Yazı Detayı
29 Nisan 2019 - Pazartesi 14:20
 
“Kutsal Alanda Yolculuğa Çıkalım”
Necip Cengil
 
 

Kutsal ifadesi üzerinden biraz düşünmek ve bir yolculuk yapmak istiyorum.

Kutsalı olmak, kutsalı bilmek önemlidir; kutsalı olmamak başlı başına bir felakettir!

İyi de kutsal nedir?

Sadece din ve bağlantılı olan “özel” bir alan mıdır veya bu “özel alan” neleri kapsar?

Türk Dil Kurumu kutsalı, dini açıdan saygı şeklinde tanımladığı gibi “bozulmaması, dokunulmaması gereken, üstüne titrenilen” şeklinde de tarif eder.

Buna göre tabiat, çevre, insan ve diğer canlılar, köy, mahalle, şehir, ülke korunması, üzerine titrenilmesi gereken alana girer mi girmez mi?

Kutsal olan mesela sadece mescit mi yoksa orada yapılan ibadet ve ibadeti yapan mıdır?

Korunması gereken Allah’ın yarattığı hal değil midir, böyle bakınca Allah’ın yarattığı şekliyle tabiatın, çevrenin, insanın ve diğer canlıların korunması, üzerine titrenilmesi gerekmez mi? Ayrıca “din gidilen yoldur” cümlesiyle birlikte ele alınınca, korunması gereken sadece ibadet değil aynı zamanda ibadete ilişkin olan her şeydir; insan, çevre, mescit vs.!

Kutsal olan yani korunması, üzerine titrenilmesi gereken Allah’ın yaratması ve hayata bahşettikleri değil midir? Bu meyanda; merhamet, adalet, emanet kutsal kavramlar olmaz mı? Zira merhamet Allah’ın hayata ikram ettiği bir olmazsa olmazdır. Adalet O’nun olmazsa olmaz emirlerindendir. Emanet insanın üstlendiğidir. Hepsinin korunması ve üzerine titrenilmesi gerekmez mi?

Din gidilen yol ve hayata ait olan her şey din ile ilgili olduğuna göre korunması gereken bütünüyle hayata ait olan her şeydir! Hayat benim, arazi benim, bahçe benim, ben kazandım; kimi ne ilgilendirir, istediğim gibi harcarım diyebilir miyiz?

Kutsal arızi olanın üzerinden tanımlanabilir mi? Mesela hayat, yaşamak ve yaşatmak asıl, savaş arızidir haliyle kutsal arızi olan savaş üzerinden sınırlandırılabilinir mi? Savaş değil korunması gerekenler kutsaldır, korunması gerekenlerle ilgili savaş kapıya dayanınca kaçmak olmaz lakin savaşı kalıcı bir barışla sonlandırmak ve korunması gerekenleri korumak asıldır. Korunması gerekenleri korumak için ölen ve öldürülen özel bir kavramla anılır ve ona “şehid” denir çünkü o şahitlik etmiştir. Çünkü o haddi aşmamış ve hakkı çiğnememiştir. Korumayı esas almış, ölmeyi ve öldürmeyi değil ancak o yolda ölüm vaki olmuştur! Merhamet, adalet ve hakkaniyetin esas alındığı, emanetin korunduğu bir dünya için en kutsal olan hayat hakkından vazgeçmiştir.

Çevre; içindeki tüm canlılarla birlikte, o canlılara kucak ve besleyici toprak ile birlikte kutsaldır! İstediğimiz gibi kirletemeyiz. Allah’ın yaratışını değiştiremeyiz. Hatta onu temiz kullanmak en hassas kelimelerimizden olan “iman” ile anılır. Bir yönüyle iman, hayata ait olan her şeyin bizden emin olmasıdır, ona zarar vermememizdir! İman bir bilinci ifade eder. Sadece “inandım” demekten ibaret değildir. Bu nedenle “sadece inandım demekle bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz” denmemiş midir? Bu kavram bile korunması gerekenleri korumak adına gündeme gelen bir anlaşmayı ifade etmez mi?

Kutsalı olmak demek korunması gerekenleri, üzerine titrenilmesi gerekenleri olmak demektir!

Kutsala yolculuk bu bilinci içerir.

Hacc da kutsala doğru bir yürüyüşü, hatırlamayı içinde barındırır.

Canı, canlıyı korumayı esas almayanın kutsal yolculuğu olmaz. İhram giydikten sonra kendimize ve hayata zarar verici bir eylem içinde olamayacağımız öğretilir. Hürmet edilesi bir yolculuk eğitimi verilir.

Ezcümle…

Kutsala dair yeniden, daha bir özenle düşünmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Eğer insan, çevre, hayat, şehir, ülke, dünya diye bir derdimiz varsa ve hepsinden hesaba çekileceğimize gerçekten inanıyorsak, kutsal ifadesinin gölgesine giremeyecek sloganlar atmak yerine kutsala dair tefekküre ehemmiyet vermeliyiz.

Kutsalı anlamayan; şehri, ülkeyi hesap verme bilinciyle donanmış olarak yönetemez!

NOT: Bu bir denemedir ve üzerinde, bugünlerimiz ve yarınlarımız için düşünülmesine inandığım için bazı sorular sordum ve ucu açık cevaplarla konu üzerinde tefekkür edilmesi gerektiğine inanıyorum!

 

 
Etiketler: “Kutsal, Alanda, Yolculuğa, Çıkalım”,
Yazarın Diğer Yazıları
11 Nisan 2019
Sevgi Ve Güç Arasında
04 Nisan 2019
Seçimlerin ardından
26 Mart 2019
Kuşakların Çatışması mı?
20 Mart 2019
Yeni Zelanda Doğu mu Batı mı?
11 Mart 2019
Değer Bilerek Yaşamak
22 Şubat 2019
ELEŞTİRİYİ İHANET OLARAK GÖRMEK
19 Ocak 2019
“Paradigmaların İflası ve İflas Erteleme”
28 Aralık 2018
Aydınlar/Âlimler Susarsa
23 Kasım 2018
Bizden Değilsen Gelme
21 Kasım 2018
Siyaset Nedir
14 Kasım 2018
Öncelikleriniz
16 Ekim 2018
Fayda Üretmek İstiyorsak
12 Ekim 2018
Kamunun Hesabı Ağırdır
21 Eylül 2018
Herkes Aynada Kendisine Baksın
26 Haziran 2018
Seçimlerin Ardından
30 Mayıs 2018
Seninle Söyleştim
18 Nisan 2018
Anlattığınız Tanrı
22 Mart 2018
Sev Dedi Gönlüm
08 Şubat 2018
Adam Ol
23 Ocak 2018
Barış Hayırlıdır
19 Ocak 2018
Yarın Kıyamet Kopacağını Bilseniz
11 Ocak 2018
Tarihi Doğru Okumak
27 Aralık 2017
Siz Kendinize Bakın
20 Aralık 2017
İnsan Günahkâr Doğmaz
14 Aralık 2017
Hesap mı, Diriliş mi?
08 Aralık 2017
Kıyamet Savaşı
24 Ekim 2017
Dibe Vuran İnsanlık
29 Eylül 2017
Hamaset
21 Eylül 2017
Kafalar Karışık
13 Eylül 2017
Geleceği Planlamak
31 Ağustos 2017
Projelerimiz Olmalı
16 Ağustos 2017
Savaş Oyunları
02 Ağustos 2017
Hangi Hiziptensin
27 Temmuz 2017
Ekrandan Atışmalar
21 Haziran 2017
Durun Kalabalıklar
09 Haziran 2017
Oyunun Yeni Perdesi Katar
10 Mayıs 2017
Trafik Terörü
05 Mayıs 2017
Yolcusu Olmayan Yol
20 Nisan 2017
Referandum
17 Nisan 2017
Seçim Sonuçları
22 Mart 2017
Şehrin Huzuru
09 Mart 2017
Park Cezası
25 Şubat 2017
16 NİSAN
18 Ocak 2017
Sistem Tartışmaları
19 Aralık 2016
HALEP Mİ DÜŞTÜ
10 Kasım 2016
Düşünelim
28 Ekim 2016
MUHASEBE
21 Ekim 2016
DİNLE
13 Nisan 2016
Milletin Adamı
21 Mart 2016
Türkiye Nereye
14 Mart 2016
Teröre Lanet
07 Mart 2016
TÜRKİYE GİBİ KAÇ ÜLKE VAR
23 Şubat 2016
Suriye Politikamız
18 Şubat 2016
MÜCADELE TA KIYAMETE
Haber Yazılımı