Yazı Detayı
26 Şubat 2018 - Pazartesi 08:51
 
Vefanın En Güzel Örneği: Şehit Kütüphaneleri
Hasan Çelik
 
 

             İstanbul'a yağan kar kadar kıymeti kalmadı şehitlerimizin. Saniyelik görüntülerle geçiştirilen haberler ve yapay gündemin işgali altındaki ekranlar; ve bize ait olmayan onca program!..

***

            Kültürlü toplumlarda bırakın anayasa değişikliklerini hayatın doğal akışını düzenleyen bir yasa için bile fikirler üretilir ve ortak akılla yasalar çıkarılır. Ve yasalar siyasi menfaatler için değil toplumların menfaatleri için çıkarılırlar. Çünkü bekâsından emin olduğumuz devlettir, siyasi partiler değil!

***

            Kültürel erozyonun şiddetlendiği şu çağda ne vakittir ecdadımızın kemiklerini çiğniyoruz da ödenen bedelleri görmezden geliyoruz. Tamam, Atatürk'ü sevmeyin ama bir millete onurunu ve hürriyetini armağan etmiş, üstelikte cumhuriyet gibi eşsiz bir miras bırakan o güzel insana haksızlık da yapmayın!.. Toplumumuz, değerlerini kaybettikten sonra dizlerine vuran bir toplum yapısına sahip. Bu yapı değişmeli, insan sağken ‟kıymetiˮ bilinmeli. Sık sık tekrar ettiğim bir tespittir; rahmet ve merhamet sadece göçenlere değil, belki de en çok kalanlara gereklidir. Musalla taşı etrafında oluşan merhametimizi ve pişmanlıklarımızı hayatın genelinde yaşatabilmeliyiz. Yitirilen merhamet, sevginin katılaşması ve gönül kapılarımızın kapanması anlamına geliyor. Dilime pelesenk olmuş, Prof. Dr. Kemal Sayar hocamızın bir cümlesinin altını bir kez daha çizmek istiyorum; "İnsan; insanın kurdu değil, yurdudur!.." Bizler biri birimize yurt olmak mecburiyetindeyiz.

***

            Kültürel erozyonların en büyük işgal alanı hiç şüphesiz ki "eğitim"dir. Eğitim, çağlara yön verecek şekilde ve ipotekli bir sistemde yürütülürse -ki stratejik hesaplar böyle yapılmaktadır- bir ülkenin cephelerde elde edemediği başarılar kendiliğinden gerçekleşir ve bu stratejik hedeflerin kıskacında ki ülkeler, kendi işgalcilerini çiçeklerle bile karşılar duruma gelebilirler.

***

            Tamda bu noktada bize yol gösteren bir kavram karşımıza çıkmaktadır; "mankurtlaştırma"... Bu kavramı iyi idrak etmek ve bu kavramla yapılmak istenenleri görmek gerek, aksi hâlde kimliksiz bireylerden oluşan bir toplum yetiştirmiş olursunuz ve bu da kendi felaketiniz olur. Dr. İkram Çınar hocamızın tespitleriyle "mankurtlaştırmayı" şöyle özetlemek gerekirse:

            Mankurtlaştırma nedir?

            Mankurtlaşmak, ulusal kimlikten uzaklaşma, topluma ve kültüre yabancılaşma,  zihnin yeniden inşası yoluyla bilinçsizleşme, egemen güçlere ve süper devletlere yaranmayı içeren sosyo-kültürel bir kavramdır.

            Bir insan nasıl mankurtlaştırılıyor?

            Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı yapıtında anlattığı bir efsane vardır: Mankurt Efsanesi. Juan-Juan adlı barbar bir toplum, tutsak ettiği kişileri nitelikli (!) köleler hâline getirmek için onların belleklerini silermiş. Bunu şöyle yaparlarmış: Önce tutsağın başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bu arada bir deveyi keser derisinin en kalın yeri olan boynundaki deriyi tutsağın kanlar içindeki kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Kuruyup büzülen deri kafayı mengene gibi sıkıp, dayanılmaz acılar verirmiş. Bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp dışarı çıkamayınca başına batarmış. Tutsak başını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde dört beş gün aç susuz bırakılırmış. Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölürmüş. Kalanlar ise belleklerini yitirirmiş. Tutsak zamanla kendine gelir yiyip içerek gücünü toparlarmış. Ama o artık bir insan değil, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “mankurt” olurmuş. Bir mankurt kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için, efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı dahi düşünmeyen, hiçbir tehlike arz etmeyen bir köle. Onun için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmekmiş.

            Zihni yeniden kurgulanarak mankurtlaştırılan kişi, düşmanını “efendi” kabul ederek kendi halkına ve değerlerine karşı savaşan bir köledir. Okumuşlar kolay mankurtlaştırılabilirken halk aynı kolaylıkla ve kısa zamanda mankurtlaştırılamaz. Kültür kodları halkı kendi değerleriyle ayakta tutarken, aydın ya da yöneticiler gerek arayış içinde olmaları, yeni değerlere kontrolsüz biçimde açık olmaları ve bireysel çıkarlarını toplumsal çıkarların önünde tutmaları onları mankurtlaştırma sürecine sokar ya da bu süreci hızlandırır.
            İşte, toplumumuzda olup bitenleri bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Bugün Türk toplumu mankurtlaştırılıyor. Ulusal kimliği, kişiliği, dini, onuru dejenere ediliyor, aşağılanıyor. Geçmişimiz ve kim olduğumuz bize unutturuluyor. Azar azar, alıştıra alıştıra, şiddeti zamana yayıp yüngülleştirerek mankurtlaştırılıyoruz. Uygarlıkların beşiği olmuş bu ülkenin insanları mankurtlaştırılıyor! Topluma “geçmişi unut, kim olduğunu unut, geleceği düşünme, anı yaşa” düşüncesi genel geçer yapılarak mankurtlaştırılıyor. Başta artık bizim olmaktan çıkmış ulusal (?) kitle iletişim araçları olmak üzere her türlü araç bu amaçla kullanılıyor. Bir daha kendimizi toparlayamayacak biçimde zihnimiz yeniden inşa ediliyor! Böylece ulusal refleksimiz ve direncimiz kırılıyor. Görünüşe bakıldığında epey yol aldıkları anlaşılıyor.

***

            Tam da bu noktada ve mankurtlaştırmalara karşı toplumsal hafızayı diri tutan ve gönüllü insanların oluşturduğu Şehit Kütüphaneleri Ailesini tanımanızı istiyorum. Bu hafta ki yazımızı Şehit Kütüphaneleri Ailesine ayırmamızın en temel nedeni de bu gerekçelerdi.

            Şehit Kütüphaneleri Ailesi kimdir ve neler yapmaktadırlar?

            Şehit Kütüphaneleri; vatan savunmasında toprağa düşmüş kahramanlarımızın öykülerini yaşatmak ve onların mukaddes hatıralarını diri tutmak amacıyla bir araya gelmiş ve tamamen gönüllülük esasıyla hareket eden bir sivil toplum hareketidir. Şehitlerimizin doğdukları topraklarda ve ihtiyaçlar oranında kütüphaneler açıp, farklı illerde ki gönüllüleri bir araya getiren ve şehit aileleri arasında da manevi bir köprü oluşturan bir iyilik platformudur. Şehit Kütüphaneleri; bugüne kadar farklı illerde ve farklı seviyelerde (ilkokul-ortaokul ve lise düzeylerinde) olmak üzere 70'e aşkın kütüphaneyi hizmete sundu. Bir çok ilde de kütüphane hazırlıkları hızla devam etmektedir. Şehit Kütüphanelerine destek vermek ya da bulunduğunuz ilde ki bu gönüllülük hareketi içerisinde yer almak isterseniz, Şehit Kütüphanelerinin ‟http://www.sehitkutuphaneleri.comˮ adlı internet adresinden yetkililerle iletişime geçebilirsiniz.

***

            Toplumlar; hangi çağda olursa olsun ödedikleri bedellere sırt çeviremezler. Vatan kavramı; hem ortak bir toprak parçasını hem de ortak bir bilinci ifade eder. Geçmişi öğretemeyen toplumlar, gelecekte "zihni bulanık nesilleri" yetiştirmeye mecbur bırakılırlar. Onun için toplumsal bilince katkı sunan ve birçok okulumuzda eksik kalmış kütüphane ihtiyacını gidermeyi amaçlamış olan Şehit Kütüphaneleri Ailesinin tüm çalışmaları takdire şayandır ve yurttaşlar olarak hepimizin bu gönüllü birlikteliğe güç katması gerekir. Gönül isterdi ki vefa duygusunun karşılığı bu kadar ağır olmasaydı ve o yiğit kahramanlar asla ve asla toprağa düşmeselerdi. Bizler de birlikteliğimizi başka projelerde gerçekleştirseydik!..

 
Etiketler: Vefanın, En, Güzel, Örneği:, , Şehit, Kütüphaneleri,
Haber Yazılımı