Yazı Detayı
13 Nisan 2016 - Çarşamba 13:15
 
Milletin Adamı
Necip Cengil
 
 

Dünyada olanlar, birbirinden bağımsız stratejilerin eseri mi, yoksa birbirlerinin amaçlarını öğrenip, o amaçları boşa çıkarmak isteyen birden fazla oyun kurucunun oluşturduğu bir siyasi-askeri girdap mı?

Peki, bu girdaptan kim veya taraflardan kimler yutulmadan çıkmayı başaracak?

Oyun basit bir kurgu değil, bu açık!

Türkiye’yi yönetenler, ülke insanı açısından nasıl bir konuma oturtuluyor; oyun kurucu mu, kurulan oyunların farkında olan ve bu oyunlardan ülkeyi en az zararla çıkarmak isteyen bir savunmacı refleksinde mi? Yoksa kurulan oyunda oyun kurucuların yükünü sırtlayan dublör konumunda mı? Bu arada kimi haber bültenlerinde verilmek istenen “yirmi beşinci karelere” dikkat etmek gerekir. Ayrıca dikkat edilecek bir nokta; egemenlik oyununda Türkiye gibi, tarihiyle yeniden dirilmek isteyen ülkeleri, haber bültenlerini yönlendiren kimi oyun kurucular, “yirmi beşinci karelerle” kendi halkının gözünde “bir şeyden anlamayan ve sürüklenen” bir ülke konumunda tanıtmak ister.

Türkiye için hem risk, hem pozitif husus; imparatorluk bakiyesinin merkez ülkesi olması ve “yenilgi” atmosferinden günümüze kadar, oyundan kopmamış olma ihtimalidir.

Batı, AB sürecindeki ayak diretmesinden de anlaşılacağı üzere, ülkemizi hep “kendi küllerinden dirilip, batının egemenlik sahasını bozacak” ülke olarak görmüştür. Kimi dönemlerde ülkeyi yönetenler, basiretsizlikleriyle ülkeyi tanınmaz hale getirmeyi başarmış olsalar da, batı “acaba ne yapacaklar” diye incelemesini sürdürmektedir. Hatta batı Endülüs bölgesi için bile korkularını yenebilmiş değildir. Onca sömürü ağına rağmen o bölgeyi yönetmekte bile kimi zaman acz içine düşmektedir. Batının bir diğer korkusu, Türkiye’nin rol alacağı bir yeni birlik ve kendi içinde batının mesela Bismark öncesi parçalı hale dönme korkusudur. Öte yandan ABD’nin ağabeyliği de bir yerden sonra batı için korku vesilesidir. Batı kifayetsiz görülme korkusu yaşamaktadır. Ayrıca nüfus giderek yaşlanmakta ve aslında yeni bir enerjiye de ihtiyaç duymaktadır. Yaşlanan batı, dinamik bir İslâm nüfusundan da çekinmektedir. Bu arada “İngiliz oyunlarını göz ardı etmeyin” diyenlerin uyarılarını da dikkate almak gerekir.

Türkiye; dinamik öğeleri açısından batının korkusu, ulusalcı çizginin bozduğu iç ahenk açısından ise batının umudu durumundadır. İç ahenk yeniden sağlanırsa, ülkemiz parçalanma korkusundan birlik umuduna taşınabilirse ve bu birliği getirecek yeni bir anayasa ile yeniden varlık sahnesine çıkabilirse, geniş bir coğrafyanın umudu olacaktır.

Sur, Yüksekova, Cizre gibi hendek operasyonlarının yapıldığı yerler, can sıkıcı, yürek yaralayıcı sonuçlarına rağmen, oyuna karşı, karşı bir atakla özellikle birlikte yaşamanın ve tarihi yaşatmanın örnekleri haline getirilebilir. Ki yapılan açıklamalardan anladığım da bu yönde adımların atılacağıdır.

Şimdi başa dönelim; Türkiye oyun kurucu mu, karşı eli görüp hamle yapan bir ülke mi?

Zannı galibim, ülkemizin “yenilgi” denen tarihlerden itibaren, yapacağı hamleleri karşı elin ataklarına göre ayarlamaya çalışan ve son dönemde “oyun kuruculuğunu da” devreye alan bir ülke… ABD’nin elini gördü, Rusya’nın elini gördü, önceden Esed’i uyardı, Mısır’da darbe aşamasına gelinmemesi için adımlar attı… Şu an, görünen itibariyle pozitif neticeler gözlenmiyor olabilir ama pozitif ve negatif nereden baktığınızla alakalıdır. Bir düşünürün ifadesiyle; “bazen yarım bütünden büyüktür.”

Sur ve Cizre tarihi mirasıyla birlikte onarılacak. Şehir mantığıyla imar edilecek. Hayat standartları yükseltilecek. Yüksekova ilçelikten illiğe terfi edecek. İdari adımlar yeniden belirlenecek ve PKK veya diğer şiddet unsurlarının Karabağ bölgesini üs olarak kullanmasına yönelik adımlar kontrol altına alınacak.

Oyun kurmak, oynanan oyunu görüp ona göre hamle yapmak, hem devlet adamlığı hem de “milletin adamı” olmakla ilgili. Tüm can sıkıcı ve yürek yaralayıcı sonuçlarına rağmen, bu yönde adımların atılmakta olduğunu düşünüyorum. Bu da millete cesaret veriyor. Kendi içinde kenetleniyor. Mağdur coğrafyalara ulaşıyor. Afrika’da katarak ameliyatları, su kuyuları, yüzünü milletine dönen devletin oluşturduğu sinerjinin ürünüdür.

Duygusal yaklaşım diyebilirsiniz…

Lakin ben Batıyı hiçbir zaman, her şeye ayar veren “Tanrı” gözüyle görmedim. Her zaman isabet edemeyecek olan bir kurgu ustası olabilir ancak bazen de birileri çıkıp “çoban matı” yapıp, satrancı batının koltuğunun altına sıkıştırabilir.

Böyle inanmak hakkım, isabet ettirebilme yüzdem zaman içinde belli olacak.

 
Etiketler: Milletin, Adamı
Yazarın Diğer Yazıları
19 Ocak 2019
“Paradigmaların İflası ve İflas Erteleme”
28 Aralık 2018
Aydınlar/Âlimler Susarsa
23 Kasım 2018
Bizden Değilsen Gelme
21 Kasım 2018
Siyaset Nedir
14 Kasım 2018
Öncelikleriniz
16 Ekim 2018
Fayda Üretmek İstiyorsak
12 Ekim 2018
Kamunun Hesabı Ağırdır
21 Eylül 2018
Herkes Aynada Kendisine Baksın
26 Haziran 2018
Seçimlerin Ardından
30 Mayıs 2018
Seninle Söyleştim
18 Nisan 2018
Anlattığınız Tanrı
22 Mart 2018
Sev Dedi Gönlüm
08 Şubat 2018
Adam Ol
23 Ocak 2018
Barış Hayırlıdır
19 Ocak 2018
Yarın Kıyamet Kopacağını Bilseniz
11 Ocak 2018
Tarihi Doğru Okumak
27 Aralık 2017
Siz Kendinize Bakın
20 Aralık 2017
İnsan Günahkâr Doğmaz
14 Aralık 2017
Hesap mı, Diriliş mi?
08 Aralık 2017
Kıyamet Savaşı
24 Ekim 2017
Dibe Vuran İnsanlık
29 Eylül 2017
Hamaset
21 Eylül 2017
Kafalar Karışık
13 Eylül 2017
Geleceği Planlamak
31 Ağustos 2017
Projelerimiz Olmalı
16 Ağustos 2017
Savaş Oyunları
02 Ağustos 2017
Hangi Hiziptensin
27 Temmuz 2017
Ekrandan Atışmalar
21 Haziran 2017
Durun Kalabalıklar
09 Haziran 2017
Oyunun Yeni Perdesi Katar
10 Mayıs 2017
Trafik Terörü
05 Mayıs 2017
Yolcusu Olmayan Yol
20 Nisan 2017
Referandum
17 Nisan 2017
Seçim Sonuçları
22 Mart 2017
Şehrin Huzuru
09 Mart 2017
Park Cezası
25 Şubat 2017
16 NİSAN
18 Ocak 2017
Sistem Tartışmaları
19 Aralık 2016
HALEP Mİ DÜŞTÜ
10 Kasım 2016
Düşünelim
28 Ekim 2016
MUHASEBE
21 Ekim 2016
DİNLE
21 Mart 2016
Türkiye Nereye
14 Mart 2016
Teröre Lanet
07 Mart 2016
TÜRKİYE GİBİ KAÇ ÜLKE VAR
23 Şubat 2016
Suriye Politikamız
18 Şubat 2016
MÜCADELE TA KIYAMETE
Haber Yazılımı