Alevilikte Nevruz: Velâyet Kandilinin Sönmeyen Nurudur Ali-1

Aleviliğin kendi inanç sistemi içerisinde teolojik felsefesini de oluşturan üç önemli makam mevcuttur ve bunlar sırasıyla: Ulûhiyet (Yaratıcı olan Allah), Nübüvvet (Peygamberlik) ve Velâyet (Nübüvvet mirasının yeni kuşaklara taşınması ve yaşatılması) makamlarıdır. Bilindiği gibi İslamiyet, Kur’an-ı Mukaddeste buyurduğu gibi insanlığa gönderilen “son din” ve Kutlu Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ise “son peygamber” yani dünyayı şereflendiren son Elçidir.
Peki, son Peygamberin mirasını, getirdiği ve yaşatılmasını istediği bir toplumsal hayatı, ondan sonra kim yaşatacak veya itilaflı hallerde kim topluma önderlik edip, Hakk yolunu gösterecekti? Bir düşünün Hz. Peygamber’e ve Onun tebliğ ettiği dine, daha O hayattayken muhalefet eden binlerce insan varken, onun dünyadan ayrılmasıyla kimler muhalif olma konusunda kıran kırana yarışmazlardı ki?

Bugün, pek çoğumuz farkında olmazsak bile, Hz. Muhammed’in (sav.) büyük bir sosyolog olduğunu yaşamındaki uygulamalardan anlayabiliyoruz. Toplumsal dönüşümün sancılarını nasıl yönettiğinin de ayrıca farkında olmak gerekiyor. Bütün yaşamını cehaletle savaşa adamış Kutlu Peygamberimiz kendi ümmetini, ümitsiz bırakabilir miydi? Hiç şüphesiz ki bırakamazdı ve bırakmadı da! Elbette ki bu izahın Aleviliğin inanç havzası içerisinde böyle algılandığını ifade etmek gerekiyor. Hz. Peygamberden sonraki dini uygulamaların ve rehberliğin en büyük sancaktarı hiç şüphesiz ki Hz. Ali’dir. Hz. Ali’nin, miladi 21 Mart 598 (?) yılında Mekke’de doğduğu kabul edilir. Babası Hz. Peygamberin amcası Ebu Talip, annesi Fatıma bint Esed b. Haşim’dir. Hz. Peygamber, henüz çocuk olan Ali’yi himayesine alarak geçim darlığı çeken amcası Ebu Talip’e yardım etmek istemiştir. Beş yaşından itibaren Hicrete kadar Hz. Peygamber’in yanında büyüyen Hz. Ali, Müslümanlığı çocuk yaşta kabul eden ilk kişidir. Hz. Ali, On İki İmamın ilkidir. Çocukluğundan itibaren hiç puta tapmayan Hz. Ali, bu özelliği nedeniyle Müslümanlar arasında “Kerremallahu veche (Allah yüzünü şereflendirsin)ˮ sıfatıyla anılmaktadır. Hz. Peygamber’in sahabeleri içerisinde bu sıfatla anılan tek kişidir.
Ali gibi er gelmedi cihâne,
Oʼna da buldular bin bir türlü bahane.
(Derviş Ali)
O, Hz. Muhammed’in övgüsüne mazhar olmuş bir sahabedir. Hz. Peygamberin amcasının oğlu ve damadıdır. “Ben kimin dostu isem, Aliʼde onun dostudurˮ, “Ya Ali! Sen dünyada da ahirette de benim kardeşimsinˮ, “Her Peygamberʼin nesli kendisinden, benimkisi ise Aliʼden olacaktırˮ hadisleri Hz. Ali’nin Hz. Peygamber tarafından ne kadar sevildiğini göstermektedir. Ayrıca yine “Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdırˮ, “Ben kimin mevlası isem Aliʼde Oʼnun mevlasıdırˮ, “Ali bendendir, ben Aliʼdenimˮ, “O, benden sonra inananların velisi/vasisidirˮ, “Aliʼyi seven beni sever. Beni seven ise Allahʼı severˮ, “Ali’ye buğz eden bana buğz eder, bana buğz eden ise Allah’a buğz eder”, “Aliʼnin canı benim canımdır. Bedeni benim bedenimdir. Kanı benim kanımdır. Ruhu benim ruhumdurˮ “Ali benden sonra müminlerin önderidirˮ, “Ali ve ben aynı ağaçtanızˮ, “Ali Hak iledir ve Hak da Ali iledirˮ gibi hadisler onunla ilgili Peygamber Efendimizin en bilinen hadislerinden bazılarıdır.
Hz. Peygamber, Hz. Aliʼyi sadece övmekle kalmamış, kendisinden devam edeceğini söylediği nesli olan Ehl-i Beytʼini, Kurʼânʼla birlikte miras bırakmıştır: “Size uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Kurʼân-ı Kerim ve Ehl-i Beytʼim. Bu iki şey, Cennetʼte Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır.”
Hz. Ali, Hz. Muhammed (sav)ʼe Peygamberlik verildiği zaman, Hz. Haticeʼden önce Oʼna ilk inanan ve Oʼnunla birlikte ilk namaz kılan kimsedir. Mekke müşriklerinin Hz. Peygamberʼe ve Müslümanlara baskısı ve eza-cefası had safhaya ulaşıp sonunda Hz. Peygamberi öldürmeye karar verdiklerinde, Hz. Peygamber Yesribʼe (Medine) Hicret etmeye karar verdi. Hz. Aliʼyi kendini öldürmeye gelecek müşrikleri oyalamak ve yokluğunu gizlemek maksadıyla kendi yatağında bırakarak, gizlice, Hz. Ebu Bekirʼle birlikte Hicret etti. Hz. Ali de geceyi Oʼnun yatağında geçirmiş ve yokluğunu başarıyla gizlemiştir.