Yazı Detayı
16 Eylül 2017 - Cumartesi 20:03
 
On İki Eylül Sıcağı Sürerken...
Süleyman Özerol
 
 

"12 Eylül Mantığı" belki de ülkemizin en kötü döneminin ürünü olarak zaman zaman karşımıza çıkıyor.

Bir yüzbaşının bir okulun resmi evrak masasını açma yöntemi, işkence ve kutsal değerlerin arkasına sığınmak...

Demek ki faşizm yaşıyor...

"Anıya Benzer" anı-deneme kitap taslağının birincisi tamamlandı. İkincisi,"On İki Eylül Sıcağı Sürerken" başlığı altında 12 Eylül anılarımla başlayacak.

Bölümler buradan alıntı yapıldı.

 

İlk Günden...

 

16 Mart 1981 günü hava çok güzeldi. Öğleden sonra ikinci dersin teneffüsü yakınken hanıma çay demlettim. On beşten fazla bardağı bir tepsiye koyarak köşedeki kuyunun betonu üzerine götürdüm, demlikleri de getirttim. Zil çaldığında öğretmenleri çağıracaktım ve birlikte çay içecektik. Okul binası ile lojmanların arasındaki boşluktan birkaç cemsenin geçtiğini görünce, “Yine doğuya doğru bir yere operasyona gidiyorlar” diye mırıldandım. Okulun doğusundaki geniş alana döndüklerinde ise operasyonun bizim için olduğunu anladım.

Gelenler çocukları okul bahçesinde sıra yapmamızı söylediler. Merakla biriken köylüleri okulun bahçesine sokmadılar, caminin yanındaki yolda beklettiler. Yüzbaşı, bakkal Uğurlu Hasan’ı “kimliği yok” gerekçesi ile tokatlamaya başladı. 14 cemse ve dört-beş sivil araçtan inen sivil-asker görevliler her yana dağıldılar, okul çepeçevre silahlı adamlarla kuşatıldı. Caminin yanındaki yolda dizili olan köylüler olanları şaşkınlıkla izliyorlardı.

Müdür odasına gittiğimde elinde uzun namlulu silahıyla bir sivil polis pencerenin önünde ve masanın üzerinde duran kitapları göstererek, “Bunlar niye burada?” dedi. Mart ayı mali yılbaşı olduğundan demirbaş eşya sayımı yaptığımı söyledim. Bir süre orayı burayı karıştırdı. Gelen bir asker, “Okul müdürünü yüzbaşı çağırıyor” dedi. Ortaokulun müdür odasına vardığımda dolabı açmış, masanın çekmecesini de zor kullanarak açmaya çalışıyordu. Askerlerden “mânile” istedi. Kırarak açmak istediği belliydi.

“Anahtarı vardır, niye istemiyorsunuz?” dedim.

“Anahtarı ver” dedi.

Burasının ortaokulun müdür odası olduğunu söyledikten sonra Ahmet’e haber saldım anahtar için, Urfa’da unutmuş. Manivela ile çekmeceleri zorlayınca, “Ne yapıyorsunuz? Niye kırıyorsunuz? Yarın anahtarı getirir açarız” dedim. Çekmeceleri açmaya çalışırken yüzüme bakmadan konuşmaya başladı:

“Nerelisin sen?”

“Malatyalıyım.”

Manivela ile çekmeceyi kırmaya çalışmak için uğraşırken;

“Neresinden?” dedi.

“Hekimhan” dedim.

“Memurun maaşını niye vermedin?”

“Benim memurum yok.”

“Bordrolarınızı kim yapıyor?”

Öğretmen arkadaşlardan birinin yaptığını söyledim. Başını kaldırıp yüzüme baktı;

“Sen ortaokulun müdürü değil misin?”

“Ortaokul binamızda eğitim-öğretim yapıyor. Bu oda idare odası, üç dersliği de onlar kullanıyor.”

“Buraya Malatyalıları doldurmuşsun. Peki, iki öğretmenin tayinini niye çıkarttın?”

“Ben vali ya da Mili Eğitim Müdürü değilim. Tayin komisyonunda da değilim. Bu nedenle kimsenin tayininin çıkmasında yetkili olamam.”

“Siz iki müdür buradan gideceksiniz.”

“Neden olmasın? Biraz da başka yerde çalışırım. Benim için ülkenin her yeri bir...”

Çekmeceleri kırmış ve karıştırıyordu...

 

Üçüncü Günden...

 

Yer beton, hava soğuk, ortam daha da soğuk. Bazen işkenceyi düşündüğüm oluyor. “Ya bana da işkence yaparlarsa? Ya işkencede ölürsem? Yirmi sekiz yaşındayım ve ölümden korkuyorum. Eşim, oğlum, kızım şu an neredeler, ne yapıyorlar? Evde yalnız kalabiliyorlar mı? Korkmazlar mı?

Şair, “Ölüm, hoş geldi sefa geldi” diyordu. Başka bir şair de şöyle diyordu:

 

“Şu dünyada üç nesneden korkarım

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.”

 

Daha başka bir şair bunu şöyle tamamlıyordu:

 

“Ölüm haktır, öleceğiz.

Ayrılık da şöyle böyle,

Ya yoksulluğa ne diyeceğiz?”

 

Ölürsem eşim ve çocuklarım gurbet ellerde ne yaparlardı?

Hayır, hayır! Artık ölümden korkmuyorum! Az yaşasam da, çok yaşasam da sonu ölüm. Olsun da 28 yaşında olsun! Ölümden korkmuyorum artık! İşkence mi? O daha ölümün bir parçası... Bir yandan ölümü düşünürken, bir yandan da manevi büyüklerimizin koruyuculuğuna inanıyordum. Çok geçmeden buradan çıkacağımı da düşünüyordum.

Perşembeyi Cumaya bağlayan akşam arabesk yok! Kutsal Cuma akşamı olduğundan mı acaba? Arkadaşlar, “Haber gelmiş, yarın bırakacaklarmış” dediler. Askerler konuşurlarken duymuşlar. Hemen hepimiz türkülerle tanışıktık. “Aldırma Gönül”, “Dostum Dostum”, “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz”, “Altın hızma mülayim” derken sıralandı türküler. Sahnede duran Antalyalı asker elindeki sert plastik copla hareketler yaparak eşlik ediyordu:

 

Sen ağlama anam dertlerin çoktur

Çektiğin çilenin hesabı yoktur

Yiğitlik yolunda üstüme yoktur

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

 

Çıkarken...

 

Girişteki bölmenin önüne geldiğimde göz bağını çıkarmamı söyleyerek yandaki sandığı işaret ettiler, oraya attım. Kalın camlı gözlükleri olan içerideki asker, “Bir yerinde yaran var mı?” dedi.

Tatlı tatlı kaşınan ellerimi uzatarak “Yara yok da biraz şiş var” diyerek gülümsedim. Zoraki gülümseyen asker önündeki deftere on parmağımızın izini aldı. Demek ki işin kolayını bulmuşlar. Parmaklar şişince izleri daha belirgin oluyor. Çevreme bakındım, merdivenin başında yanında bir astsubay ile İshak Çavuş duruyordu. Bakındığımı görünce, “Kaç yaşındasın?” dedi. “Yirmi sekiz” deyince yanındaki astsubaya dönüp bir şeyler söyledi. Sahnenin bulunduğu yere gönderildim, tutanakla eşyalarımı teslim ettiler. Antalyalı askerin uzattığı kâğıdı imzalamadan önce okumak istediğimi söyledim.

“Şimdi okumanın sırası değil. Birisi eşyalarınızı teslim aldığınız, diğeri de serbest bırakıldığınız için” dedi. Kemerimi almak istediğimde bir kemer alıp uzattı.

“Bu benim kemerim değil” dedim.

“Bu kadar kemerin içinde senin kemeri nerede bulalım? Dur bakalım, sana iyi bir kemer bulayım” diyerek onlarca kemerin içinden motifli bir deri kemer seçip uzattı. Yine benim kemerim olmadığını söylediğimde;

“Olmasın, bu iyi bir kemer, bunu al” dedi.

Kemeri aldım, cebimden çıkan paranın hepsini askere verdim.

“Akşamki çayların parası” dedim.

Oldukça bozuk para vardı. Paraya bakınıyordu...

“Olsun, hepsi sende kalsın” dedim.

 
Etiketler: On, İki, Eylül, Sıcağı, Sürerken...,
Yazarın Diğer Yazıları
13 Ağustos 2018
Eskiden YSE Denen Bir Kurum Vardı
11 Ağustos 2018
Ankarada Tanıdığım Sanatçılar
09 Ağustos 2018
Her Davranışı Özgürlük Sanmak...
06 Ağustos 2018
Arguvan Vakfı ve Çalışmaları Üzerine
01 Ağustos 2018
Arguvan Türkü Festivalinde Nazım Hikmet ve Uğur Mumcu
28 Temmuz 2018
Tanrının Evini Yıkmak
25 Temmuz 2018
“Eller Sığdı Ben Sığmadım Halpız’a”
20 Temmuz 2018
Hekimhan’ı Kaydetmeyi Sürdürüyoruz…
17 Temmuz 2018
Atatürk Devrimi ve Çağdaş Demokrasi
16 Temmuz 2018
“Sen Kirlenme Ben Öleyim Akdeniz”
12 Temmuz 2018
Kul Yaratmak ve Bazı Uygulamalar Üzerine
10 Temmuz 2018
“Bir Adam Öldü Akşamüstü”
06 Temmuz 2018
Halkı Tanımak Gerek
02 Temmuz 2018
Her Gün Yazmazsam Rahatsız Oluyorum
30 Haziran 2018
Ankara’da Son Haftadan Notlar
25 Haziran 2018
Orhan Kemal ve Ünal Küpeli
21 Haziran 2018
Babamın Şiirleri ve Bir Baba Şiiri
18 Haziran 2018
Ahim, Evangelist Kilisesi ve Bor
12 Haziran 2018
Kadını Yok Sayanlar Azınlığa Düştüğü Zaman
11 Haziran 2018
Hollanda’da Bir Haftanın Son Dört Günü
08 Haziran 2018
Hollanda'dan Enschede ve Deventer Notları
05 Haziran 2018
Veda Sokağındaki Elma Ağacı ve Ters Site
04 Haziran 2018
Hollanda’dan Birkaç Konu
31 Mayıs 2018
Vahide Uğurcuklu
28 Mayıs 2018
Oruç, Nefsin Terbiyesidir
25 Mayıs 2018
Sen Yaralı Temmuz Gibisin
22 Mayıs 2018
Âşık Mahzuni ve İki Anma
21 Mayıs 2018
Masallarla Uyutmak ve Uyandırmak
19 Mayıs 2018
Kaydedeceğiz…
17 Mayıs 2018
Malatya ve Malatyalılık
11 Mayıs 2018
Kamber Nar’dan ‘Nar Taneleri’
09 Mayıs 2018
Bin Dokuz Yüz Yetmiş Yedi Unutulmaz Yılın Adı
04 Mayıs 2018
Süleyman Özkan
30 Nisan 2018
Resim Yapmaya mı Karar Versem?
26 Nisan 2018
İki Kadın Fotoğrafı
21 Nisan 2018
Hasan Gül’den Akçadağ Köy Enstitüsü Ziyareti Notları
14 Nisan 2018
Okulumuzu Yok Ettiniz, Sevinin!
06 Nisan 2018
Teslim Budak
31 Mart 2018
‘Dil, Düşüncenin Evidir’, Onu İyi Kullanmak Gerek…
27 Mart 2018
(Ozan Der) Ölümsüzlüğünün 45. Yılında Âşık Veyseli Andı
21 Mart 2018
Ankara’daki Hekimhanlılar Derneği 16. Genel Kurulunu Gerçekleştirdi
19 Mart 2018
“Aşağısı Hep Kaplumbağa”
16 Mart 2018
Gözlerin Aklıma Geldi
12 Mart 2018
Sakin Olmak ve Bazı Güncel Konular Üzerine
05 Mart 2018
'Aşık Veyselli Yıllar' ve Veysel Kaymak
03 Mart 2018
Şair, "Yalnızlık Benim Saltanatımdır" Demişti
17 Şubat 2018
"On Üç Yıllık Sevdam"
15 Şubat 2018
Musa Dinç ve Şiirleri Üzerine
29 Ocak 2018
Baki Yaşa Altınok’tan, ‘Ali Baki Gül Baba Divanı’
22 Ocak 2018
Kenan Şahbudak Ozan-Der’de Dördüncü Kez Başkan
19 Ocak 2018
Örenli Gelin ve İlhan Kızılay
10 Ocak 2018
‘Dede Sazıyla Çalmayı Modern Değil Diye Gizliyorduk’
08 Ocak 2018
"Şiirin Kıyısında" Bir Tarihçi
02 Ocak 2018
Zeki Şahin; "Silah Şiddettir, Kandır; Saz Sevgidir, Kardeşliktir, Barıştır..."
28 Aralık 2017
Hüseyin Şahin’den “Mezarımın İşareti Kırmızı”
11 Aralık 2017
Hüseyin Kara (Karani)
06 Aralık 2017
Akçadağ Öğretmen Okulu ve Ben
04 Aralık 2017
Her İşin Başı Eğitim
27 Kasım 2017
“Kültür Yozlaşıyor, Kaynak Kişiler de Tükeniyor.”
20 Kasım 2017
“Gençlerin de Bu Kültürü İleriye Taşıyacağına İnanıyorum”
17 Kasım 2017
İlkokul Üçüncü Sınıf Öğretmenim İsmail Yıldırım
16 Kasım 2017
Ceviz Ağacındaki Resim
15 Kasım 2017
“Fikrim Saçımı Ağarttı”
06 Kasım 2017
Ülkenin Harcında Yel Olamamak…
04 Kasım 2017
Mıroğlar Mezrası Kültür Evinin Sorunları
02 Kasım 2017
Kayalardan Türkülere, Deyimlere…
31 Ekim 2017
Laiklik, Tahammül Demektir
18 Ekim 2017
“Şiir, Her İnsanın Reçetesine Yazılmış İlaç Gibidir.”
16 Ekim 2017
Tüm Mektuplarım Sana
07 Ekim 2017
“Yine Mi Etek Sarı?”
03 Ekim 2017
Bir Güne Sığamayan Ben...
02 Ekim 2017
Kültür, Yaşamın Her Alanını Kapsar
23 Eylül 2017
Ballıkaya’da “Etek Sarı Arguvan” Belgeseli Çekimi
12 Eylül 2017
Çulha, Çulhalı, Çulhalık…
11 Eylül 2017
Esiri Baba Çulhalı'da Anıldı
09 Eylül 2017
KEMAL KESKİN VE “SOKU DİBİNDE KUZU”
06 Eylül 2017
“Görünüşleri fakir, fakat gönülleri zengin…”
29 Ağustos 2017
Werin, Ez Bêjim…
26 Ağustos 2017
“Belediyenin kültür politikası ve kültür müdürü olmalı”
21 Ağustos 2017
Elifçe; “Kızlar Okusun İstedim Onlara Yazdım, Köylülüğün Değişimini Yazdım...”
18 Ağustos 2017
Yöresel Türküler Yok Oluyor
15 Ağustos 2017
Bir Yozgat Sürmelisi; Songül Yılmaz
08 Ağustos 2017
Virani Baba ve Amberi Baba Üzerine Savlar
05 Ağustos 2017
Dostlar Korosu İlk Koristlerinden, “Ruhi Su’dan Bize, Bizden Zamana”
04 Ağustos 2017
İlk Kez Arguvan Türkü Festivaline Gitmedim Diye Dünya Yıkılmadı Ya...
31 Temmuz 2017
Irgat'ın Çocuklarının Sünnet Düğünü ve Şahin Kılıç
28 Temmuz 2017
“Kaydetmezseniz Kaybedersiniz” diye Boşuna Mı Çırpınıyorum?
20 Temmuz 2017
Elektrik, Sağlık Ocağı, Yol ve Diğer Konular
19 Temmuz 2017
Savaş ve Kinin Uzaklaştığını Göreceğiz…
12 Temmuz 2017
Onlar Gibisi Yetişmiyor Artık…
10 Temmuz 2017
Hasan Karaca; “Sevemiyorsanız, Bir Şey Üretemezsiniz…”
04 Temmuz 2017
Dünyanın En İlginç Yarattığı…
03 Temmuz 2017
Çadırda Kimler Vardı?
28 Haziran 2017
Ağızda Uzaklaşma, Geleneksel Olmayan Çalgılar...
23 Haziran 2017
Ömer Eroğan Şiiri, Abacı Düzyazıyı Seçmiş…
20 Haziran 2017
Başkavak (Mihail) Köyü Ve Derlemeler Hakkında
19 Haziran 2017
Sesine Dokunamamak, Nefesini Görememek…
16 Haziran 2017
Şair Şahan Düzgün’den Üç Kitap Birden
10 Haziran 2017
Zahide Can'dan İlk İki Kitap
06 Haziran 2017
Elektrik Kesilmeleri Ve Diğer Sorunlar
05 Haziran 2017
Malatya İle İlgili İki Bildiri
31 Mayıs 2017
Ne Yazık Ki Halk Kültürü Yağmalanıyor
30 Mayıs 2017
Ozanlar Festivali, Yazıcıoğlu ve “Yaralandım”
24 Mayıs 2017
Mayıs Günlüklerimden…
22 Mayıs 2017
Kendi Evladının Tedavisi İçin Çok Geç Kalmıştı
08 Mayıs 2017
Ahmet Hamdi Şahin
04 Mayıs 2017
Yaralı Dişbudak Ağacı
29 Nisan 2017
FAŞİSTLİK…
11 Nisan 2017
Sanatçı Polis; Boray Yenipazar
29 Mart 2017
Kaybettiğimiz İki Değerli Ağabeyimiz;
18 Mart 2017
“Geçirmez” Denilen Çanakkale'yi Simgeleyen Andacın
15 Mart 2017
MUHTAR GAZİ TOPAL (Yarsever)
11 Mart 2017
DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNDE İKİ ETKİNLİK
06 Mart 2017
M. Hayrettin Abacı ve Zülfikar Sezen’e Mektubu
22 Şubat 2017
“Halk Ozanı Emekli Olmaz”
17 Şubat 2017
Süleyman Özerol'un "Televizyonu Nasıl Buldum" Kitabındaki Bazı Öykülerin Çözümlemeleri
09 Şubat 2017
VAHAP AYGÜL
03 Şubat 2017
Hekimhanlı Ozan Kul Emici’nin İkinci Kitabı: Gelmedin Leyli’m
30 Ocak 2017
MALATYA KÜLTÜRÜNE GÖNÜL VERENLERDEN SÜLEYMAN ÖZEROL
21 Ocak 2017
"Hekimhan'a Bağlı Hacılar Köyü" Kitabı Çıkıyor...
16 Ocak 2017
Akçadağ İstasyonu ve Ali Doğan’dan; “Bizim İstasyon Yıkıma Uğratıldı?”
07 Ocak 2017
Bunlara İnsan Demeye Dilim Varmıyor
01 Ocak 2017
Songül Dündar, “Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü” Aldı
25 Aralık 2016
Sanki de içten ağlıyorsun; fotoğrafın öyle diyor
27 Ekim 2016
“ÇARESİZİM” VE FATOŞ ÖZGÜL
13 Temmuz 2016
Hüseyin Yılmaz: Fotoğrafçı, Kuratör, Çevirmen, Editör...
08 Temmuz 2016
SEMT PAZARLARI İLE İLGİLİ SORULAR
14 Haziran 2016
Yoğun Bir Yaz Olacağını Düşünüyorum
13 Haziran 2016
Sacit Yılmaz; Birinci Sınıftan İtibaren Fotoğrafçılık Kolunda…
09 Haziran 2016
Masallarla Uyutmak ve Uyandırmak
31 Mayıs 2016
"Malatya Basın Tarihi" ve “Hekimhan Kitaplığı Oluşturulmalıdır" Bildirimiz
28 Mayıs 2016
ŞİİR BİR SOLUKLANMADIR
23 Mayıs 2016
“Bir Türkü Söyle...”
13 Mayıs 2016
Meslek Okulları İşlevini Yitirdi
07 Mayıs 2016
Belediye otobüsleri “yaşlı otobüsleri” mi oluyor?
03 Mayıs 2016
Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Doğduğu Köyde Anıldı
30 Nisan 2016
MUSTAFA CANÖNDE
22 Nisan 2016
HEKİMHANLI MUHAMMET YILDIRIM
20 Nisan 2016
HEKİMHANLI MUHAMMET YILDIRIM
16 Nisan 2016
Cehaletin Varlığı ve Ağırlığı
06 Nisan 2016
Cehalet, Önyargı, Sevgisizlik, Çıkarcılık...
11 Mart 2016
“İncir çaldığı zaman gökte uçan kuşlar dallara konar, onu dinlerdi"
24 Şubat 2016
Malatya-Sivas Yöresinden Kadın Ağzı Uzun Havalar
22 Şubat 2016
HASAN AKTAŞ'IN YAPITLARI
25 Ocak 2016
Bir Zamanlar Malatya’da Hasan Aktaş Vardı
24 Ocak 2016
“DÜNYAYI İNSANLIĞIN BARIŞ VE HUZUR CENNETİ YAPIN”
17 Ocak 2016
Şehriban Kırıcı: “Her Şey Şehirlerde Bozuluyor"
11 Ocak 2016
Melih Yılmaz’dan“Seni Seviyorum Hekimhan”
Haber Yazılımı