Yazı Detayı
13 Eylül 2018 - Perşembe 09:32
 
Takvimde 12 Eylül
Osman Tosun
 
 

Bu gece nedense huzursuzum bir sağa dönüyorum bir sola gece lastik gibi uzadıkça uzuyor sabah bir türlü gelmek bilmiyor… Sonra sabahı boş boş beklemektense Ayşe Kulin’in Kanadı Kırık Kuşlar kitabını elime alıp okumaya başlıyorum; bari uykusuzluk bir işe yarasın. Bizim Bani’nin havlama sesiyle pencereye bakıyorum şafak sökmek üzere… Yataktan doğrulup kalkıyorum gözüm takvime takılıyor günlerden 12 Eylül… Yüreğimi buruk bir hüzün kaplıyor! Yüzümü Beydağlarına dönüp geçmişe düş yolculuğuna çıkıyorum…

***

12 Eylül 1980 sabahı uyanıp pencereden dışarı baktığımda rahmetli Belediye şoförü Muzaffer Akpınarı görmüştüm…  Nedir bu askeri cemseler dediğimde” kalk kalk devrim oldu ekmek dağıtıyoruz” diye espri yapmıştı. Daha sonra radyoyu açtım darbeci generallerin bildirisi okunuyordu; sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini gazetecilerin basın kartlarını göstererek Garnizon Komutanlıklarından sokağa çıkma belgesi alacağını söylüyordu… Bende o yıllar Demokrat Gazetesi muhabirliğini yapıyordum; Yeşilyurt Garnizon komutanlığına giderek belge almak istedim. Garnizon komutanı henüz kendilerine bu konuda emir gelmediğini daha sonra uğramamı söyledi. Eve döndüğümde radyo kapatılan gazeteleri sayıyordu; bizim gazetede kapatılmıştı. Böylelikle bizim gazetecilikte son buldu.

Daha sonra gözlerimize at gözlükleri bağlanarak tutuklandığımız günler başladı…

Gece yerleştirecek yer bulamadılar, her yer ağzına kadar tutuklularla dolmuştu. Gündüz Şoför okulunda yer olduğu söylendi; bizi askeri araca bindirerek Şoför Okuluna götürdüler. İçeri girdiğimizde İstanbul’dan uçakla getirilen ülkücü tutuklularla karşılaştık; gece uyurken onlar bizden biz onlardan çekindiğimiz için, bir onlardan bir bizden nöbetçi kalıyordu…

Bu düzen değişecek dediğimizde bu düzeni sahiplenip karşımıza çıkan ülkücüler de bizimle aynı kaderi paylaşıyorlardı. Önce bizi birbirimize kırdırmış, sonrada her ikimizde tutuklamışlardı…

Daha sonra adaleti sağlamak için bir sağdan bir soldan astık diyordu darbeci general!  

***

Neydi 12 Eylül bizim için;

Düşlerimize sevdalarımıza pranga vurulduğu gündü…

Bu dünyaya dair hayallerimiz vardı; İnsanın insanı sömürmediği, kula kulluk edilmediği eşit özgür ve adil bir dünya istiyorduk…

Hayatlar buna adanmıştı…

Ne para ne pul,

 Ne makam ne mevki peşindeydik.

İnsanın insanı sömürmediği, adil bir dünya için canlarımızı vermeye hazırdık.

Birçok can, bu uğurda gözünü kırpmadan ölüme yürüdü…

Nice canlar yavukluya sarılmadan bu uğurda toprağa düştü…

Çok mu şey istiyorduk?..

İnsanları sömürerek servetlerine servet katanlardan, emeğimize el koyup keyif çatanlardan, alın terlerimizi istiyorduk!

Emekçilerden çaldıklarını istiyorduk!

Onlarsa daha fazla sömürmek daha fazla semirmek istiyorlardı…

İşte takvim yaprakları 12 Eylül 1980’ni gösterdiği gün, Sömürü düzeni sürecek diyenlerin kazandığı;

Bu düzen değişecek; insanın insanı sömürmesine son verilecek diyenlerin kayıp ettiği gündür!

Sömürü düzenlerini sürdürmek için neoliberalizmin zaferini ilan ettiği gündür.

 24 Ocak kararlarını uygulamak için caza evlerinin doldurulduğu, işkence tezgâhlarının çalıştığı, idam sehpalarının kurulduğu gündür! 

Emeğin kazanımlarının elinden alınıp sermayeye iade edildiği gündür.

Ve o günden sonra ideallerin yerini; koltuk sevdası, makam hırsı, köşe dönme, ayak kaydırma, bencillik, çıkarcılık aldı.

Her şey metalaşmış pazarda alınıp satılıyordu…

Toplumsal kurutuluşun yerine, bireysel kurtuluş, yaşam felsefesi oldu!

 
Etiketler: Takvimde, 12, Eylül,
Haber Yazılımı