Yazı Detayı
04 Eylül 2018 - Salı 09:38
 
Yaylalarımız
Selami Yücel
selamiyucel@hotmail.com
 
 

Yaylalar; daha ziyade yaz aylarında hayvan otlatmak için gidilen, evcil olmayan hayvanlarla yaşadığımız yüksekçe yer demektir. Türkiye’de motorlu taşıtların yoğun olmadıkları dönemlerde daha çok çıkılırdı yaylalara. Özellikle yaz günü, sıcaktan bunalan kişilerin nefes alabildiği ve hayvanları otlatmak için çıktıkları bulunmaz alanlardır yaylalar. Baharın gelmesi, yağmurların yağması ile yaylalar yeşile bürünürdü. Yaza doğru alçak yerlerin modası geçer yaylalara göç başlardı. Hayvan sürüleri ile birlikte yaylaya çıkmak bir güzellikti. Çünkü: alçak kısımlara sıcaklık basıyor, yüksekler serinliklerini muhafaza ediyordu. Yaylalardaki otlar da kolay kolay sararmıyordu. Bu durum beslediğimiz keçi koyun gibi hayvanlara da olağanüstü olanak tanıyordu.

                ANKARA YAYLALARI

Ankara’ya 1997 yılından geldikten sonra yaylalara ve ormanlık alanlarda yürüme alışkanlığı bende oluşmuştu. Tabii ki bu işi bilen ekiplerle yürüyorduk; tırmanıyorduk dağlara yaylalara. Tabii çantalarımız sırtlarımızda, sularımız şişelerde. Yaylalardan sulak alanlardan göllerden geçiyor,  subaşında bir yerde konaklayarak çantalarımızı açıyorduk. Yorgunluk üzerine sulak bir yerde gölgede oturup yiyeceklerimizi çiğnemek, sularımızı içmek mükemmel haz verirdi bize. Kolayına dememişler yaylada yenilen peynir ekmek, şehirde yenilen kaburgadan daha lezzetli gelir insanlara. Yukarıya doğru tırmana tırmana yoruluyorsunuz, terliyorsunuz. Birden bire serin bir yere bağdaş kuruyorsunuz. Yemeğinizi yedikten sonra tekrar yola revan oluyorsunuz.

 Ankara yayla evleri ormanlık alanlarda bulunduğu için kalın kalaslardan yapılmıştı. En yükseği iki katlı idi. Yayla ile de uyumlu evlerdi onlar. Ama üzülerek söylüyorum ki evlerin hemen hemen tamamı hurdaya çıkmış. Sessizliğe bürünmüş. Niye diyeceksiniz?  Artık millet hayvancılık yapmıyor, yaylalara çıkmıyor. Herkes kalem tutmaya çaba gösteriyor, deniz kenarlarında tatillerini yapıyorlar da ondan.

 Yayla evlerini millet sayfiye evi gibi görmeye başladı. O güzelim direklerden yapılan evler yerini villalara bırakmış. Babaları, dedeleri yaylaya çıkan, hayvan otlatanların çocukları dede mekanlarını sayfiye yeri olarak görmeye başlamışlar. Villa yapmaya ne gerek var. Dedenizin, babanızın hatta sizin de minikken oturduğunuz evleri sağlamlaştırıp restore ettirseydiniz ya. Ne gerek vardı bir yığın para vererek üç katlı villa yapmaya. Ankara yaylalarını dolaşırken çoğu yerde böyle düşündüm. Keşke senede on beş gün gelip otursanız bari.  Yaylayı gezerken beş on evi kontrol ettim hepsi de kapalı idi. Demek ki o evleri yapanlar işin şakşağına kaçmışlar. Çocukları zaten sosyeteye karışmış. Onlar hiç uğramıyorlar. Yaylalardaki betondan yapılan yapıların da yaylaların özelliklerini bozduklarını söyleyebilirim.  Bu yaylaları gezerken keşke o yayla sahipleri o yaylaları aslına uygun modernize etselerdi turizme açsalardı diye çok düşünmüşümdür. Ama yaylaların özelliklerini bozmadan. Yayla turizmi diyenler var ya!

MALATYA YAYLALARI

                Gelelim Malatya’nın yaylalarına. Doğu Anadolu biliyorsunuz iklim olarak yazları sıcak ve kurak, kışları da soğuk ve kar yağışlıdır.  Diğer yaylalar ormanların arasında omlarına rağmen Malatya yaylalarında sadece otlar ve yabani ağaçlar ve bitkiler vardır. Başka bir anlatımla Malatya yaylaları çıplaktır ama hayvan otlatmaya da müsaittir. Ben şehir çocuğuyum. Malatya’nın göbeğinde doğdum büyüdüm. Yaylaya çıkma ihtiyacı da duymadım. Zaten Malatya’nın merkezi Cennet gibi idi yayla gibi idi. Otlatacak sürülerimiz de yoktu. Bir iki Malatya yaylasına da çıktım. Yaylaların en önemli özelliği suyunun mutlaka bir su kaynağının olmasıdır. Su olmazsa yayla olmaz. Su varsa yeşillik de vardır. Yayla da vardır. Çünkü hayvanların otlatılması ve yaşaması suyun ve yeşilliklerin olması ile mümkündür. Malatya köylüleri yaylalara hayvanları için çıkardı. Ankara’da ormanlarda ağaçlar, ağaçtan yapılmış yayla evleri varsa, bizim de kıl çadırlarımız vardı. Pratikti, al kıl çadırları çık yaylaya kur karayazıya. Türkülerde de çok geçer kara çadır.

Kara çadır is mi tutar oy oy

Altın kılıç pas mı tutar

Anan ağlar bacın ağlar

Elin kızı yas mı tutar

El kızıdır yas mı tutar

(Memed Ali...

Kara çadırlar kuruldu

İçinde demler sürüldü

Arife bayram gününde

(Kardaşım Osman vuruldu)2

(Eyvah eyvah...

Çekin çadırımı da lele kurun yazıya

Ot kalmamış da aney koyun ilen kuzuya

Ben de razımıydım bu kara yazıya

Yazan kâtip de kara yazmış yazımı

Di yeri yeri Urfa güzeli

Ne sen gelin oldun da ne ben güveği

                Şimdi düşünün. Araba yok kamyon yok. Sadece atlar eşekler ve at arabaları var. Köyden çıktın yaylaya. Çoluk çocuk, hayvanlar, köpekler. Günlerce git var yaylaya. Çadırlarını kur ve serin esen rüzgarlara ve havaya kendini teslim et. Ben bu yaylalarımıza at arabaları, eşeklerle, katırlarla çıkmayı, otomobil ve kamyonla çıkmaya tercih ederim. Çünkü yaylalar, yayla yolları ile birlikte yayla gibi yaşanmalı. Kara çadırlar yöremize uygundur. Yağmuru geçirmez, yazın serin kışın sıcak olurmuş.

                Yaylalarımız atıl kaldı ya; ne yapalım diye düşünenler çoğaldı. Şimdilik yayla sahiplerinin çocuklarının tek yaptığı şey bir konak yapıp senede beş on gün kalmak. Denizlerden bıkanlar yayla turizmi demeye başladılar. Nitekim Ayder sahasında izdiham yaşanıyormuş. Devlet el atmaya başlamış imar planı yapıyormuş. İmar planı dedikleri zaman yüreğim cız ediyor. Çünkü bu planları yapanlar hep nalıncı keseri kullanıyorlar. Hele de imar planlarında yolları geniş tutmaya başlarlar ise anlıyorum ki civar yerler Yeşilyurt gibi imara ve apartmanlara açılacak. Kurtlardan kuşlardan bana ne diyorlar. İmar dendiği zaman koruma ile birlikte olmalı ama bizimkilerin böyle bir düşüncesi yok, malımın üzerine mal, paramın üzerine para koyayım diyorlar. Yeşilliklerden, doğal güzelliklerden kurtlardan kuşlardan bana ne diyorlar.

                YAYLALAR VE DAĞLAR KONUSUNDA ÖNERİM

                Şimdi gelelim işin püf noktasına. Dağların ve yaylaların yerleşim hayatına katılması ile vahşi yaşam ve doğa kan kaybediyor. Sanıyor musunuz ki o yaylalarda, o dağ başlarında canlı yok, görmesek bile var. Kurtlardan, kuşlardan, kartallardan, kertenkelelerden, yılanlardan, ayılardan haber verin.

                Vahşi doğada tabiat kanunları hakimdir. Her canlı gücünün yettiği diğer bir canlıyı yaşamak ve yavrularını beslemek için diğerlerini yemek zorundadır.  Belgeselleri izleyin bakın o analar yavrularını beslemek için nelere katlanıyorlar. ? Yavrusunu beslemeyen, hellemeyen (üzerine titremeyen) ana mı var? O vahşi doğada anaların babaların çocuklarını beslemeleri için yaptıkları fadakârlıkları bir izleseniz hayret edersiniz.

                Bir konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Bazı ayılar, kurtlar, tilkiler köylere kadar inmeye başlamışlar. Acı bir durum. Bu hayvanlar niye köylere, hatta şehirlere kadar iner. Cevabını hemen vereyim, kendilerinin ve yavrularının beslenmeleri için. Demek ki: Onların yaşam alanlarını daraltıyoruz. Hatta; Onların yaşadığı yerlere yiyecek, içecek de bırakmıyoruz, hep bana Rab bana diyoruz. Geçenlerde bir belgesel izlemiştim. Bir ana tilkinin iki yavrusunu besleme mücadelesini. Anne tilki tüm mücadelesine rağmen av yapamıyor ve yavruları aç kalıyor. Yuvası da köye yakın bir yerde. Tepeden köyü izliyor ki köyün körpe tavukları köyde yaylanarak dolaşıyor. İştahı kabarıyor ağzının suyu akıyor. Yavruları da aç. Köye inmenin tehlikesinin de farkında buna rağmen kurnaz tilki. Allem edip kullem edip tavuklardan birini avlıyor. Çocuklarına kral bir ziyafet çekiyor. Köylüler bunu anlıyorlar ve tilkinin izini sürüyorlar. Tüfekler ellerinde. Bir yerde rastlayarak ana tilkiyi öldürüyorlar. O tilki yavruları halen gözlerimin önüne geliyor. Acaba tek başlarına hangi hayvanlara o yavrular yem oldular. İnsanın canı var da hayvanın canı yok mu?

                Şimdi nasihat zamanı. Değerli insanlar, insanoğlu insanlar. Dağlara, yaylaların tepelerine kadar yol yapmayın, asfalt yapmayın, doğal yollar olduğu gibi kalsın. Dağ ve yayla hayvanlarına müdahale etmeyin. Yaylalarda, dağlarda yaşayan canlıların yaşamasına katkı yapın. Sizlerin canı varsa onların da canı var, sizlerin yavruları varsa onların da yavruları var. Lütfen tabiatımızı, doğal güzelliklerimizi bozmayalım.

 
Etiketler: Yaylalarımız,
Haber Yazılımı