Yazı Detayı
06 Temmuz 2017 - Perşembe 09:31
 
Kültür Duvarımızdan Düşen Bir Taş: Kağnı (1)
Ayşe Benek Kaya
 
 

Çocukken yaz aylarında gece gökyüzünün açık olduğu gecelerde gökyüzünde yıldız kümeleri görürdüm. Bunun “Samanyolu” olduğu öğrendiğimden beri o görüntüyle saman yüklü kağnının ağır aksak giderken çetenden yere döktüğü ve yola serptiği samanların oluşturduğu yolu hep bir anarım. Biri yerde saman yolu, biri gökte saman yolu…

Artık ne gökyüzünün ne de yeryüzünün saman yolunu görüyorum. Hadi yerdekini teknolojik sebeplerden kaybettik de gökyüzündeki nereye gitti?

İnsanın çocukken gördükleri, duydukları, yaşadıkları o tertemiz beynine mıh gibi çakılıyor. Hayatımda bire bir uğraşmasam da “Kağnı” deyince aklım karışmıyor değil… Onu çeken öküzlerin yürüyüşü, gayreti, dayanıklılığı ve söz dinleyişi hep dikkatimi çekmiştir. Kendi bedeninin ağırlığı yetmiyormuş gibi; hem birlikte koşulduğu diğer hayvana ayak uyduracak, hem sahibinin komutlarını yerine getirecek, hem de sırtına yüklenen dağ gibi yükü taşıyacak… Üstelik bunlardan birini yerine getirmezse mesesle böğrüne böğrüne dürtülecek, fazladan canı yanacak. İşte bu yüzden insanların, birbirine, düşünmeden “Öküz!” demelerine oldubitti aklım ermez. Keşke aşağılama sözü değil de taltif sözü olarak kullanılsa diye içimden geçiririm.

Kağnı, asırlar boyu ağır yükleri taşıyarak insanoğlunun en büyük yardımcısı olmakla beraber sahibine paye kazandırırdı. Kapısında kağnısı, öküzü olan köyün zenginlerinden sayılırdı. Hatta “Filanın bir çift öküzü, iki çift öküzü varmış.”, “Filan buğdayını bilmem kaç kağnı yükle taşımış.” gibi varlıklı olduğu belirtilirdi.

Onun dağı taşı, inişi yokuşu, tozlu ve çamurlu yolları gidişi sırasında öyle sesler çıkar ki buna hayran olmamak mümkün değildi. Öküzlerin birbirleriyle uyumlu ve ritmik yürüyüşü sırasına tahta tekerleklerin gıcırtısına onlarca beste yapılabilirdi. Akşamüstü kağnının geldiği, kendi görünmeden önce gıcırtısından anlaşılırdı. Hatta oranın yaşlıları gıcırtısından kağnının kimin olduğunu bile bilirlerdi. Düzlükte başka, yokuşta başka, inişte daha başka gıcırdardı. Düzlükte gidişine can kurban… “Gıc! Gıc!” diye çıkan ses sende ayrı bende ayrı şeyler çağrıştırırdı. Yokuşu çıkarken çıkardığı gıcırtılar, acıyı ve hüznü, inişlerdeki gıcırtılarsa, daha bir oynak daha bir ritmik havayı hatırlatırdı. Her gönül kendi payına düşeni alır, her dinleyen kendi türküsünü bulurdu.

Kağnı aynı zamanda İstiklâl Şavaşı’mızın da sembolüdür. Kadın-analarımız Nene Hatun, Şerife Bacı ve onlar gibiler, kağnılarla cephane ve yiyecek taşıdıkları için ölümsüzleştiler. Öküz buldularsa öküz koştular, yoksa kağnılara kendileri koşuldular. Kazanılan zaferde görünmeyen kahraman olan kağnıların önemi çok büyüktür.

Bugün artık saltanatı sona eren kağnı, hayatımızın neresinde acaba?  Yaşı 35-40’ın üzerinde olanların az buçuk, kıyısından köşesinden hatıralarında yer alır. Belki hâlâ kağnı olan şanslı yerlerimiz vardır. Ama genç nesli ilgilendirmez bile… Fotoğraflarda, belgesellerde, eski filmlerde gördükleri kağnı onlara yabancı, çağ dışı gibi bile gelir. Bu kopukluğu acaba farkında olmadan biz büyükler mi yaptık? Her şeye rağmen bağları koparmadan anlatmalı mıydık? Yoksa biz hayatımızdan çıkardığımız için mi gençlerimiz ona yabancı? Bu konuda daha birçok soru sorulabilir. Bir tek kağnı olsa neyse… Daha nice değerlerimiz bizim sahip çıkmayışımız yüzünden sessizce hayatımızdan çıkıp gidiyor. Sadece giden gitse iyi… Onunla beraber bir sürü kelime de sonsuzun karanlığına gömülüyor. “Kağnı, meses, övendire, çeten, köp…” v.b. gibi kelimeler de kişisel lügatimizi terk ediyor. Onun yerini alan daha modern makineler onların bir türlü anlayamadığım mekanizma ve parça adı hafızalarımıza gelip yerleşiyor. Elbette buyursun gelsin. Tekerlek icadıyla birlikte asırlar boyu en büyük yardımcımız olan kağnıyı da bu kadar çabuk unutturmasın. Buna hiç birimizin hakkı yok. Çağın getirdiklerini bizdekilerle birleştirenlerden gelecekle geçmişi kucaklayanlardan, sahip olduklarımızın kıymetini bilerek çağı yakalayanlardan olmalıyız.

Sonuçta; kağnı gördüğüm için, tezek yaptığım ve yaktığım için, idare ve gaz lambasıyla aydınlandığım için, her şartta ve zeminde yaşamayı öğrendiğim için kendimi şanslı sayıyorum.

Kaybettiğimiz, sadece kağnının kendisi değil yukarıda da zikrettiğim gibi kağnıyla ilgili kelimeler, atasözleri ve deyimler… Sözgelişi aşağıya kaydettiğimiz 39 kelime, 11 atasözü ve 7 deyimin bugün kaçını kullanıyoruz? Biz sadece kağnıyı değil bir yığın Türkçe kelimeyi de tarihin sayfalarına gizledik.

Aslında kaybettiğimiz ne kağnı ne de bir başka şey! Kaybettiğimiz kültürümüz ve ne yazık ki biz… 

 
Etiketler: Kültür, Duvarımızdan, Düşen, Bir, Taş:, , Kağnı, (1),
Haber Yazılımı