Yazı Detayı
29 Kasım 2017 - Çarşamba 08:27
 
Niçin ‘Etkinliklerimizi’, Neden ‘Film Festivallerimizi’ Seviyorum (1)
Asım Demirkök
 
 

Bu toprakların havasını soludum. Kana kana derelerinden akan suyunu avuçlayarak içtim. Avuçlayarak suyunu içtiğim, Derme Deresinin, Horata Çayının içinde çimmeyi öğrendim.

Yıllarca sokaklarında ceketlerinde yürüdüm. Caddelerinin kaldırımlarında omuz omuza dolaştım hemşerilerimle. Çoğuyla günün herhangi bir saatinde sarılarak, nasılsın gardaş diyerek, sarmaş dolaş Olduk, öpüştük. Öpüşmeye koklaşmaya devam ediyoruz. Hal hatır ettik birbirimizle, hal hatır etmeye devam ediyoruz. O nedenle yerelimi çok seviyorum. Dünyevi olmayı elden bırakmadan, Dünyaya, evrensele bakmaya devam ederken, yerelimizi ve yerelliğimi hep bağrıma basmaya çabalıyorum.

Oysa epeyi oldu yereli yerelliğinden kopararak göçe teslim ettik. Yalnız biz mi? Sanki ‘küresel dünya’ köye dönüşmedi mi? Dönüşmesine dönüştü ama köyün o eski sıcaklığını, hal hatırını, komşuluğunu yaban ellere teslim ettik.

Önceleri aramıza girmeye çalışmadı değiller. Girmeye çalıştılar ama bu kadar malumatları ‘enformasyonları’ güçlü değildi. Her tarafımızı bugünkü gibi sarıp sarmalamamışlardı. 1948-1949 yıllarında on on-bir yaşlarında iken, şimdiki Çınarlı Caminin karşısındaki Pamuk Hanın alt köşesinde adı Şark sineması olan bir sinemamız vardı. Evimize yedi- sekiz yüz metre uzaklıkta idi. Bu sinemaya 25 kuruş verip bir bilet aldığımızda üç, bazen de dört film izlediğimiz günler olurdu. Cumartesi Pazar günleri tıklım tıklım dolar, ara merdivenlerde dahi yer bulunmadığımız, ara merdiven basamaklarına oturarak filmleri izlediğimiz çok günlerimiz olmuştu.  

Bu sinema nasıl dolup taşmasın ki! O yıllarda koca İsmetiye mahallemizin bir kaç evinde radyo, iki günde bir İstanbul’dan gelen ulusak gazetelerin de evlere girdiği parmakla gösterilirdi. Ülkemizde ve dünyada olup biten malumatları çoğunlukla radyosu olan komşularımızın radyolarından dinledikleri TRT haberlerinden alırdık. Ya da iki günde bir gelen ulusal yayın yapan gazetelerin aktardıklarından.

O günler de biz çocuklar için önemli olduğu kadar büyüklerimiz için de, sinema görselliğimizdeki tek önemli etkinliğimizdi. Biz çocuklar ve büyüklerimiz olduğu kadar, o günün yetkilileri de sinema denen bu görsel etkinliğin bize neler getirip neler götürdüğünün öneminin belki farkında idiler ama farkında değil gibi gözüküyorlardı.

O günlerde Sovyet’lerin başını çektiği kominizim tehlikesi dünyada korkular yaratmış, buna karşı Amerika’nın başını çektiği kapitalist batı bloğu ise, sosyalist sistemin dışında kalan ülkelere karşın her türlü önlemi almaya başvuruyordu. Koyu, kop koyu bir ideolojik kapışma her boyutta kendine zemin yaratmaya çalışıyordu. Ve ülkeler üzerinde yoğun bir propaganda savaşı yürütülüyordu. Elbette bizim ülkemizde tarafların yanlarına çekmeye çalıştığı başat ülkelerden biriydi.

Televizyonların, internetin olmadığı bir dünyada, enformasyonun (iletişimin)  görsellik anlamında en önemli propaganda aracı elbette sinemada gösterime sunulan filimler üzerinden yürütülüyordu.     

Belki de yetkililerimiz farkında idi. Ancak; o günün koşullarında dünyada oluşan yeni siyasetin baş aktörü Amerika’nın ve ülkelerin yanında yer alınması için bu filmlere geçit veriliyordu. Dünyanın şekillenmesinde yer alacak ülkelerin ve halklarının düşünce dünyalarının alt yapısı oluşturulmak için de,  bu filmlere yol veriyorlar, ya da yol açıyorlardı.   

O günlerde sinema işletenleri bu filmleri niye böyle ucuza oynatıyorlardı?  Sinemalarda oynan filmlerin neden yüz de doksanı Amerikan filmleri idi?  Oynatılan bu filmlerin yüzde doksanı Amerika filmleri olduğu kadar neden bu filmlerin yine o günlerde yüzde doksanının, Amerika’daki beyazlarla yerli savaşları konularını kapsıyordu?  Ve bizler, başrol verilen Beyaz Amerikalı artistlerini hep alkışlıyorduk? Veya bize alkışlattıran filimler yapıyorlardı? Bu gibi daha akıllara şimdi gelen ama o yıllarda aklımıza bu soruları yöneltecek sorular gelmiyordu? Ya da o soruları soranlar, kitap yazanlar o yıllarda niye damlara (hapishanelere) atılıyordu?

Ve bu savaşlarda hep ‘artist’ tarafını niye beyazlar temsil ediyor da yerliler etmiyordu? Nasıl oluyordu da bu savaşları hep beyazlar kazanıyordu? Peki, bu Amerika beyaz- savaşlarında beyazların arazilerine el koydukları yerliler hep kaybeden taraf oluyorlardı?  Ve arazilerini topraklarını savunan bu yerli, yerel halkları savunacağımıza, artist tarafını oynayan beyazları, beyaz Amerikalıları neden alkışlıyorduk ve savunuyorduk?

Hala günümüzde açık açık Ortadoğu’daki savaşların müsebbibi ve başrol oyuncularını ve onların bu kültürler üzerinde, sinema veya diğer kültürel etkinlikleri ile yapıp ettiklerini hala görmeyecek-miyiz? 

Yukarıda sormaya çalıştığım soruların yanıtını içinde barındıran bu soruları ve bu sorunun temel yanıtını arayan, 1970’li yıllarda ülkesi ‘’Yeni Gine’nin’’ bağımsızlık mücadelesini veren yerli halktan ‘’YALİ’’ isimli bir gencin ağzından öğrenelim.

Yarın ki köşe yazımda Yeni Gineli YALİ’nin sorularının ve soruların peşine düşmeye devam edeceğim.                 

 
Etiketler: Niçin, ‘Etkinliklerimizi’,, Neden, ‘Film, Festivallerimizi’, Seviyorum, (1),
Yazarın Diğer Yazıları
04 Nisan 2018
BİLSAM Ne Mi Yapıyor?
12 Şubat 2018
Yoksulluk ve Zenginliğin Kaynağı Üzerine
30 Kasım 2017
Niçin ‘Etkinliklerimizi’, Neden ‘Film Festivallerimizi’ Seviyorum (2)
26 Ekim 2017
‘Malatya Tanıtım Günlerine’ İçeriden Bakış (4)
25 Ekim 2017
‘Malatya Tanıtım Günlerine’ İçeriden Bakış (3)
24 Ekim 2017
‘Malatya Tanıtım Günlerine’ İçeriden Bakış (2)
23 Ekim 2017
Ankara’da Gerçekleştirdiğimiz ‘Malatya Tanıtım Günlerine’ İçeriden Bakış (1)
18 Ağustos 2017
Valimiz Ali Kaban’ın Kayısımız Üzerine Söyledikleri ve Düşündürdükleri
15 Mayıs 2017
Kavramlar Zihnimizin Aynasıdır
02 Mayıs 2017
Kitap Fuarımıza Gün Sayarken
24 Nisan 2017
‘BU ÇAĞRIM'
13 Nisan 2017
Hayat; Yolunu Döşemeye Bağlı
27 Mart 2017
Dünyada Neler Oluyor?
21 Mart 2017
Kavramlar Kafamızdaki Yerini Almayınca (2)
20 Mart 2017
Kavramlar Kafamızda Yerini Almayınca (1)
16 Mart 2017
Düşünce Felsefesi Neden Önemli
14 Mart 2017
Bizdeki Evet-Hayır, Avrupa Irkçılığı Ve İslamafobi, ‘Üretim Sürecinin’ İçinde
14 Şubat 2017
Kıymetli ve Değerli Torunlarım…
07 Şubat 2017
Suyumuzun yol hikâyesi devam edecek ancak (9)
06 Şubat 2017
Suyumuzun Yol Hikâyesi (8)
01 Şubat 2017
Suyumuzun Yol Hikâyesi (7)
30 Ocak 2017
Suyumuzun Yol Hikâyesi (6)
29 Ocak 2017
Suyumuzun Yol Hikâyesi (5)
25 Ocak 2017
Suyumuzun Yol Hikâyesi (4)
24 Ocak 2017
Suyumuzun Yol Hikâyesi (3)
23 Ocak 2017
Suyumuzun Yol Hikayesi…(2)
23 Ocak 2017
Suyumuzun Yol Hikâyesi…(1)
03 Ocak 2017
İyi ve Kötü
27 Aralık 2016
Bu dillere son bir sözüm olacak
25 Aralık 2016
Kim sol - Ya da sol nedir?
20 Aralık 2016
‘Ne diyeyim!’
18 Aralık 2016
Bu nasıl zihniyet yoksunluğu?
16 Aralık 2016
Ahmet Çakır Başkan ‘yola devam, durmak yok’
14 Kasım 2016
Maski Genel Müdürümüz Dr. Özgür Özdemir
27 Ekim 2016
Büyükşehir Belediyemiz, Milli Eğitim Müdürlüğümüz, Üniversitemiz Bu Sorunumuz Birlikte Ele Alıp Çözerler mi? (3)
25 Ekim 2016
Büyükşehir Belediyemiz, Milli Eğitim Müdürlüğümüz, Üniversitemiz Bu sorunumuzu Birlikte Ele Alıp Çözerler mi? (2)
24 Ekim 2016
Büyükşehir Belediyemiz, Mili Eğitim Müdürlüğümüz, Üniversitemiz, Bu Sorunumuzu Birlikte Ele Alıp Çözerler mi? (1)
07 Ekim 2016
Film Festivalimiz neden ertelendi?
04 Ekim 2016
YEŞİLYURT KENT KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI (8)
03 Ekim 2016
'Yeşilyurt Kent Kimliği Çalıştayı' (7)
30 Eylül 2016
Yeşilyurt Kent Kimliği Çalıştayı (6)
29 Eylül 2016
YEŞİLYURT KENT KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI (5)
28 Eylül 2016
Yeşilyurt Kent Kimliği Çalıştayı (4)
27 Eylül 2016
YEŞİLYURT KENT KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI (3)
26 Eylül 2016
Yeşilyurt Kent Kimliği Çalıştayı (2)
25 Eylül 2016
Yeşilyurt Kent Kimliği Çalıştayı (2)
24 Eylül 2016
YEŞİLYURT KENT KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI (1)
30 Ağustos 2016
15 Temmuz Destanı
25 Ağustos 2016
15 Temmuz Kalkışması Neyin, nesi imiş? (5)
23 Ağustos 2016
15 Temmuz Kalkışması Neyin, nesi imiş? (4)
22 Ağustos 2016
15 Temmuz Kalkışması Neyin, nesi imiş? (3)
18 Ağustos 2016
15 Temmuz Kalkışması Neyin, nesi imiş? (2)
18 Ağustos 2016
15 Temmuz 2016 Kalkışması Neyin nesi! (1)
14 Temmuz 2016
İnönü Üniversitesi Rektörlük seçimi üzerine
30 Haziran 2016
Facebook ve bilimle ilişkimiz (3)
28 Haziran 2016
Facebook- Medya-Bilim nereye? (2)
24 Haziran 2016
Facebook'u Doğru Okuyabiliyor Muyuz? (1)
16 Mayıs 2016
‘’Toplum Aslantepeyi Sahipleniyor’’
25 Nisan 2016
Şu mesele var ya! Şu mesele!
21 Nisan 2016
Büyükşehir Belediyemiz yetkililerinin bu konularda Yetkilerini kullanmalarını bekliyorum (3)
20 Nisan 2016
Büyükşehir Belediyemiz yetkilerinin bu konularda Yetkilerini kullanmalarını bekliyorum (2)
19 Nisan 2016
Büyükşehir Belediyemiz yetkililerinin bu konuda Yetkilerini kullanmalarını bekliyorum (1)
13 Nisan 2016
Tarım Fuarımız ve düşündürdükleri
23 Mart 2016
Herkes konuşuyor, Üniversitemiz yine susuyor?
04 Şubat 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık mektup
03 Şubat 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık mektup (9)
02 Şubat 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık mektup (8)
01 Şubat 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık mektup (7)
31 Ocak 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık Mektup (6)
28 Ocak 2016
Üniversitemiz Rektörü Cemil Çelik’e açık mektup (5)
27 Ocak 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık mektup (4)
26 Ocak 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık mektup (3)
25 Ocak 2016
Rektörümüz Sayın Cemil Çelik’e açık mektup (2)
24 Ocak 2016
Rektörümüz Cemil Çelik’e açık mektup (1)
12 Ocak 2016
Aydınlarımıza ne oldu böyle!
Haber Yazılımı