlik" tir bu mekanlar, yoksa zenginlik onların bulunduğu yeri çevreleyen taşta değil, toprakta değil, betonda hiç değil, geçmişte olduğu gibi insanlar bir yerlerdeki "kutsal"ı ziyarete gittiklerinde oralardaki diğer güzelliklere, tarihi yapılara da ilgi duyarlar.
Bu ilginin adına "turizm" dendiği için ayrıca taşlar "tarih"ileşiyor çevreledikleri yapılar da, tıpkı Diyarbekir "sur"ları gibi, tıpkı "Diyarbekir evleri" gibi, bunlara da "özen" gösterilsin istiyoruz, çünkü bunlar öyle sıradan konulmamışlar duvarlara,"kanaviçe" işler gibi "sanat" işlenmiş üzerlerine, o sert taşlara şekiller verilmiş, motifler, figürler işlenmiş üzerlerine, saraylar, köşkler, köprüler, kemerler ortaya çıkmış "sanatkar" ellerden, yani "taş"lara da böylece "konuşma" özelliği kazandırılmış.
Böylece taşlar ayrı bir  "değer" kazanmışlardır, biz bu değerler de bilinsin istemişizdir yıllarca bu şehri anlatırken, yoksa taşına toprağına değil sevdamız, değil ancak o taşla,  o toprakla bir gönül bağımız var,.
O taş, toprakla yapılan bir evde dünyaya gelmişiz, o taşı, o toprağı ömrümüz boyu gözlerimizin önünde görmüş, ellerimizle çocuk okşar gibi okşamışız, nitekim "Malazgirt" meydan muharebesini kazanan "Alparslan" Diyarbekir'e gelmiş dağ kapısındaki taşları okşamış ve "bu taşlar bana uğur getirdi" demiştir. 
Yüreğinde "istanbul" sevdası yatan şair ne güzel demiş: "bir şehri Stanbulki mülki bahadır/her sengine bir acem mülkü fedadır" biz bu şehre sevdalanmaya onun küçelerinde yaşarken tutulduk, yüreğimizde "inşirah" bulduk mabetlerine her gittiğimizde, başımız dara düştü, peygamberlerin, sahabelerin mekanlarına giderek: "Allah'ım bu zatların yüzü suyu hürmetine" deyip "arz-ı hal"de bulunduk,.
Gerçek "komşuluk"ları bu şehirde yaşadık, yardımlaşma nedir, insanların elinden nasıl tutulur burada gördük, başımızı gök yüzüne kaldırdığımızda "mehtabı"i görmezden önce dama çıkmış bir güzeli, mehtabın benzeri gibi gördük ve ona şöyle seslendik: "ne durisan dam başında ay kimi/yanakların elma kimi, nar kimi" 
Kastal"larında giderdik ciğerlerimizin susuzluğunu, bu şehirde sevdiklerimizi omuzlarımızda götürdük "mardin kapı"sına şeyh mehmet düzlüğüne gömmeye, biz bu şehre boşuna sevdalanmadık canlarım boşuna sevdalanmadık bu böyle bilsin istiyoruz bize "nerelisin?" diyenler.
Bu yüzdendir ki "Diyarbakır'da yaşamak başkadır, Diyarbekir'i yaşamak başkadır" diyoruz, biz Diyarbekir'i yaşadık, o bizi eğitti, o öğretti bilmediklerimizi, öldüğümüzde cesedimiz onun topraklarına gömülsün istiyoruz.
Çok uzaklarda "Şenb-i Gazan"da  vefat eden "Sadrazam Özdemiroğlu Osman Paşa"nın: "Beni Diyarbekir'e defnediniz" vasiyeti gibi, bütün bunlar bilinsin istiyoruz, başka bir istek ve beklentimiz yok kimselerden, bütün bunlar bilinsin de özlediği ilgiyi görsün bu şehir, başka şehirlere bakıp da bizim gibi  "hasret" çekmesin taşı toprağı ve o toprağın altında yatan sevdalılarının ruhu şad olsun, yaşayanlarının ise mahzunluktan kurtulsun gönülleri!..
"Şairler duygusal olur" derken, doğruyu derler bunu söylemekle, onların gönül çeşmelerinden dökülen aşktır, sevdadır, hasrettir, elemdir, çoğu zamanda "yüce yaratıcı"ya  yakarıdır, çünkü Allah Resulünün (s.a.v.) ifadeleriyle: "hikmet dillerinin altında" olan şairler güzel sözler söylemesini bildikleri gibi aşklarının, sevdalarının, hasretlerinin "ilk ve tek" bileninin Allah olduğunu da bilirler.
 Ve "olmaz"ları bile O'ndan isterler ne isteyeceklerse, çünkü O "ol!" derse en "olmaz" bile oluverir, böylesi bir imanları, itikadları da vardır "gerçek şair"lerin, biz kendimizi o şairlerden saymasak da şairlerin "harman" olduğu bir beldede yaşıyoruz, haliyle onların başında esen rüzgarı biz de hmişizdir başımızda, sözlerimiz böyle değerlendirilsin, biz ölsek de "sevdamız" yaşasın!.. 
 
UNUTMA : MASKE – SOSYAL MESAFE VE DUA
Selam ve dua ile.
 
Etiketler: KÜÇELERDE, , KALDI, SEVDAMIZ!..,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Ekim 2020
KARABAĞ CAN TOPRAĞIM
22 Ekim 2020
SOYGUNCULARA PARMAK ISIRTAN SOYGUN
16 Ekim 2020
ÖRGÜTLÜ CEHALET
13 Ekim 2020
GÖZÜNÜZÜ TOPRAK DOYURA!
01 Ekim 2020
OKULLAR AÇIL/A/MIYORSA…
16 Eylül 2020
DİN TİCARETİ TARİKAT VE CEMAATLER
11 Eylül 2020
ELAZIĞ BÜTÜN BUNLARI HAK ETMEDİ!
03 Eylül 2020
VATANDAŞ OLARAK BİLMEK HAKKIMIZDIR!
01 Eylül 2020
TEKMELENENLER TÜRKÜ SÖYLEMEZ
19 Ağustos 2020
YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR!
10 Ağustos 2020
SEVGİLİYE MEKTUP
05 Ağustos 2020
YKS AYT GENÇLİĞİM VAH GELECEĞİM EYVAH!
04 Ağustos 2020
ŞİRAZE ŞAFT ZIVANA DEVLET MİLLET
21 Temmuz 2020
YANLIŞLAR VE VATANDAŞIN SON İKAZI
14 Temmuz 2020
EDEP YA HU EDEP BİRAZ!
08 Temmuz 2020
DEPREM KORONA SAHİPSİZLİK
01 Temmuz 2020
20 YIL ÖNCE…
25 Haziran 2020
SORUMLULUK
24 Haziran 2020
YARDIMSEVERLİĞİMİZE KİMSE GÖLGE DÜŞÜREMEZ(!)
22 Haziran 2020
GÜLELİM Kİ GÜZELLEŞSİN DÜNYAMIZ
20 Haziran 2020
DENSİZLER!
16 Haziran 2020
RANT HASTALIĞI VE SALDA
10 Haziran 2020
HÂLİ PÜR-MELÂL
02 Haziran 2020
MEYDANI BOŞ BULAN MECZUPLAR
28 Mayıs 2020
FIRILDAK VE FIRILDAKÇILIK
20 Mayıs 2020
DELİCENİN YAPRAKLARI KÖMÜRDEN
19 Mayıs 2020
KADİR GECESİ
16 Mayıs 2020
ANASININ DÜĞÜNÜNDE GÖBEK ATAN OĞUL! OĞUL:
08 Mayıs 2020
DİKENLERE SU VERMEK YERİNE AĞAÇLARI SULAMAK
04 Mayıs 2020
MAYMUN GÖZÜNÜ AÇTI
01 Mayıs 2020
DEPREMDEN KORONAYA
27 Nisan 2020
DÜRÜST OL, SEV, YAŞAT, OKU!
15 Nisan 2020
YAŞA TAKANLAR İLE YAŞA TAKILANLAR
07 Nisan 2020
KORONAVİRÜS
06 Nisan 2020
KEMAL DENİZ VE ŞİİR DÜNYASI
31 Mart 2020
MEKKE (3)
24 Mart 2020
DÜNDEN BUGÜNE MEKKE
17 Mart 2020
MEKKE(1) KELEPÇELENEN KÂBE VE UYUYAN İSLAM DÜNYASI
11 Mart 2020
MEDİNE (2)
02 Mart 2020
MEDİNE
19 Şubat 2020
ŞAİR VE ŞİİR
17 Şubat 2020
ELAZIĞ AĞLIYOR
06 Şubat 2020
ELAZIĞ DEPREMİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
29 Ocak 2020
DEPREMLE YAŞAMAK…
21 Ocak 2020
5 YIL ÖNCE
20 Ocak 2020
YAĞLI KARA PÜSKÜLLÜ BELA
07 Ocak 2020
SAHİ NE ALÂKA!
04 Ocak 2020
HEY GİDİ ZİYA PAŞA!
03 Ocak 2020
BÜYÜK ŞEYTAN AMERİKA
31 Aralık 2019
BAŞ DENDİNİZ Mİ DURACAKSINIZ ORADA!
30 Aralık 2019
ABD, STRATEJİK ORTAK HE(!)
26 Aralık 2019
BÜYÜK ŞEYTANIN YEŞİL ANAHTARLARI
25 Aralık 2019
DİYARBAKIRLI BİR YÜREK ADAM
21 Aralık 2019
AKLÜPMANİ (4)
20 Aralık 2019
AKLÜPMANİ (3)
19 Aralık 2019
AKLÜPMANİ(2)
18 Aralık 2019
AKLÜPMANİ (1)
16 Aralık 2019
YİNE KAN DAMLIYOR KARANFİLLERİN ÜZERLERİNE
22 Aralık 2016
Hamle Oyuncu Sıkıntısı
Haber Yazılımı