Yazı Detayı
18 Kasım 2017 - Cumartesi 13:06
 
Sese Sarılmak
Ferman Salmış
 
 

Her şarkı kendi sesine sarılır.

 

İnsan sestir; sesin anlamıdır, sesin avazıdır, sesin kendisidir…

Ses; sesten çok daha fazlasıdır; düşünsenize sessiz kalmayı bir başarı sayıyoruz çoğu kez. Sessizliğin kendisi çoğu zaman delirticidir ve insan en çok sessizliğe tahammül edemez aslında. Oysa günümüzdeki ses ve gürültü kirliliği nedeniyle, sessizliği bir liman olarak tanımlıyoruz ve çoğu kez böylesi limanlara sığınmak için çabalıyoruz.

 

Zaman, kendi sesini ve değerler yargısını oluşturuyoruz. Müzik türleri, değişen zevkler ve sanatsal eğilimler bir bağlamda sesle ilişkileniyor. Sesin kendisinin ne kadar değerli olduğunu, belki de onun yokluğunda yani sessizlikte anlıyoruz.

 

Hayat, kendi şarkısını kendi dilinde söylüyor. Duygularımız, düşüncelerimiz, ayrılık ve kavuşmalarımız sesle, müzikle resimlenebilir, betimlenebilir. “Hoş geldin!” “Hoşça kalın!” kelimeleri gizemli kelimelerdir. Yükleri ağırdır; insanı, en büyük ve derin yolculuklarına sürüklerler. Genellikle güzel şeyler veya kırıcı şeyler bir sesle/sözle başlar ve öylece akar hayat; kıyılarını yontarak, kırarak, dökerek, sürükleyerek…

 

Sesli düşünmek, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlidir. Düşündüklerinizi sesinizle dışarıya yansıtıyorsunuz. Konuşmalarımızı o zaman yüzümüze de yansıtırız ve yüzümüz bir ekran gibi sese adeta bir fon oluşturur. Jest ve mimikler sesin görselleri olarak yorumlanmaktadır.

 

Şehirlerin sesini duyarız; onların avazı farklıdır; hikâyeleri değişiktir. Kesik bir yaradan söylenir bazıları; bazıları bir nehrin akışıdır; bazıları bir sokağın başındaki yüce bir çınarın gölgesi. Ama tartışmasız olarak, bütün türkülerin, şarkıların gölgeleri üzerimize düşer ve duygu dünyamızı dalgalandırır.

 

Fahri Kayahan’ın sesi, Malatya sokaklarında dolaşır; kaldırımlar bu türküleri hepimizden daha çok tanır ve hisseder. Onun türkülerindeki ses ve hikâyeler kırılgandır, yanık bir çarşının sesidir, eski bir merhaba, kırılmış bir gülüştür. Ama hala bizimledir ve bizdendir. Sese öylesine sarılırız işte. Sesi kendi sesimiz sayarak ve ona kendi türkümüzü yükleyerek söyleriz.

Sonra coğrafya, şehir kendini sesle gösterir ve onları da unutmayız, doldururuz sesimize. Bir şehrin en güzel yüzü, en buruk hatıraları yine bir türküde karşılaşır bizimle.

Siz siz olun, sesinize sarılmayı unutmayın! Belki de bir iki türkü ezberlemeyi de…

 
Etiketler: Sese, Sarılmak,
Haber Yazılımı