Yazı Detayı
28 Şubat 2017 - Salı 08:40
 
Yakın Doğu; İran (2)
Memet Duran Özkan
 
 

Kum; Ayetullahlar Kenti

Kum, İmâmiye-i isnâ’aşer’iyye mezhebinin eğitim merkezi; devrimin temellerinin atıldığı ve başladığı;Fâtıma bint-i Mûsâ el-kazım türbesinin bulunduğu;otuz bin civarında mollanın eğitim gördüğü; devrimi kuran ve koruyan kadroların tamamına yakınının yetiştiği şehir.

İsmini çobanların yaptığı geçici “Kume” adlı çardaklardan alır. Kuruluş tarihi bilinmemektedir. Büyük İskender’in saldırısına uğrayan şehir, Sasaniler döneminde tarih sahnesindeki önemli yerini alır. 645 yılında İslamiyet’inhâkimiyetine girer.    

Hazret-i Fatıma Masume Türbesini ziyaret için otelden ayrıldığımızda mistik bir kente geldiğimiz hemen belli oluyordu. Hazret-i Fatma Masume’nin türbesine doğru bir hareketlilik vardı. Uzun cüppeli, siyah veya beyaz sarıklı insanların çokluğu dikkat çekiyordu. Bunlardan siyah sarıklıların peygamber soyunda gelen seyitler olduğunu, beyaz sarıklılarında dini eğitim almış din adamları olduğunu öğreniyoruz.

Hazret-i Masume türbesi altuni renkte üç kubbesi altı minaresi olan bir yapı.  410 bin m²lik bir alana sahip. Hazret-i Fatıma’nın mezarının olduğu alan 38 bin m². Şia ve Alevi inancının ortak değeri 14 masuma atfen 14 kapısı var. 15 inci kapı Ayetullah Humeyni adına sonradan açılmış.

Hazret-i Fatıma Alevi inancının temelini oluşturan 12 imamlardan 7.si olan İmam Musa el-Kazım’ın kızı, 8.İmam olan İmam Ali er-Rıza’nın kız kardeşi. Hz. Fatıma, İran’a yaptığı bir seyahat sırasında rahatsızlanarak 8 Kasım 816 yılında 26 yaşında burada vefat etmiş.

Hz. Fatıma Masume’nin vefatından sonra kum kenti Şia’nın en önemli dini merkezi olmuş. Türbenin mimarisi sizi büyülüyor. Altın kubbesi, giriş kapısı ve ayna ile süslenmiş iç mimarisi adeta bir şaheser. Türbenin içine girdiğinizde mistik ve ruhani havayı hissediyorsunuz. Hz. Fatıma Masume’nin mezarının olduğu alanda insanlar kabiri öpmek el sürmek için yoğun bir çaba içerisindeler.  Fotoğraf çekmemize izin vermiyorlar, biz yine de bir yolunu bulup bu insanların duygularını fotoğraflıyoruz.

 Kalabalığa ve gösterdikleri sevgi yumağı karşısındaki şaşkın ve birazda hayret içeren bakışımızı hisseden sevgili arkadaşım Sadık Gökgöz, bize İmam Cafer-i Sadık’ın şu sözünü naklediyor:

 “Hz. İmam Caferi Sadık buyurmuştur ki: "Allah'ın bir haremi vardır ki, o Mekke'dir; Resulullah'ın  bir haremi vardır ki, o da Medine'dir; Emir-ül Müminin Hz. Ali'nin  de bir haremi vardır ki, O da Kufe'dir; bizim de bir haremimiz vardır, o da Kum beldesidir. Benim evlat (torun)larımdan bir hanım orada defnedilecektir ki ismi Fatıma'dır. Kim onu ziyaret ederse, cennet ona farz olur." şimdi çok daha iyi anlıyorduk içinde bulunduğumuz atmosferi.

Bu mekân bizim alışık olduğumuz cami ve türbe görüntüsünden çok uzaktı.Hareket halinde olan kalabalıkbir insan grubu vardı. Bir grup namaz kılıyordu. Bir başka grup oturmuş sohbet ediyorlardı. Birçoğunun önünde açık kitaplar birşeyler okuyorlardı.Bağdaş kurup oturmuş birçok din görevlisi sohbet ediyorlardı.Başka bir grup Hz. Fatıma Masume’nin kabrine ulaşmak yüz sürmek çabası içerisindeydi. Hemen türbenin önünde bir grup erkek ve kadın saf tutmuş cenaze namazı kılıyorlardı. Alışık olmadığımız bu görüntü karşısında yine şaşırmıştık. Biraz ters gelebilir ama İran’da kadını, her alanda görebiliyorduk.

 Bu atmosfer içinde çok fazla şey görme çabası içinde olan bizlerde hayretler içinde bir sağa bir sola gidiyor fotoğraf çekiyorduk. İlk kez böyle bir iç mimariyle karşılaşıyorduk. Her yan çok sayıda ayna ile süslenmiş, göz alan avizelerle aydınlatılmıştı. Daha sonra,bu tarz iç mimariye İran’ın hemen hemen her yerinde rastlayacaktık.

Türbenin hemen yanı başında bir kent müzesi var. Müzede, birçok eser sergileniyor.  İran resim ve minyatür sanatının örneklerini, çeşitli dönemlerde kalma kutsal mekânların kapıları ve İran Şahlarının resimlerini görmek mümkün.  Çeşitli İslam ülkelerinde resim, heykel, tarihi kalıntılara karşı gösterilen tepkinin İran’da olmadığını, gezimizin hemen başında gözlemleyerek öğreniyoruz..

Kum kentinde ayrılma zamanı gelmişti, tur otobüsümüze binerek heyecanla görmeyi arzuladığımız İsfahan’a doğru yola koyulduk.

Yolumuz üzerinde yer alan Kaşhan’a uğradık. Burada UNESCO Dünya Kültür mirası arasında sayılan Fin Bahçesine, Farsça adıyla Bagh-e Fin uğradık. Bahçe bugünkü halini Şah Abbas döneminde almış.İçinde doğal fıskiyelerin ve yüz yıllık ağaçların olduğu bahçe yaz aylarında doğal bir serinlik vermekteymiş. Bahçedeki havuzları ve kanalları besleyen su, hemen gerisinde bulunan yamaçlardangeliyor. Fin hamamı, bahçenin en önemli yerlerinden biri. Hamam, dönemin reformist veziri Amir Kabir’in, Nasereddin şah tarafından gönderilen bir cellat tarafından, hamamda öldürülmesiyle ünlü. Olay balmumu heykeller ile canlandırılmış.

Nasereddin Şah çok alkol kullanan biriymiş. Yine çok sarhoş olduğu bir gün, annesinin telkinleriyle Amir Kabir’in ölüm fermanını verir. Annesinin niyeti dostunu vezir yapmaktır. Amir Kabir sabah banyosunu yaparken cellat içeri girer, ölüm emrini Amir Kabir’e iletir. Amir cellattın bunu yapmasına izin vermez, bileklerini hizmetlisine kestirir ve kan kaybında ölür.  Sarhoş olduğunda verdiği emirleri hatırlamayan Nasereddin Şah ikinci gün hatasını anlar kararından vazgeçer ama artık çok geçtir. Reformları ile tanınan başarılı vezir çoktan infaz edilmiştir. 

Devam edecek

 
Etiketler: Yakın, Doğu;, İran, (2),
Haber Yazılımı