Yazı Detayı
02 Mart 2017 - Perşembe 10:11
 
Yakın Doğu; İran (4)
Memet Duran Özkan
 
 

Nakş-ı Cihan

Evet artık o çok merak ettiğimiz meydana doğru yöneldik. Arkadaş grubumuz ve turda tanıştığımız diğer arkadaşların en çok merak ettikleri alana nihayet ulaşmıştık. Fotoğraf makinası görevini gören cep telefonları bol bol fotoğraf çekmeye hazırdılar.

Fotoğraf makinamı kavradım rehberin peşine takıldım. Grubun bir diğer fotoğraf çekme meraklısı ,SelçukEracun’da rehberin bir adım gerisindeydi. Selçuk gezi boyunca çok resim çekti. Fazla sohbet etme imkânımız olmadı. Sanırım kişisel gelişimci,yoga ve meditasyon eğitmeni Mert Güler’le birlikte geziye katılmıştı. Daha sonra WhatsApp üzerinde çektiği fotoğrafları bizimle paylaştı; iyi resimler çekmişti.

Nakş-i Cihan Meydanı Farsça adıyla Meydân-e nakş-e cahân “Dünya’nın resminin meydanı”. UNESCO’nun dünya mirası listesinde yer alıyor. 160 metre genişliğinde 560 metre uzunluğunda 89.000 m²’lik bir alan.  İran’ın ve bölgenin en geniş meydanı.Meydan; Ali kapı, Şeyh Lütfullah cami ve Şah Cami gibi tarihi yapılarla çevrili. Tüm bu yapılar sıra dükkânlarla bir birine bağlı. Meydanın ortasında süs havuzlar yer almakta.

Hava soğuk. Hafiften yağmur serpiştiriyor. Alan çok kalabalık değil. İnsanlar daha çok kapalı alanlara yönelmişler. Havanın bu durumuna rağmen faytoncular turistleri meydanın içinde gezdiriyor. İranlı gençlerden oluşan bir grup farsça şarkı söyleyip eğleniyorlar. Ve fotoğraf çeken insanlar,daha çok fotoğraf çekmenin telaşında. Bu atmosfer içinde Ali Kapı’ya yöneliyoruz.

 

Âli Kapı (Âli Kapısı), İran'ın İsfahan şehrinde Safevi döneminde yapılan bu saray, Nakş-ı Cihan Meydanı'nın batısında bulunuyor.

1598'de, I. Abbas tarafından yapılmış. Saraya meydanın batı kenarındaki Taçkapıdangeçilyor. 6 katta oluşan saray 16.yy sonunda 17.yy başlarında inşa edilmiş. Saray meydana hakim bir konumda.Taçkapı, kubbeli bir dehlizle bahçeye açılıyor. Girişin sağında ve solunda birer salon katı, bunların üstünde de yaklaşık 10 m yüksekliğinde tek bir kabul ve tören salonu bulunuyor. Salonun meydana bakan cephesinde Tâlâr adı verilen geniş bir balkonu var.  Şah ve maiyetindekiler meydanda yapılan bayram şenliklerini buradan izlermiş. Nakş-ı Cihan Meydanı'nı çevreleyen dört yapıdan Ali Kapı Sarayı, siyasete karşılık geliyor.

Ali kapısından çıkıp Şah Camisi’ne yöneliyoruz.  İran mimarisinde önemli bir yere sahip olan cami, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almakta. Yapımına 1611 yılında başlanıyor. Yedi renkli mozaik fayansları ve kaligrafik yazıtlarıyla meşhur.

Kubbesinin altındaki merkez noktadaki akustik özellikler turistlerin ilgi odağıdır. En ufak bir ses salondaki herkes tarafından rahatlıkla duyulmakta.Rehberimiz FarhadShakib farsça bir şarkı mırıldanarak bu akustik özelliği bize canlı yaşatıyor.

Şeyh Lutfullah Cami, dini ve bilimsel araştırmalar için yapılmış.Haremdeki kadınların eğitimi için kullanılan bu mekâna, minare yapılmamış. O dönem camiye,  sarayla bağlantılı bir alt geçittenulaşılıyormuş.

Nakş-i Cihan Meydan gezimizin sonuna gelmiştik. 2 saate yakın serbest zamanımız vardı. Bizde alışverişe yöneldik. Farsça hiç anlamıyorduk. Öncelikle Sadık’ın tercümanlığına ihtiyacımız vardı. Tur arkadaşlarımızdan bir grup çay ocağına yönelmişlerdi. Bizde onlara katıldık. Ankara Cem Vakfı Şube Başkanı Faruk Ali Bey, yönetim kurulunda Kadim bey,  din hizmetlerini yürüten Ali bey, Orhan Karaca, İzzettin Şahin ile hoş bir sohbete daldık. 

İsfahan’dan ayrılma vakti gelmişti. Meşhed’e geçmek için havaalanına hızlı bir giriş yaptık. Ama uçağımız 2 saatten fazla rötar yaptı. Hava koşullarının kötü olması bizimde hava yolculuğumuzu olumsuz etkiledi. Uçağın düştüğü Türbülans korkuya neden oldu. Cemal Ağdağlı ile koridor tarafında aynı hizada oturuyorduk. Cemal abinin o anlarını ve kendi söylemiyle salavat getirişini özel sohbetler dışında yazmayacağım. Meşhed’e geç saatlerde ulaştık.

Nişabur

Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;

Suçumuza duamıza önem vermeyen;

Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;

Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

Nişabur Hayyam’ın memleketi; Hacıbektaş-ı Velinin doğduğu topraklar; Selçuklu devletinin kurulduğu;  İslam Tasavvufunun oluştuğu mistik tarihi kent.

                Meşhed’denayrılarak Nişabur’a doğru yola koyuluyoruz. Ömer Hayyam’ın anıt mezarını ziyaret edeceğiz. Rehberimiz Ömer Hayyam’dan Farsça/Türkçe rubailer okuyor. Farsça anlamama rağmen adeta bir şiir dili. Biz Hayyam’ı daha çok rubaileri ile tanıyoruz. Filozof kişiliği, matematik, astronomi bilgisi bizde çok bilinmiyor. 1079 yılında Melikşah tarafından kabul edilen Celali Takviminin, Hayyam’ın başında olduğu kurul tarafından hazırladığını da öğreniyoruz. Bu takvimde bir yıl 365 gün 6 saat hesaplanmış. Yılbaşı olarak nevruz günü, takvimin başlangıcı olaraktan Hicret kabul edilmiş.Bu gün, İran ve Afganistan’da hala bu takvim kullanılmakta.

Hayyam’ın yaşamı hakkında AminMaalouf’un Semerkant romanında anlatılanları okumayanımız yok gibi. Dönemin önemli üç şahsiyeti bu topraklarda aynı dönem yaşamış. Roman kurguda olsa Hayyam, Nizamül-Mülk, Hasan Sabbah aynı dönem içinde yaşadıkları ve ilişki içinde oldukları genel kabul gören bir anlayış.

Anıt mezar ağaçlık bir alanda, mevsim kış olduğunda ağaçlar uykuda. Oysa ilkbaharda kayısı çiçekleriyle her yan beyaz oluyormuş. Malatyalı olarak kayısı ağaçlarını burada görmek bizi bir başka mutlu ediyor. Yerel rehberimiz Farsça Hayyam’ı anlatıyor rehberimiz Muhammet anında çeviri yapıyor. Mezarı İranlı bir sanatçı tarafından tasarlanmış, sekiz üçgen ayak üzerine inşa edilmiş kubbemsi bir yapı.  

Anıt mezardan ayrılarak Hacı Bektaş-ı Veli’nin doğduğu FusencanKöyüne gidiyoruz. Herhangi bir anıt veya Hacı Bektaş-ı veliyi tasvir eden bir yapı yok. Üzülüyoruz. Moralimiz bozuluyor. İran Kültür bakanlığı birarsayı  kamulaştırarakHacı Bektaş-ı Veliye ‘e ait bir anıt yapmak istiyormuş, arsa sahibi arsasını satmaya yanaşmıyormuş. Öylede kalmış. Tadımız kaçıyor. Meşhet’e tekrar dönüyoruz.

Akşam yemeğinden sonra Sadık ve tura katılan bir grup dede, İmam Rıza’nın türbesini ziyaret için otelden ayrılıyor. Biz ve bir grup arkadaş gündüz İmam Rıza’yı ziyaret etmeyi planlayarak otelde kalıyoruz. İranlı yöneticilerin, tarihi mirasa verdikleri önemi gördükten sonra; Hacı Bektaş-ı Veli konusunda bir şey yapmamaları bizi şaşırtıyor. İlerleyen saatlerde Sadık lobide bize katılıyor. Ehl-iBeyt ve Kerbela  üzerineduygu dolu bir konuşma yapıyor. Hz. Hüseyin’in Kerbela ’da kardeşi Hz Abbas’la diyaloğunun geçtiği bölümde, gözlerinde yaşları tutamıyor. Ortamı sessizlik ve hüzün kaplıyor. Gözler Hüseyin’e ağlıyor.Yürekler yezide lanet okuyor. Duygulanıyoruz. 

Devam Edecek

 
Etiketler: Yakın, Doğu;, İran, (4),
Haber Yazılımı